HASAN ASKER ÖZMEN

SER VERİP SIR VERMEYEN BİR YİĞİT
Hasan Asker Özmen
(1956-5 Ekim 1980)

1956 yılında Adana iline bağlı Şambayad köyünde Hüseyin-Mediha çiftinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi.

Hüseyin Özmen çiftçilikle geçinen yoksul bir köylü olmasına rağmen 5 çocuğunu da okutur. Çocuklarının hepsini çok sever ama Hasan’ı ayrı sevmektedir. Hasan köyünde ailesi akrabaları ve arkadaşları içerisinde çok sevilen zeki, akıllı bir çocuktur. İlkokulu köyünün adını taşıyan Şambayad İlkokulunda bitirir. Okulda çok sevilen başarılı bir öğrencidir.

Hasan’ın ağabeyi Cabbar Özmen kardeşi Hasan’ı anlatırken ”harika bir çocuktu, yardımsever gururlu, başarılı kimseye kötülük etmeyen elinden geldiği gücü yettiğince herkese yardım etmeye çalışan kendine has bir çocuktu.” diyor.

Evde ne anne ne baba çok karışmazmış; çok alıngan olduğu için kimse kendisine bir şey söylemek istemezmiş. Çünkü bir şey söylendiğinde  alınır yemek bile yemezmiş bu nedenle de çok sık hastalanırmış. Hasan kendine has tavrıyla gurur ve öfkesini içinde taşıyan, dışarıda oldukça sevecen bir çocukmuş.

Hasan’ın ailesi ve akrabaları yurtsever devrimci nitelikler taşımaktadır. Dolayısıyla Hasan devrimci düşüncelerintartışıldığı bir ortamda büyür. Yetişkinlik sürecinde sosyalizmi, dayanışmayı, paylaşmayı anlamaya, öğrenmeye çalışır.

1963-64 yılarında okula devam etmek üzere Adana merkezine, ağabeyinin yanına gelir. Tepebağ Mahallesinde İstiklal Ortaokulunda okumaya başlar. Çok başarılı bir öğrenci olur, tüm karnelerini her yıl takdirle alır. Okulun tatil olduğu zamanlarda da köyüne ailesine yardım etmeye gider. Ortaokulu başarıyla bitirdikten sonra Adana Erkek Lisesine başlar. Lisede de oldukça başarılıdır. Sınıflarını takdir ile geçer.

1973-74 yılında üniversite sınavına girer, ilk sınavda 400 puan alarak Ankara Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümünü kazanır

Artık Adana’dan ayrılmıştır. Ankaraya gelir okuluna kaydını yaptırır. O dönemde Hacettepe Üniversitesi daha çok devrimcilerin etkin olduğu bir okuldur. Burada devrimcilerle tanışır, yurtsever devrimcilerle hemen kaynaşır, halkın kurtuluşu yolunda gençlik mücadelesinin bir militanıdır. Okullarda, fabrikalarda, semtlerde bildiri dağıtır, afişlemeye çıkar; yaşamını işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesiyle birleştirir.

1977 yılında Halkın Kurtuluşu Gazetesinin merkezi basım ve dağıtımında görev alır. Yurt-Da Kitap evi artık mekânı olmuştur.

Halkın Kurtuluşu gazetesinin basımı ülke çapında dağıtılması, en ücra köşelerde yaşayanların eline geçmesi için her türlü özveriyi ve yaratıcılığı gösterir.  26 Aralık 1978 tarihinde  faşizmin Kahramanmaraş  kırımından sonra 11 ilde ilan edilen sıkıyönetim sonrası gazetenin İstanbul’da basılamaz duruma gelmesi üzerine İzmir’de basılması gündemdedir.

Hasan, basım ve dağıtım işlerini organize etmek için İzmir?e yerleşir. İzmir?de işçi sınıfının  kurtuluşu mücadelesiyle bütünleşir ve yoldaşlarıyla gecesini gündüzüne katarak gazetenin ülke düzeyinde basımı ve dağıtımını gerçekleştirir. Örgütüne bağlı, disiplinli, özverili  devrimci  komünist kişiliğiyle üstlendiği işte emeğini ve aklını birleştirip fedakarca çalışır.

1979 yılında sıkıyönetim ilan edildiğinde, sıkıyönetime cevap anlamında ”Mücadele durmayacak” başlıklı özel sayı basılır. Özel sayının dağıtımının da sıkıyönetim koşullarında özel olması gerekmektedir. Gazete özel sayısı uçakla illere dağıtılacaktır. Dağıtım işini Hasan üstlenir. Havaalanına geldiğinde görevli asker, ” açın kolileri, bakacağım” dese de Hasan kendine güvenli ve kararlı duruşuyla kolilerini açtırmaz ve dağıtım gerçekleşir. Eve geldiğinde kendisini merakla bekleyen arkadaşları dağıtımın sorunsuz olduğunu duyunca rahat bir nefes alırlar. Özel sayının sıkıyönetime rağmen yerine ulaştırılması moral anlamda güçlü bir etki yapmıştır.

1980 Yılı şubat ayında İzmir’de sıkıyönetim ilanı sonrasında Ankara Altında’?da gecekondu bölgesine yerleşir.Semtte oturan emekçilere ulaşmakta, onlarla bütünleşmekte hiç zorlanmaz; onlardan biri olarak günlük olaylardan hareketle politik yorumlar yapmaya, yönlendirmeye; emperyalizmi, faşizmi, demokrasiyi, işçilerin neden sömürüldüğünü, halkın kurtuluşu yolunu anlatmaya çalışır. Burada da tüm emekçilerin  ve yoldaşlarının sevdiği saydığı bir önderdir artık. Öyle ki semtteki tüm emekçilerin evleri  Hasan’ın gidip oturduğu, sohbet ettiği, çay içtiği evler olur.

Ülkede yükselen mücadele karşısında saldırılar da artmıştır. Faşizmin artan saldırılarına karşı mücadeleyi örgütlerken Hasan geminin hem kaptanı, hem tayfası olmuştur. Çalışma  gruplarında o vardır; duvar yazılamalarında, afişlemelerde, her türlü faaliyette hem önder hem de işin işçisidir. Bu arada, mücadele içinde gönlü de kaymıştır Altındağ’lı devrimci bir kıza. Mahallede nişan yapılmıştır. Tüm ailesinin, yoldaşlarının katılımıyla nişan töreni kitle gösterisine dönüşmüştür adeta. Süreç zorludur ve giderek artan sıkıntılı günler başlamıştır. Ardı ardına gözaltına alınanlar arasında  nişanlısı da vardır ve gözaltına alınanlar insanlık dışı uygulamlardan, işkencelerden geçmmektedir. Artık darbenin ayak sesleri giderek  hissedilmeye başlamıştır. Yoldaşları Hasan’la ilgili endişe duymaktadır onu korumak adına. Ama Hasan hâlâ mücadelenin en ön saflarındadır.

Ve 12 Eylül 1980, askeri faşist cunta..

Saldırılar daha da yoğunlaşmış, evler, okullar, işyerleri basılmaya başlamıştır. Muhalif tüm sesler, devrimciler, demokratlar, aydınlar tek tek gözaltına alınıp işkenceye tabi tutulmuştur. Hasan, faşist cuntaya karşı da mücadelenin en ön saflarındadır. Kendisine ”Hocam artık kendine daha dikkat etmelisin” diyen yoldaşlarına bir gün ”Ne olacak, alırlar ya üç gün içinde öldürürler ya da üç gün içinde serbest bırakırlar” der.
Ve 2 Ekim 1980 gecesinde Hasan, nişanlısı Birgül,  nişanlısının abisi ve yengesiyle birlikte gözaltına alınır. Ankara emniyetinde yeni kurulan işkencehane (DAL)’da tüm işkence yöntemleri, her tür teknik Hasan’ın üzerindeuygulanır. Devrimci Komünist  Partisine, yoldaşlarına ilişkin ağzından tek kelime bile çıkmaz; İfade vermeyi reddeder. 4 Ekim?i 5 Ekim?e bağlayan gece işkencede katledilir. Belgelere göre Hasan Asker Özmen’i sorgulayan komiser Enver Göktürk ve ekibidir. Özmen 4 Ekim 1980 günü saatler süren sorgudan sonra hücresine atılır. Sabah sayım yapılırken Özmen’in öldüğü fark edilir. Tutanaklara göre Hasan gözleri kapalı ve ayaklarını karnına doğru çekmiş, hücrenin bir köşesinde hareketsiz durumda bulunmuştur. Vücudunda elektrikten kaynaklı yanık izleri vardır.

Soruşturmada tanık olarak ifadesine başvurulan Birgül Kaya şunları söylüyordu: ”Başkomiser Enver Göktürk’ü nişanlıma işkence yaparken gördüm, nişanlıma cereyan veriyorlardı. Bunu gözüm bir ara açıldığında gördüm. Nişanlımın yanında bana da defalarca işkence yapıldı.” Hasan Asker Özmen’in sorgulandığı süreçte Ankara Emniyet Müdürlüğünde sorgulanan Kamber Ateş de ” Halkın Kurtuluşu grubuna o zaman müdür ya da müdür yardımcısı olan Enver Göktürk bakıyordu.. Yapılan işkencelerden sonra ismimi kabul etmem için babamı ve kardeşimi karşıma getirdiler.. O dönem, bir eylemde polis öldürülmüştü, o suçu bana yıkmaya çalıştılar. İşkencenin her türlüsü uygulandı üzerimizde. Ben ve Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Hasan Asker Özmen’le beraberdik. Hasan Asker Özmen işkencede öldürüldü. İşkenceciler Hasan’ı  polisi öldürdüğünü kabul etmesi ve eylemi örgütleyenlerin, katılanların  isimlerini söylemesi için vahşi işkenceler uygulayarak öldürdü. Tüm işkencelere rağmen direndik.” diye anlatıyor.

Hasan işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesinde  onurunu sınıf düşmanlarına çiğnetmedi.

Askeri Savcılık, Komiser Enver Göktürk ve polisler Serdar Kerem, Niyazi Porç hakkında ”işkence yapmak”tan dava açtı. Adli Tıp Raporu Özmen’in vücudunda görülen yanıkların elektrik akışı taşıyan sivri uçlu sıcak bir maddenin batırılmasından meydana gelmiş olduğu bildirildi. Üç polise Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesi ceza verdi. Askeri Yargıtay verilen kararı bozdu; İşkenceciler beraat ettiler.

Ailesi  cenazesini almak için Ankara’ya geldiğinde baba Hüseyin Özmen, ”benim oğlum karıncayı bile incitmezdi, neden benim oğlumu incittiler, ne istediler benim oğlumdan” demişti. Karıncayı bile incitmeyen, Çukurova’nın yiğidini askeri faşist cuntanın işkencecileri öldürmüş,  yine cuntanın askeri yargıtayı tarafından işkencecilerberaat ettirilerek  yeni işkenceler için cesaretlendirilmiş, önleri açılmıştı..

Hasan Asker Özmen  Adana İli  Şambayad beldesinde yatıyor..

Erdemleri rehberimiz , anısı yolumuza ışık olsun!

Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Unutturmak isteyenlere inat, unutmadık, unutturmayacağız!

YUSUF EKİNCİ


YUSUF EKİNCİ
(1956-11 Aralık 1977)
Tokat merkezine bağlı Karkıncık köyünde 1956 yılında doğdu. Karkıncı köylüleri tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlıyordu. Babası İsmail Ekinci annesi ise Gülsün Ekinciydi. Yusuf’un üç kız iki erkek kardeşi vardı. Aile az topraklı yoksul bir köylü ailesiydi.
Yusuf Ekinci Karkıncık Köyü İlkokulunu bitirdikten sonra ortaokulu ve liseyi Tokat’ta bitirdi. Tokat Lisesini bitirdikten sonra ablası Hatun Ekinci’nin yaşadığı İzmir’de Narlıdere’ye geldi. Narlıdere’de inşaat işçiliği ve narenciye bahçelerinde tarım işçisi olarak çalıştı.
Üniversite sınavlarına girmiş ve Bursa Yaygın Eğitime kayıt yaptırmıştı. Okula devam zorunluğu olmadığı için Yaygın eğitimde okumayı tercih etmişti. Narlıdere’de bir süre ablasının evinde kaldıktan sonra ağabeyinin oğlu ile birlikte ayrı bir ev kiraladı. Yaşamlarını gündelik işlerde çalışarak sağlıyorlardı. Narlıdere’de yeni arkadaşlar ve çevreler edindi. Modern revizyonizmin etkisi altındaki gençlerle tanıştı. O dönemde modern revizyonizmin etkisi altındaki gençler Dostlar Kıraathanesinde biraraya geliyordu. O da kahveye gider gelir buradaki politik tartışmalara katılırdı. Okumayı çok severdi. Ne bulursa okurdu. Politik bir yön arayışı içindeydi. Roman ve siyasi içerikte kitaplar okumayı severdi. Okuduğu kitapları tartışırdı. İşçi olarak çalıştığı iş yerlerinde kolaylıkla yeni ilişkiler, arkadaşlıklar kurardı. Bu süreçte inşaatlarda işçi olarak çalışırken Halkın Kurtuluşu gazetesi ile tanıştı.
Emperyalizm, faşizm, kapitalizm, artı-değer sömürüsü vb konularla ilgili yeni bir öğrenme sürecine başladı. Emperyalizm, modern revizyonizmin ideolojisi ve sosyalizmden geri dönüş sorunlarını anlamaya çalıştı. Sosyalizmin klasik kitaplarını okumaya başladı.İlk sosyalist ülke Sovyetler birliğinde 1953 yılında Kruşçev ve kliğinin iktidara gelmesinin ardından modern revizyonist ideoloji iktidara çöreklenmişti. Proleter devrimci ideolojiyi ve politikaları etkisiz duruma getirerek sosyalist yapılanmayı tasfiye etmeyi ve kapitalizmi ilerletmeye çalışıyorlardı. İzleyen dönemde devlet, devrim, demokrasi, sosyalizmin sorunları, dış politika konularındaki revizyonist ideoloji ve politikalar Brejnev döneminde de sürdürülerek kapitalizmin restorasyonu gerçekleştirildi..
Modern revizyonizmin karşı-devrimci özünü açığa çıkaran yayınları inceleyen ve sonuçlarını irdeleyen Yusuf proleterya devriminin temel sorunlarını özümseyerek dünyayı değiştirme, kapitalizmi yıkma ve sosyalist bir dünya için komünist devrimcilerin safında yer aldı. Dünyanın ezilen uluslarının ve emekçilerin emperyalizme ve modern revizyonizme karşı mücadelelerinde ideolojik-teorik mücadelenin, Marksist-Leninist teorinin çarpıtılmasına, revize edilmesine karşı pratik mücadeleyle birleştirmenin önemini kavradı.Modern revizyonizmin ideolojik etkisinden bir kopuş yaşadı. Dostlar kıraathanesinde modern revizyonizmin ideolojik tezlerini tartışmaya başladı. Modern revizyonizmin etkisi altındaki gençleri revizyonizmin devlet, devrim, demokrasi, barış içerisinde bir arada yaşama vb. tezlerini açığa çıkarıcı politik çalışmalar yürüttü. Modern revizyonizmin ve onun ikiz kardeşi reformizmin ideolojik etkilerinin devrimci, paylaşımcı ve ortaklaşmacı değerleri ve kazanımları çürüttüğünü yaşayarak görmüştü. Faşist, revizyonist ve reformist burjuva ideolojilerin çürümüşlüğünü günlük yaşamın siyasi sorunlarıyla ilişkili anlatırdı. Sömürücü zulüm düzeninin karşısında komünistlerin işçi sınıfına ve halka bağlılığını, çıkarlarını savunmadaki kararlılığının ve mücadelesinin işçi sınıfını iktidara taşıyacağını, işçi sınıfı iktidarının emekçilerin kurtuluşu sağlıyacağını başkaca da bir çözümün olmadığını belirtirdi..
Narlıdere’de Halkın Kurtuluşu gazetesinin dağıtıcılarından biriydi. Haftalık gazeteyi, disiplinli bir biçimde semtte oturan emekçilere dağıtırdı. Gazete dağıtımı aracılığıya emekçilerle yeni ilişkiler kuruyor, her yeni ilişkiden yeni hayatları ve yaşam deneyimlerini de öğreniyordu. Narlıdere Çamlıkta Yusuf’u herkes tanırdı, severdi. Onun canlılığını, ataklığını çürümüş sömürücü düzeni anlatırken heyecanını ve coşkusunun kendilerine geçtiğini farkederlerdi. Gür saçlarını tarar gibi yapar bıyıklarını çekiştirerek emperyalizmin vahşetini kapitalizmin sömürüsünü, düşük ücretleri, sendikasızlığı, konut sorununu, gecekonduları, ulaşım sorununu anlatır, sorunları çözmenin örgütlü mücadeleyle mümkün olduğunun propagandasını yapardı.
İşçilere emekçilere düzen partilerini; dönemin Adalet Partisini, Milliyetçi Hareket Partisini, Cumhuriyet Halk Partisini, bu partilerin çözüm olmayacağını; işçilerin kendi partisinde kendi sınıf çıkarları için örgütlenmesinin ve iktidar için mücadele etmesinin önemini anlatır inançla proleter devrimci hareketin saflarına katılmaya çağırırdı.
Narlıdere’de Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği’nin kurucularından biriydi. Genç işçilerin, öğrencilerinbağımsızlık demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin önderlerinden biri haline gelmişti. Yaşamının önemi ve anlamı işçileri, içlerinden biri olarak emekçileri çok sevmesi, değer vermesiydi; yaşamının yönü işçi ve emekçilerin yaşamlarını iyileştirme ve köhnemiş düzenden kurtulmanın yolunu açmaktı.İşçi sınıfının mücadeledeki rolünü ve işçilerin kurtuluşunun sosyalizm ile olacağını kavramıştı. İşçi sınıfı partisinin oluşumunun işçilerin kendi güçleriyle gerçekleşeceği bilincini taşıyordu. Proleter devrimci hareketin emekçilerin önüne koyduğu görevlerin önemini haftalık basından ve teorik yayınlardan izler ve işçi arkadaşlarına anlatırdı.Yusuf yoksul bir köylü ailesinden gelmenin bütün halkçı özelliklerini taşırdı. İşçi arkadaşları onu çok severdi, onlardan hem öğrenir hem de öğretir; onları harekete geçirir, sorgulamaya, tartışmaya yönlendirirdi. Yaşadığı, çalıştığı her yerde aydınlatma faaliyeti yürütürdü.
11 Aralık 1977 yerel seçimlerinde sandıkların bulunduğu Narlıdere Lisesi bahçesinde karşılaştığı modern revizyonist saldırganların silahlı saldırısına uğradı. Konak Devlet Hastahanesi’ne kaldırıldı, tıbbi müdahalelere karşın kurtarılamadı ve aramızdan ayrıldı ve ölümsüzleşti.

İSKENDER GÜL

Bu sürecin genç belleklerde de yer bulması açısından sosyo-politik durumu özetlemek gerekirse: Yıl 1979. Ara seçimler sonucu CHP hükümeti iktidarı yitirmişti. MSP ve MHP destekli MC hükümeti olarak da bilinen Adalet Partisi (AP) azınlık hükümeti, Tarişi ?terör yuvası? olarak tespit etti. Demirel?e göre ?Tariş Ecevit Hükümeti döneminde komünist militanların üssü durumuna getirilmişti ve orada komünistlerin kökünün kazınması gerekiyordu. Öncelikle idari kadrolar değiştirildi, Hükümetin İzmir Valiliğine gönderdiği 14 Ocak 1980 tarihli emir suç odaklarının ortaya çıkarılmasını ve gizliliğe riayet edilerek 22 Ocak 1980 günü suçluların yakalanmasını sağlayacak bir planın yapılmasını istiyordu. Ocak 1980 tarihinde işbirlikçi tekelci burjuvazinin ekonomik, siyasi, toplumsal krizi yoğunlaşmış, diktatörlüğün faşist provokasyon ve katliamları artmıştı. İMF ve Dünya Bankası tarafından yeniden yapılanma ve yeni emperyalist iş bölümü programı (24 Ocak kararları) ortaya konmuş ve yükselen emekçi halk hareketini bastırmak üzere sıkıyönetim ilan edilmişti ve 12 Eylül faşist askeri darbesine gidiliyordu. 24 Ocak kararları ile 12 Eylül faşist darbesi arasında doğrudan bir bağ vardır. Ülke genelinde yükselen devrimci dalga halk kitleleriyle giderek kucaklaşmakta, faşizme karşıdireniş yükselmekteydi. İzmir?de de Tariş işçilerinin direnişi ve diğer fabrika ve semtlerdeki destek direnişleri sınıf mücadelesinin gelişim düzeyini göstermekteydi. Direnişin yaygınlaşması ve siyasal karakteri sermayeye ve faşizme karşı direnişte siyasal bilinç, politik ve ideolojik duruşu, örgütlülük ve eylem düzeyini yansıtmaktaydı. Dolayısıyla egemen sınıflarca mutlaka bastırılmalıydı. Bu mücadeleler üzerinden elde edilen deneyimlerle, yaklaşan faşist zora ve darbeye karşı işçi sınıfının fabrikalarda ve işyerlerinde, emekçi semtlerinde, kırsal alanda direniş hattını örme perspektifi yaşama geçirilemedi. Bu nedenle de 12 Eylül askeri darbesi başarılı oldu. İşçi sınıfı ve emekçilerin tüm kazanılmışekonomik, siyasi, demokratik hakları gaspedildi.

22 Ocak 1980 sabahı Tariş’te henüz işbaşı yapılmamıştır. Yüzlerce polis ve jandarma tüm işletmelere operasyon düzenler. Panzerlerle kapılar kırılır, duvarlar yıkılır, kurşunlar sıkılır. Kolluk güçleri, polis ve jandarma öncelikle Üzüm İşletmeleri ve Yağ Kombinalarına girerek yüzlerce işçiyi gözaltına alır. İplik fabrikasında başta kadın işçiler polisi fabrikaya sokmamak için dişe diş mücadele eder. İşçiler faşist kadrolaşma ve işsiz bırakılma ile karşı karşıya olduklarını tespit ederek, hukuksuzluğa ve zor yöntemlerine karşı direnme kararı alır. Başlıca talepleri ise; gözaltına alınan yüzlerce işçinin serbest bırakılması, olaylardan polisin sorumlu tutulması, iş ve can güvenliğinin sağlanmasıdır. İstekler yerine getirilinceye kadar direniş devam edeceklerini açıklarlar. İşçiler ve devrimci çevreler birlik sağlarlar. İşçilerin faşizme ve sermayeye karşı mücadelesine Ege Üniversitesi öğrencileri de üniversiteyi işgal ederek destek verir. Öğrencilerle polis arasında çıkan çatışmalarda onlarca öğrenci yaralanır. İzmir, Gültepe, Balçova Belediyesi işçileri, Sümerbank fabrikası işçileri dayanışma eylemleri yaparlar. Çamdibi, Yeşilyurt, Buca, Gültepe, Bornova, Narlıdere, Bayraklı, Yeşildere esnafı devrimci komünistlerin çağrısına uyarak kepenk kapatırlar. Proleter devrimciler Çamlık, Yeşildere, Balçova, Üçkuyular, Bahçelievler, Yeşilyurt, Bornova, Çamdibi Bayraklı ve Gümüşpala?da gösteri yürüyüşleri düzenler. Özellikle de Çimentepe, Gültepe gibi gecekondu semtlerinde emekçiler sokağa çıkarak Tariş işçilerine saldırıları protesto edip, dayanışma eylemleri düzenler. Diğer fabrikalarda işçiler pasif direnişler gerçekleştirir.

Disk yönetimi, Tekstil Sendikası Genel Başkanı, Gıda İş Sendikası Genel Başkanı işçilerin direnişine karşı çıkarlar ve eylemliliklerin son bulmasını ve yeni bir sürecin başlamasını savunurlar. Tekstil Sendikası Genel Başkanı direnişin bittiğini açıklar. Revizyonist ve reformist sendika yöneticileri, direnişin kalkması gerektiğini zaten Disk’in genel greve gideceğini ve direnişin yasal olmadığını belirtirler. Sendika başkanları ve yöneticileri genel grev ve direniş komitelerini işlevsizleştirirler. Direnişleri kendi çizgilerinde yönetme çabası ve iradesi etkin olur. İşçilerin birliğini parçalamaya ve mücadeleyi kırmaya çalışırlar. Tekstil Sendikası Genel Başkanı Rıdvan Budak 4 Aralık 1982 tarihli Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte,”Tariş direnişini başlatan değil bitiren kurum olmuşuzdur..” demektedir. 24 Ocakta Disk, dayanışma amacıyla İzmir çapında tüm işyerlerindeki işçilerin katıldığı 2 saatlik iş bırakma eylemi yapar; 25 ocakta İzmir’de miting düzenler. Direnişe karşı çıkan sendikacıların etkisiyle işçilerin birliği parçalanır, bu dayanışma eylemlerinin ardından direnişçi işçiler direnişe güç toplamak ve birliği sağlamak için kendiliğinden son verirler. 22 Ocakta başlayan direniş 31 Ocakta yeniden başlamak üzere biter. Tariş Genel Müdürlüğü fabrikaların bir hafta süreyle kapatıldığını açıklar ve bu açıklamayı işçiler kendilerinin sokağa atılacakları biçiminde yorumlarlar. Genel Müdürlüğün açıklamasına karşın işçiler üretimin devam edebileceğini hasar tespiti için işletmelerin kapatılmasının gerekmediğini öne sürerler; fabrikaları boşaltmadan üretime devam etmek isteyen işçiler tekrar direnişe geçerler. Tarih 7 Şubat, polis operasyonu başlar. İplik fabrikası dışında tüm üniteler boşaltlır. I Nolu Üzüm İşletmesinde işçiler direnmeye kararlıdır. Polis panzerlerle işletmeyi kuşatır. ”Teslim olun etrafınız sarıldı”, ”Teslim olmayacağız”, ” Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atılır. Çatışma yaklaşık üç saat sürer. Birçok işçi yaralanır. Direniş şiddetle kırılır, fabrika boşaltılır, yüzlerce işçi gözaltına alınarak Alsancak Stadyumuna götürülür. Proleter devrimciler bütün fabrika ve işletmelerde Tariş işçilerinin mücadelesiyle bağlaşıklık kurmaya ve direnişi yükseltmeye çalışır. Binlerce bildiri dağıtılır, birçok fabrika işyeri ve atölyede, işçi semtlerinde, emekçiler destek eylemleri yapar, öğrenciler okullarda boykotlar yapar, yürüyüşler düzenler. Üniversitede öğrenciler boykot yapar fakülteler işgal edilir, Ankara yolu trafiğe kapatılır. Emekçilerin dayanışma eylemlerini kırmak için Çiğli, Çimentepe (bugünkü Güzeltepe) Maraş mahallerinde (bugünkü Yamanlar) devlet güçleri ile çatışmalar çıkar. Polisle halk arasında çıkan çatışmalarda, yurtsever devrimci öğrenci Cemil Oral polis panzerinden atılan kurşunla ölür, birçok insan yaralanır, yüzlerce emekçi gözaltına alınır.

Cemil Oral?ın ölümü Çiğli?nin emekçilerini ayağa kaldırır. 5000 emekçi iki gün gösteri ve protesto yürüyüşleriyapar. Devletin militarize güçleri yoğun kitlesel gösterileri ve yürüyüşleri izlemekle yetinir.

Gültepe?de Belediye Başkanı Aydın Erten halkı tahrik ettiği gerekçesiyle 8 şubatta gözaltına alınır, gözaltında işkence gören Aydın Erten Devlet Hastanesi’ne kaldırılır. Diktatörlüğün zor politikaları, tüm dayanışmacı düşünce ve eylemlere yönelir.10 Şubatta Yağ Kombinası işçileri işletmeye girmeyi başarırlar ve direnişe başlarlar. Kombinaya panzerle giren polisle işçiler arasında çıkan çatışmada üç işçi polisin açtığı ateş sonucu yaralanır işçiler fabrikayı tekrar boşaltır. 14 Şubatta İplik fabrikası militarist güçler tarafından tankıyla, panzeriyle, sarılır. Barikatlarda işçiler meşru direnme haklarını kullanır, bir yandan da birliği oluşturan güçler ne yapmaları gerektiğini tartışırlar, ”Birlik Dayanışmacı” taraftarı işçiler tartışma ve karar alma sürecini beklemeden fabrikadan dışarı çıkar ve teslim olurlar. Direnişin kırılma süreci başlar, işçilerin elleri başlarının üzerinde teslim olur. 270 İşçi Emniyette ve Karşıyaka Stadyumunda altı gün gözaltında tutulur, yedi işçi tutuklanır üç işçi hakkında da gıyabi tutuklama kararı verilir. 187 kişi ilk etapta sanık sandalyesine oturtulur ve yargılanır. Önce Çimentepe Mahallesi ardından da Çiğli İplik Fabrikası’ndaki direnişleri kıran güvelik güçlerinin son hedefi bir haftadır giremedikleri Gültepe’dir. 14 Şubat günü saat 20.30 da yursever devrimci genç öğretmen İskender Gül yaşamını yitirir. Cenazesi Kıbrıs Şehitleri İlkokuluna götürülür. Devrimciler okulun bahçesinde toplanır, saygı duruşu ve konuşmalar yapılır. Cenaze töreni hazırlıklarına başlanır ancak o günün koşulları içerisinde ne cenaze töreni yapılabilir ne de İskender’in yaşamına son veren kurşunun faili bulunabilir. Bu süreçte 16 Şubat Cumartesi günü sabah saat 6.00 da binlerce asker ve polis Gültepe’yi kuşatır. Cenaze törenine hazırlanan devrimciler İskender Gül’ün cenazesini Gültepe semti dışına çıkarmak zorunda kalırlar. Çıkan çatışmalarda 100 emekçi yaralanır. Cenazeye katılmak ve dayanışmak amacıyla semte gidenler de dahil olmak üzere 1500’e yakın insan gözaltına alınır. Tüm karakollar, stadyumlar gözaltı merkezidir artık! Karakollarda ve stadyumlarda emekçilere yoğun şiddet uygulanır. Gün boyu süren operasyon sırasında çıkan çatışmalarda üç polis yaşamını yitirir. Bir ay süren Tariş direnişi süreci biter. 20 Şubat’ta da İzmir’de sıkıyönetim ilan edilir. Direnişe katılan 187 işçiden 135 işçiye önce 25’er ay ceza verilir. Daha sonra yeniden görülen dava sonucunda dört işçi hakkında verilen idam cezası ömür boyu hapse çevrilir. 19 işçiye 12 yıl ile 18 ay arasında değişen hapis cezaları verilir. Diğerleri ise beraat eder.

Gültepe direnişine katıldığı gerekçesi ile 95 kişi hakkında dava açılır. Yargılamalar sonucunda üç kişiye idam, altı kişiye ömür boyu hapis, 49 kişiye de 20 ile bir yıl arasında değişen hapis cezaları verilir. İdam cezası verilenlerden Hıdır Aslan 1984’de Burdur Cezaevi’nde infaz edilir.

Tariş işçilerinin direniş sürecinde, Yeniasır, Günaydın, Hürriyet gazeteleri başta olmak üzere sermaye ve faşizm yanlısı medya organları iğrenç, yalan haberler üreterek devrimcilere komünistlere saldırırlar. Bu gazeteler, İskender Gül’ün halk mahkemesinde yargılanarak asıldığını, komünist olmadığını hafız olduğunu ; halk mahkemesinde yargılanan kişiler için yağlı ip,boğma zinciri, ölüm listeleri, tabutlar bulunduğunu yazarlar. Gazetecilik etiği ve haber ilkeleri sermayenin ve faşizmin çıkarları için bilinçli olarak unutulur 12 Eylül sürecine giden yolda basın yalan haber üreterek, devrimcilere güveni sarsmaya çalışarak Cuntanın yol taşlarını döşemesinde çok etkili olur. Dönemin TKP yandaşı Politika gazetesi de benzeri söylemlerleemekçilerin haklı ve meşru direnişini ”Maocu terörist grupların işi” olarak yorumlar.

Tariş işçilerinin mücadelesi, her şart altında emekçilerin talepleri temelinde örgütlenerek sermayeye ve faşizme karşı mücadeleyi mevcut olanakları kullanarak ve bununla sınırlamayıp mücadelenin ihtiyaçlarına uygun örgütlenme biçimlerini de yaratarak haklı ve meşru talepleri zemininde yürütebileceğini ve kazanımlar sağlayabileceğini göstermiştir. Aynı zamanda Tariş direnişi, sınıf sendikasından yoksun olmanın kazanımların korunamamasında ve ileriye taşınamamasında ne denli önemli olduğunun da bir örneği olmuştur. Tariş işçilerinin mücadelesi; işçilerin ve emekçilerin sermayeye ve faşizme karşı fabrikalarda, işyerlerinde ve yaşam alanlarında, Çimentepe, Maraş Mahallesi, Gültepe ve emekçi semtlerinde, fakültelerde, okullarda  dayanışmanın ve birleşik mücadeleyi örme kararlığının ve meşru direnişinin örnekleri arasında yerini almıştır.

İşçilerin ve emekçilerin bu haklı ve meşru mücadelesini ve yitirdiklerimizi saygıyla anıyoruz.

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelesi.

YAŞAR KEMAL

YAŞAR KEMAL’ e saygıyla

Türkiye işçi sınıfının, emekçilerin,ezilenlerin,yosul köylülerin yazarına selam olsun!

(6 Ekim 1923-Hemite / 28.02.2015 İstanbul)

”İnsan, evrende gövdesi kadar değil, Yüreği kadar yer kaplar…”

MUAMMER BULUT

 

MUAMMER  BULUT

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak Manisa’da dünyaya geldi. Devrimci yaşamına 1975 yıllında  başladı.  Proleter devrimci hareketin  saflarında mücadele etti. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği  üyesiydi.  Faşizmin saldırılarının yoğunlaştığı dönemde, emperyalizme ve faşizme karşı mücadelenin örgütlenmesinde yer aldı. Kısa zamanda atılganlığı ,cesareti ve bilinçi ile anti-faşist  mücadelenin önünde yer aldı. Sosyalizme olan inancı ve mücadeleci, dayanışmacı ve paylaşmacı  yaşamıyla bunu kanıtladı. Sosyalizm mücadelesinde,  faşist katillerin boy hedefi olmuştu ve iki kez silahlı saldırıya uğramış ve yaralanmıştı. 7.3.1980 günü Manisanın Turgutlu ilçesi Askerlik Şubesi’nin önünde kurulan pusuda faşist katilerin silahlı saldırısı sonucunda yaşamını yitidi.

O’nu Unutmayacağız!

Faşizme ölüm Halka hürriyet!

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Mücadelemiz!

BEKTAŞ YAVUZ

BEKTAŞ YAVUZ

(01.01.1956-04.08.1980)

Kayseri/Sarız ilçesinin kısrak köyünde 01.01.1956 tarihinde doğdu. Kısrakköy’ü İlkokulunu ve Niğde-Bor ortaokulunu bitirdi. 1974 öğrenim yılında Ankara Atatürk Lisesine kayıt yaptırdı..Ankara Atatürk Lisesinin  1975 yılında  faşist işgal altında olması nedeniyle devrimci öğrenciler okula devam edemedi. 1975 yılında Hatay   Antakya Lisesine kayıt yaptırıp 1976 yılında  bu liseden mezun oldu.

1975 yılında ailesi Kıskısrak Köyünden Balıkesir iline göç etti. 1976 yılında girdiği üniversite sınavında Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi’nin Fizik-Kimya-Biyoloji Bölümüne kazandı.  Buradaki eğitimi sırasında demokratik eğitim, demokratik bağımsız Türkiye ve sosyalizm mücadelesine etkin bir şekilde katıldı. Proleter devrimci hareketin etkin bir militanıydı.

31 Temmuz 1980 tarihinde faşist çeteler ve polis işbirliğinde Balıkesir Kasaplar mahallesinde silahlı saldırıya uğradı, ağır yaralandı. Ailesi Ankara’ya götürdü. Ancak 04.08.1980 tarihinde yaşamını kaybetti. 5 Ağustos 1980 tarihinde Balıkesir’de Başçeşme Mezarlığına defnedildi. Yoğun baskılara rağmen cenazesine binlerce insan katıldı. Binlerce devrimci-demokrat insan faşizmi lanetledi. Katillerin bulunmasını istedi.

Faşistler tarafından sokak ortasında vurulduğunda henüz 24 yaşında bir öğretmen adayıydı.. Bağımsızlık demokrasi  ve sosyalizm mücadelesinde unutulmayacak !

ŞAHAP TUNAR

 

ŞAHAP TUNAR

(02.07.1965-01.12.1995)

İzmir-Buca ilçesinde 02.07.1965 yılında doğdu. Babası Tütün fabrikasında işçi, annesi ev kadını ve yanı sıra mevlüt okuyan bir hafızdı. İki kızkardeşi olan Şahap ailenin ilk çocuğuydu.

Şahap ilkokulu Buca’da okudu,Buca Ortaokulunu bitirdi. Orta okulda okurken Buca Yüksek öğrenim Derneği ve daha sonra Buca Yurtsever Devrimci Gençlik Derneğinin devrimci  çalışmalarını ve seminerlerini, etkinliklerini izler ve mahalledeki arkadaşlarına aynen anlatırdı. Devrimci abilerinin çalışmalarına da katılmak için ısrar ederdi. Buca-Kuruçeşme gecekondu direnişlerine katılmak isterdi. Ancak devrimci ağabeyleri küçük olduğu için izin vermezlerdi. Şahap onları gizlice takip eder her seferinde direnişteki yerini alırdı. Yoksul halkın kurtuluşu için verilen mücadelelere katılmak isterdi. YDGD de iki şahap olduğu için (büyük Şahap Paksoy) ona Küçük şahap denirdi.

Kim bilebilirdi ki yıllar sonra Küçük şahap’ın büyüyüp işçi sınıfı örgütleyicisi ve sendika temsilcisi, il yöneticisi, merkez yöneticisi Koca Şahap olacağını!

Küçük Şahap ortaokuldan sonra liseye devam etmedi. 12 Eylül faşist cunta döneminde de devrimci faaliyetini sürdürdü. Yaşamını devam ettirmek için değişik işyerlerinde çalıştı. Askerliğini yaptıktan sonra minübüs şöförlüğü yaptı. 1990 yılında evlendi. Çalıştığı alanda sendikal örgütlülüğe katıldı. TÜMTİS İzmir şubesinin oluşumunda, örgütlenmesinde  büyük rol oynadı. İzmir’in yanı sıra farklı illerde de işçileri örgütlemeye katıldı. Ve sendikadaki yoldaşlarıyla birlikte beş yıl içerisinde 35 şubenin açılmasını sağlayan mücadeleci bir sendikacıdı. İşyeri temsilciliğinden, şube sekreterliğine, merkez yöneticiliğine kadar sendikanın birçok organında aktif görevler yaptı. Şahap Tunar Tümtis’de ölümüne kadar işçi yoldaşlarıyla birlikte mücadele etti. Şahap yaşamını  işçi sınıfının kurtuluşuna adamıştı. Şahap Kürt sorununda enternasyonalist devrimci  bir bakış açısına sahipti. Emep’in (Emek partisi) kuruluş sürecinde de yer aldı.

Bir kış günü Koca Şahap sıkıntılı bir süreçte  1 aralık 1995 günü kalbine yenik düştü. Mezarında işçi yoldaşları O’nu hiç unutmayacaklarını ve sermayeye karşı mücadelelerinde yaşatacakları sözünü verdi.

Taylan ve Eren adlı iki oğlu var. Bugün her ikisi de üniversitede okumaktadır. Şahap Tunar’ı Bizim yiğit Küçük Şahap’ımızı  saygıyla anıyoruz.

NAVER ENGİN

NAVER ENGİN

(1958-15.05.1978)

Burhaniye-Kösemköy’de 1958 yılında doğdu.İlkokulu,ortaokulu ve liseyi Burhaniye ilçesinde okudu.Liseyi bitirdikten sonra Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü’nü kazandı. 1977-1978 Öğrenim döneminde okula kayıt yaptırdı.

Necati Eğitim Enstitüsü ve Kredi ve Yurtlar kurumu  sivil faşistlerin işgali altındaydı. Faşist güçlerin işgali altındaki okula arkadaşlarıyla birlikte devam etti. Faşist saldırı ve baskı politikasına direndiler. Proleter devrimci hareket faşist işgalleri kırma ve okulları demokratik mevziler haline getirme mücadelesi veriyordu. Naver’in dirençli  ve kararlı önder tutumu okulunu terketmeme ve arkadaşlarıyla birliikte direnme tutumu faşist güçleri rahatsız etti. Eğitim Enstitüsü yönetimi ve polisin yardımıyla sivil faşistler Naver Engin’in sınıfını ellerindeki sopalarla ve bıçaklarla bastı. Naver Engin’i sırtından bıçakladılar.  Ağır yaralanan Naver Balıkesir SSK Hastahanesine (şimdi devlet hastanesi) kaldırıldı kurtarılamadı. Günlerden 15 Mayıs 1978 idi. Dönemin Başbakanı  Süleyman Demirel ‘‘Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz’’ diyordu. Faşist çetelerin hergün bir devrimci genci öldürdüğü günlerdi.

Naver Engin’i hastaneye almaya gittiklerinde yoldaşlarına  devlet güçleri şiddet uyguladı ve kitlenin üzerine ateş etti. Ancak kitleyi yıldıramadılar binlerce insanın katılımıyla Naver uğurlandı. Naver’in direçli tutumu faşist işgallerin kırılmasına yol açtı. Öğrenciler Naver’lerin yolunu izleyerek hem Necatibey Eğitim Enstitüsünde hem de Kredi Yurtlar Kurumunda faşist işgali kırdılar ve tüm öğrencilerin okullarına devam etmesinin koşullarını yarattılar.

Naver Engin’i saygıyla anıyoruz.

Kahrolsun Faşizm ! Yaşasın Mücadelemiz !

İDRİS TÜRKOĞLU

İDRİS TÜRKOĞLU

SAYGIYLA ANIYORUZ.

MUHARREM AKBAŞ

 

MUHARREM AKBAŞ

SAYGIYLA ANIYORUZ