13 Mart’ı Unutma

13 mart 1982 tarihinde İzmir Buca Cezaevinde idam edilen üç devrimci işçi;

İbrahim Etem Çoşkun, Necati vardar ve Seyit Konuk?u saygıyla anıyoruz.

??Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!??

HAKAN TUĞRUL

HAKAN TUĞRUL

(1962-27.03.1977)

İzmir  Bahçelievler?in yurtsever devrimci gençliği 70?lerde tutuşan özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi ateşini yüreklerinde hissederek  Bahçelievler Kültür ve Dayanışma Derneği?ni kurdular.

Hatay Nokta Durağı?nda açılmış olan  Ülkü Ocağı?ndan kaynaklanan faşist saldırılara karşı direniş odağı olan dernek her türlü faşist saldırının hedefi haline geldi. Onlarca yıl sonra  ?Ya sev ya terk et? sloganının üretildiği  Ülkü Ocağı ?nın saldırganlığı; o yıllarda da ?Kahrolsun komünistler?  sloganıyla kahvelere kadar uzanıyordu.

Kısaca söylemek gerekirse  Ülkü Ocağı; ortaokullardan, liselere, sokaklara, duraklara, kahvelere ve evlere kadar uzanan bir korku imparatorluğu yaratmak isteyen bir saldırı odağı konumundaydı. Her türlü aracı da kullanmaktan geri durmuyordu: silahla yaralama, bombalama, şişleme ve bıçaklama sıradan olaylardı. Saldırılarında çoğunlukla da Askeri Hastane?de görevli ülkücü askerler kullanılıyordu.

Bahçelievler Kültür ve Dayanışma Derneği önce faşist işgal altındaki Eşrefpaşa Lisesi öğrencileriyle birlikte lisedeki faşist işgali kırmış sonra da tüm Hatay gençliğinin güvenini kazanarak faşist saldırıları giderek geriletmişti. Bu başarı emek yoğun bir mücadelenin yanı sıra işçi sınıfı devrimcilerinin  ekonomik, demokratik ve siyasi özgürlükler uğruna mücadele  etmesi ve  gençlikle kurduğu bağlardı.

Bu gelişmeleri tersine çevirmek isteyen güçler Bahçelievler gençliğine yönelik tam bir sindirme sağlamayı hedefleyen bir saldırı düzenleyerek Dernek ?te bir katliam yapmaya çalıştılar. Dernek binası tarandı üç genç yaralandı.

Yaralananlardan HAKAN TUĞRUL, Güzelyalı Ortaokulu ?na giden, ülkemizin ve yaşamın gerçeklerini anlamaya çalışan onbeş yaşında  gencecik bir arkadaşımızdı.   Yaralandığında ilk sözü ?ben anneme ne diyeceğim?? olmuştu.   Ailesi durumu kabullenemedi. Haklı bir refleksle çocuklarını koruma kalkanı altına alıp hiç kimseyle görüştürmediler. Ne yazık ki hastaneden taburcu olması beklenirken Hakan Tuğrul  27 Mart 1977 tarihinde sabah 10.00 da   kaybedildi.

Yapılan saldırının önemli ayrıntıları vardı. Derneği tarayanlar profesyoneldi, olay sırasında Aliağa Rafinerisinde iş başında görülüyorlardı. Yani suçüstü yakalanmasalar suçlanmaları imkansızdı çünkü bölgede de tanınmıyorlardı. Derneği taradıktan sonra devriye gezen polislerle de silahlı çatışmaya girişmiş ve ele geçirdiği bir polisi tam başından vuracakken mermisi bittiği için bekçiler tarafından suçüstü yakalanmışlardı. Yaralıların dışında polisler ve bekçiler de şikayetçiydi. SORGU MAHKEMESİNDE SERBEST BIRAKILDILAR. Bırakan hakim hapsedildi. Daha sonra başka bir suçtan yakalanan katiller cezaevinden bir şekilde buharlaştırıldılar.

Egemen sınıfların siyasi ve ekonomik egemenliğine karşı mücadele eden devrimcilere yönelik faşist saldırılar sonucu yitirdiklerimizi ve   Hakan Tuğrul?u saygıyla anıyoruz.

YILMAZ PEHLİVANOĞLU

Yılmaz Pehlivanoğlu

(27.6.1955-2.4.1998)

27 Haziran 1955 İzmir ?Yenifoça doğumlu.. Ama bu günün  Yenifoça?sı değil?Şirin ,sevimli bir deniz kasabası.Tütüncü bir ailenin çocuğu olarak  tam da sarısıcak kıvamında yaşanan , Haziran sonunda ,  tütün tarlasında bir taş evde dünyaya geldiğini söylerdi.. Ve onu doğaya geri verdiğimiz 2 Nisan 1998 yılına kadar yüreği insan sevgisiyle dolu, dürüst yiğit bir devrimci sosyalist olarak yaşamını sürdürdü. İlkokulu Yenifoça? da bitirdi. O yıllarda ortaokul olmadığı için öğretmeninin ısrarı ile Buca Ortaokulu ve ardından Bornova Suphi Koyucuoğlu Lisesi ile eğitimi devam eder. Okumak  için İzmir?e geldiğinde ayakkabılarını bağlayamayacak kadar küçük olması ve sürekli bağcıklarına basarak düşmesini gülerek anlatırdı. Kısa ve onurlu yaşamı boyunca hep yaptığı gibi espirili ve şakacı yapısı onu hep sevilen ve aranan bir dost konumuna getirmişti. Onun espirilerini, şakalarını çok özlüyoruz.

E.Ü yıllarında fırtına çocuklardandı. Dönemin toplumsal mücadelelerinin genç bir komünistiydi. Üniversite yaşamında maden mühendisliği eğitimi çok isteyerek yaptığı, bilincli bir tercih değildi .O yıllarda pek çoğumuzun yaptığı gibi ..Onu tanıdığımda yanında iki can dostu vardı. Asım Dağlı ve Sezai Emiral..Bu gün de birlikteler. Yitirdiğimiz pek cok canımızla birlikte.

Madencilerin yaşam koşullarının çok zor olduğunu biliyoruz.Ülkenin pek çok  dağlarındaki şantiye koşullarında , ?Benim meskenim dağlar ? diyerek tuturduğu türküsünü, ? Haydar, Haydar? diyerek te bir akşam masasında tamamlamak yaşamından aldığı en büyük keyiflerden birisiydi. Mühendis  mi ,işçi mi olduğunu anlamak zordu çalışırken ve yaşam boyu savunduğu işçi haklarını savunma  fırsatı bulduğu mesleği aynı zamanda farkında olmadan tutkusu olan özgürlüğüydü,devrimci bilinciydi. Gözünün içine baktığı oğlu Canda ile sohbet etmek ise başka bir tutkusu.

Başka ne yazılır ki bir sevdanın ardından.

MUAMMER BAYÇIN

3 MAYIS 1954 – 3 AĞUSTOS 1996 )

Manisa’da doğdu. İlkokulu Üzümcüler İlkokulu, orta okulu Atatürk Orta Okulu, lise eğitimini ise Manisa Lisesi?nde tamamladı. 1970’li yıllarda  yurtsever devrimci hareketin saflarında her tür emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadele etti. Emperyalizme, faşizme, kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesinin neferlerindendi. Proleter devrimci hareketin örgütlü, fedakar ve mücadeleci bir insanıydı. Proleter devrimci hareketin gençlik örgütünde ve ana ekseninde yöneticilik dahil  görev ayrımı yapmadan fedakarca çalıştı.

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya bölümünden mezun oldu. Askerliğini Çorlu Ulaş’ta asteğmen olarak yaptı. Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda uzman olarak göreve başladı. 1980 yılında ilk evliliğini yaptı. Doğan kızına Deniz adını verdi. Eşinden kızı 6 aylık iken ayrıldı. Bakanlıktaki görevinden de istifa etti. İzmir’e yerleşti. Aliağa Petkim’de çalıştı.Bu arada ikinci evliliğini yaptı. Gamze adında bir kızı daha oldu. Alman firması olan Hoest’te Yapı Kimya Malzemeleri bölümünde satış müdürü olarak görevine devam etti.1988-1990 yılları arasında TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölgesi Şube Başkanlığını yaptı. 3 Ağustos 1996 yılında yakalandığı mide kanserinden vefat etti. Mezarı Urla Çeşme altındadır. Hayatı boyunca iyilik sembolü oldu. İyiliksever, arkadaş canlısı, iyi bir baba , iyi bir eş , iyi bir evlat , iyi bir kardeş ve çok iyi bir yurtseverdi;yoldaşdı. İnsanlığa özgü değerleri içselleştirmiş bir yapısı vardı. Çökertme onunla bütünleşmiş bir türküydü. Sevgi dolu , hiç kimseyi incitmeyen bir kişiliğe sahipti. Bugün hala aynı sevgi ve özlemle ailesi, arkadaşları, dostları  ve çevresi tarafından hatırlanmaktadır.

Muammer Bayçın dostumuzu özlemle ve  saygıyla anıyoruz.

Bir dostundan, kardeşinden  Muammer?e:

Canım Ağabeyime Hitaben ;

Çocukluğumun en güzel anıları
Seninle geçti.
Bir film şeridi gibi
Hepsi gözümün önünde şimdi..
Küçük dar bir sokakta ;
Üstü beyaz, altı aşı boyalı ,
Minik bir evimiz vardı.
O zamanlar bu evde ,
Mutlu insanlar yaşardı.
Sokağımıza girmeden önce,
Ulu bir çınar vardı.
Altındaki çeşmenin suyu,
Sokağımızdan akardı
Ne güzeldi, o çeşmenin suyu
İçmeye doyamazdık.
Çınarın serin gölgesinde
Kuyu başında oynardık.
Sonbahar gelince;
Çınar yapraklarını döker
Sanki bize küserdi.
Sokağımızın içini,
Halı gibi süslerdi.
Kuruyan gazallarin üstünde gezdikçe
Çıtır çıtır ederdi.
Biliyor musun o çınar hala var
ama sen yoksun
Ne çeşme kaldı, ne de sen.
Çocukluğumuz  da mazide kaldı.
Seni hiç unutmadım. Unutmayacağım?
Rahat uyu canım Ağabeyim.

 

A.N

İ.GÖKHAN EDGE

SER VERİP SIR VERMEYEN BİR YİĞİT
İ.GÖKHAN EDGE
05.11.1953-24.11.1976

5 Kasım 1953 tarihinde  Eskişehir’de doğdu.  İzmir Atatürk Lisesinden 1971 yılında mezun oldu.  Aynı yıl Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne  kaydını yaptırdı.

Demokrasi, Bağımsızlık ve  Sosyalizm mücadelesinin bir sıra neferi olarak okul sıralarını bırakıp işçi sınıfının örgütlenmesi için Adana’ya gitti.  İşçi sınıfı içerisinde çalıştı.  19 Kasım 1976 tarihinde Diyarbakır’da gözaltına alındı. Ağır işkencelere rağmen sınıf bilincinin direncini gösterdi, konuşturamadılar. İşkence günlerce sürdü, direndi. Gökhan’ı yenemeyince katlettiler. Cansız olarak Diyarbakır Numune Hastahanesine götürülen Gökhan’a hastahanede öldü diye rapor vermeyi ilgili doktorun reddetmesi üzerine,  oyunları açığa çıktı.

Faşist katillerin işlediği cinayeti öğrenen Diyarbakır halkı büyük bir tepki gösterdi. Şehirde olağanüstü baskı tedbirleri alındı. Dönemin faşist MC iktidarının uşağı Dr. Nuriye Toker ve Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı  İhsan Kaya işkenceden ölüm olgusunu  örtbas etmeye çalıştılar. Dr.Nuriye Toker  26.11.1976 tarihli  tüberküloz ve nefrit tedavisi ilaçları ihtiva eden bir reçete ve seyahat edebileceğine dair rapor düzenlemiştir. Oysa Savcı İhsan Kaya ise 25.11.1976 tarihli ‘Defin Ruhsatı’ ile  sokakta bulunan  hüviyeti meçhul ve sahipsiz cesedin  gerekli adli ve tıbbi muayenesi yapılmış olduğundan usulüne göre defnini istemiştir. Savcı ve doktor birlikte işkencede ölüm olayını örtbas etmek istediler. Gökhan’ın ailesinin isteği üzerine ikinci kez yapılan otopsisinde  Gökhan’a ağır işkence yapıldığı, boğazından verilen elektrik akımı sonucu yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Boğazının altında, sırtında, kalçasında morluklar olduğu, akciğerlerinin zedelendiği ve yüzünün şiş olduğu, ayaklarında yanık izlerinin bulunduğu tespit edildi.

Diyarbakır’da yapılan cenaze törenine, çeşitli yüksek okul  ve lise öğrencileri bir günlük boykot yaparak katıldılar. Kitle örgütleri ve halkın geniş katılımıyla yapılan cenaze töreninde  ‘Katil İktidar’, ‘İşkencecilerden Hesap Sorulsun’ sloganları atılmıştı. Cenaze Diyarbakır’dan  Edge ailesinin yaşadığı İzmir’e getirildi.  Ege Üniversitesi’nde forum yapılarak tüm fakültelerde  bir günlük  boykot kararı alındı. 2000’e yakın öğrenci araçlarla Bahçelievler semtine gitti ve yürüyüşle Gökhan’ın evinin önüne geldiler. Bahçelievlerden Karabağlar Mezarlığına kızıl bir bayrağa sarılarak taşınan İ.Gökhan Edge,  işçilerin ve emekçilerin katılımı ile 3500 kişiye  ulaşan yürüyüş kolunun 6 km lik yolu ‘Gökhanlar Ölmez’, ‘Devrimciler Ölmez’, ‘Mit Dağıtılsın’, ‘İşkencecilerden Hesap Soralım’, ‘Faşizme Ölüm Halka Hürriyet’ , ‘Ne Amerika Ne Rusya Bağımsız Demokratik Türkiye’ sloganlarıyla yürümesiyle toprağa verildi.

”Alnı ak gitti gidenlerimiz

Bir tek leke bırakmadılar

Kararlılığın defterine ,

Ama kazıdılar kurşunlarıyla,

Yazdılar kanlarıyla,

Halkın kurtuluşuna giden yola

Zaferin kaçınılmazlığını.”

İsmail Gökhan Edge yaşıyor!..

Türkiye Halkı ve Sosyalistleri seni Unutmayacak !

TANER BENİAN

TANER BENİAN (16.06.1954-20.12.1976)

E.Ü Fen Fakültesi öğrencisi yurtsever devrimci Taner Benian İzmir Hatay semtinde sivil faşistlerin saldırısına uğradı,şişlenerek öldürüldü. 21 haziranda E.Ü Fen Fakültesi ve Mühendislik Fakültesinde ve diğer fakültelerde yurtsever devrimciler ve öğrenciler derslere girmedi,boykotlar yaptı. Polis ailesinin izni olmasına karşın cenazeyi devrimcilere ve öğrencilere vermemek için direndi. Hatay semtinde faşizmi ve katilleri lanetleyen yürüyüşler yapıldı. Karabağlar Paşakapısı mezarlığına arkadaşlarınında katılımıyla cenazesi kaldırıldı.

Saygıyla Anıyoruz.

Unutmadık Unutturmayacağız.

CEMİL ORAL

 

CEMİL ORAL

(1963-10.02.1980)

Erzurum’lu  sekiz çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak Erzincan’da doğdu. Babası aşçıydı, askeri personeldi.  İlkokulu  Erzincan’da bitirdi. Cemil’in babası emekli olunca aile İzmir’in Çiğli Çimentepe (şimdiki Güzeltepe) mahallesine yerleşir; baba seyyar satıcılık yapmaya başlar. Cemil , Çiğli Lisesinin  orta bölümünü bitirdikten sonra Çınarlı  Meslek Lisesi’nin Torna-Tesfiye bölümüne devam eder. Çınarlı Meslek Lisesinde devrimci öğrencilerle tanışır. Halkın Kurtuluşu gazetesi okumaya başlar. Emekçilerin kurtuluşunun sosyalizm ile gerçekleşeceğini kavrar, öğrenmeyi sürdürür. Çimentepe’de ve okulunda haftalık gazete dağıtımına katılır. İzmir Liseliler Birliği’nin (İz.L.B) kuruluş çalışmalarına katılır; Okulunda İzmir Liseliler  Birliği’nin temsilciliğini yapar.

Ağustos 1979 tarihinde babasını yitirir. Aile dayanışması ve kardeşlerinin paylaşımı ve desteği ile okuluna devam eder. 1980  yılında Tariş İşçilerinin direnişi sürecinde, proleter devrimci hareketin çağrısı üzerine genel grev, genel direniş  mücadelesinin bileşeni olarak  mahallesindeki emekçilerle yürüyüşler, destek eylemleri ve okulunda öğrencilerle boykot eylemlerinin örgütleyicisi ve katılımcısı olur. Güzeltepe?den emekçilerle birlikte, 9 şubat öğle sularında  Tariş İşçilerinine destek olmak amacıyla Tariş İplik fabrikasına yürüyüşe  geçince,  panzerden açılan ateşle vurulur, açılan ateş sonucu iki genç daha yaralanmıştır. Olay sonrası yüzlerce emekçi gözaltına alınır.

10 şubatta Cemil yaşamını yitirir.  Cemil’in ölüm haberi üzerine  beş binin üzerinde emekçi iki gün boyunca yürüyüşler, gösteriler yaparak devlet terörünü protesto ederler. Devlet güçleri bu kez protestoları izlemekle yetinerek müdahalede bulunmaz. Tariş işçilerinin işten atılmalara karşı başlattıkları mücadele sermaye ve faşizme karşı mücadele niteliği kazanır; işçi-emekçi sınıflardan destek bulur, yaygınlaşır ve mücadele diğer fabrika, atelye – işyeri, okullara, semtlere yayılır. İşte Meslek lisesi üçüncü sınıf öğrencisi  Cemili, yakın tarihimizde, dayanışmayı ve birleşik mücadeleyi örme kararlığının ve meşru direnişinin örnekleri arasındaki  yerini alan bu süreçte yitirdik. Unutmadık, unutturmayacağız.

Saygıyla anıyoruz.

CİHAN ALPTEKİN

Cihan Alptekin 30 Mart 1972 Kızıldere

Unutmadık Unutmayacağız!

”Düşlerin sonsuza koştuğu yerde

Sabrın çiceklerini açtığı yerde

Asla kapanmaz yaşanan defter

Son sözü hep direnenler söyler”

NURHAK’ta ÖLÜMSÜZLEŞENLERİ UNUTMADIK

NURHAK’ta ÖLÜMSÜZLEŞENLERİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!

Hatırlamak, hatırlatmak, unutturmamak değerlerimize sahip çıkmak ve onur duymaktır.

Katledilen üç devrimciyle Nurhak’ta karartılmak istenen; ancak yürekleri bilinçleri ışıtan

o güneş bugüne dek hiç batmadı !

SİNAN CEMGİL-KADİR MANGA ve ALPASLAN ÖZDOĞAN’ı ANIYORUZ!

31 MAYIS 2014 CUMARTESİ SAAT: 12. 30 Buca Eski Mezarlığı.

Gezi Direnişi’nin yıldönümünde, bu isyan ateşini sürdüren tüm emek ve özgürlük dostlarının

 
katılımını yürekten diliyoruz.

YUSUF METİN

15 Ağustos 1978
YUSUF METİN

“Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz “

YAŞAMI MÜCADELESİ ANISI

ÖRNEK OLSUN.

YUSUF METİN

Yusuf Metin 1952 yılında Erzincan İliç’te doğmakla birlikte Tunceli Ovacık nüfusuna kayıtlı. Babası Süleyman Metin topraksız yoksul köylü, birkaç baş hayvanı var ve ailenin geçimini emek gücü ile sağlamaktaymış.

Yusuf, annesi Hatun’u kardeşini doğururken küçükken kaybediyor. Yusuf’un Hatun annesinden bir ağabeyi ve kardeşi var. Baba Süleyman Metin ilk eşinin ölümünden sonra ikinci kez evlenir ve Yusuf dahil çocuk sayısı toplam ona yükselir. Yusuf çok kardeşli bir ortamda yoksulluk içerisinde büyür.

Köyünde ve arkadaş çevresinde çok şakacı olarak bilinir. Durmadan şakalar planlar yeğenlerini kızdırır, eğlendirir ve onları çok sever, böyle tanınır

Zeynep ana 3 yıl kadar bakar Yusuf’a, sonra Ovacık Bölge Yatılı İlköğretim Okulu’na gönderilir. Yusuf okula gitmeyi hiç istemez, analığına “ana beni gönderme kalıp koyun güdeyim, sana ot toplamada yardım edeyim” derse de babası O?nu okula götürür ve kaydını yaptırır. İlkokulu yatılı olarak okur. Başarılı ve zeki bir öğrencidir. Öğretmenlerinin yönlendirmesi ile öğretmen okulu sınavlarına girer. Sınavı başarıyla kazanır. Gümüşhane Öğretmen Okulu’na kaydolur. Gümüşhane Öğretmen Okulu da yatılıdır. Diğer yatılı öğrenciler gibi bütün ihtiyaçları kurum tarafından karşılanır ve okul yıllarında paylaşmayı, ortak yaşamayı, dayanışmayı öğrenir.

1960′ lı yılların ikinci yarısından sonra ülkemizde yükselen işçi sınıfı ve gençlik hareketinden etkilenir. Ortaokul yıllarından itibaren,roman ve kitap okumaya meraklıdır. Sosyal ve toplumsal konulara ilgisi artar. Dönemin devrimci dergileriyle bağ kurar, bunları okumaya başlar. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ün yayınlarını okur ve inceler. Geleceğin öğretmeni olarak ülke sorunları, eğitim,öğretim sorunlarını öğrenmeye çalışır, Türkiye Öğretmenler Sendikası’yla ilişkilenir.

Gümüşhane Öğretmen Okulunda başarılı bir öğrenci olmasından dolayı Öğretmenler Kurulu kararı ile Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nda okuma hakkı kazanır. Ankara Yüksek Öğretmen Okulunda bir yıl hazırlık sınıfı okur ve kura çekilişi sonucu İzmir Yüksek Öğretmen Okuluna kayıt yaptırır, Fen Fakültesi Matematik Bölümünde derslere girer, Yüksek Öğretmen Okulundan da öğretmenlik formasyon dersleri alır.

Ankara Yüksek Öğretmen Okulundayken ilk defa büyük kentte yaşamanın olanakları ve zorluklarını yaşar. Yüksek Öğretmen Okulunda devrimci gençlerle birlikte olur. Sosyalizmin klasiklerini okumaya başlar. Kürt kimlikli bir kişi olarak da milli soruna ilgi duyar. Konuyla ilgili yayınları okumaya, araştırmaya başlar. Dönemde devrimci gençlik içerisindeki ideolojik-politik ayrışmada İbrahim Kaypakkaya grubunun politikalarına sempati besler. Mili sorun konusunda Kaypakkaya’nın siyasi öngörüsü ve bakışını beğenir. Ege Üniversitesi Fen Fakültesinde ve Yüksek Öğretmen Okulundaki devrimcilerle tanışır, yeni arkadaşlar edinir. Önce Kampüs içerisindeki Bornova Yurtlarındakalır; okulunda ve yurtlarda devrimcilerle birlikte hareket eder.

1970-1971 yıları sürecinde işçi sınıfın 15-16 Haziran eylemlerinden etkilenir. İşçi sınıfının kitlesel iş bırakma ve genel direnişinin önemini görür. İşçi sınıfı partisi ve işçi sınıfının devrimde fiili önderliği konusunda İstanbul proleteryasının ayağa kalkışı perpektifinde yeni ufuklar açmıştır.12 Mart askeri darbesinin zor politikalarını yaşayarak muhalif kimliğini biçimlendirir.

12 Mart askeri darbesinin devrimcileri, demokratları ve muhalif olan herkesi gözaltına almaya çalıştığı, işkecelerin, kırımların yoğunlaştığı koşullarda, yılgınlık ve teslimiyet ve mücadeleden kaçış politikaları üretenlere karşı tavır alır. Darbecilere, işkencecilere karşı mücadele hattını netleştirir.

Devrimci gençliğin özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin zorla tasfiye edildiği süreçte, üniversitede devrimci-demokrat arkadaşlarıyla dayanışma içerisinde olur. Bu yıllarda sosyalist klasikleri yeniden okumaya devrimci arkadaşlarıyla tartışmaya başlar. Öğrenme isteği ve çoşkusu yüksektir.

1972 yılında İstanbul’da Kaypakkaya hareketine yapılan operasyonlarla ilgili İzmir’de gözaltına alınır, İstanbul’a götürülür. Selimiye Askeri Cezaevinde altı aya yakın bir sure tutuklu kalır ancak koğuşturmaya yer olmadığı kararı ile serbest bırakılır.

1973 yılı sürecinde ideolojik siyasi konularda yön arayışı içerisine girer. Denizlerin 1972’de idam edilmesinin ardından gençlik içerisindeki tepkiyi örgütlemeye çalışan devrimcilerle tanışır. Politik çeverelerle yeni ilişkiler kurmaya çalışır. Politik-İdeolojik sorunlara olan ilgisini yeni okumalarla ve canlı tartışmalarla derinleştirir. Üniversite’de faşizm, modern revizyonizm, milli sorun üzerine bakış açısını derinleştirmeye çalışır, O yıllarda Faşizm, işçi sınıfı partisi, modern revizyonizm, geçmişin özeleştirisi konularında politikaların derinleştirilmesi devrimci komünist bir partiyi inşa etme çizgisi O’nun sorgulayıcı ve irdeleyici olma bakışıyla örtüşür. Denizlerin darağaçlarında son sözleriyle ifade ettikleri Marksizm-Leninizme bağlılıkları 1973-ve 1974 yıllarında olgunlaşan ve sonraki yıllardaki ideolojik-siyasal çizgideki değişim, dönüşüm, özeleştiri ve yenilenme süreci Yusuf’un da değişim ve dönüşüm sürecinde belirleyici olur.

Dönemin doğmatik ve kalıpçı politikalarına bağlanmaz, geçmişin irdelenerek, sorgulanarak incelenmesini, araştırılmasını savunur; geliştirme, değiştirme, dönüştürme perspektifine sahiptir. Bir konuyu ele almışsa o konuyla ilgili bulabildiği tüm yayınları okumaya çalışır ve derinlemesine kavramaya çalışır .Modern revizyonizm tartışmalarının yoğunlaştığı süreçte, konuyla ilgili çıkan tüm yayınları, yazıları toplayarak inceler..

Bu dönemde küçük burjuva ihtilalciliğinin eleştirisi ve devrimin kitlelerin eseri olduğu anlayışının savunusu, İşçi sınıfının toplumsal ve tarihi rolü ve işlevi; işçi sınıfının devrimde önemi, sınıf içerisinde çalışma, sınıf içinde örgütleme çizgisi, merkezi görevin işçi sınıfının bağımsız devrimci komünist partisini inşa etmek olduğu saptaması, Yusuf?un düşünceleriye örtüşür. Sosyo-ekonomik yapıda işbirlikçi kapitalizmin egemenliği vb. düşünceler, sonraki yıllarda modern revizyonizm ve üç dünya teorisinin eleştirileri konularında süreci örgütleyen ve dönüştüren bir militan olarak öne çıkar.

İşçi sınıfı partisinin örgütlenmesi süreci içerisinde yer alır. İşçi sınıfı içerisinde çalışır.Fabrikalar, işletmeler, atölyeler vb. alanlardaki işçileri ve yoksul gecekondu semtlerindeki emekçileri aydınlatma faaliyetlerine katılırken diğer yandan üniversitede ve emekçi semtlerinde merkezi gençlik örgütlenmesi kurulması çalışmalarına katılır.

1974-1975 sürecinde İzmir Yüksek Öğrenin Derneği kuruluş sürecinde, onun ardından Demokrak Yurtsever gençlik Birliği?nin oluşumunda emeğini ve enerjisini katar. Fen Fakültesi Öğrenci Derneği’nin kurulması ve örgütlenmesini gerçekleştirenler arasındadır. Sonraki yıllarda öğrenciler divan başkanı olması için O’nu ısrarla genel kurula çağırırlar 1977 ve 1978 yılarında yapılan öğrencilerin çağrısı üzerine Fen Fakültesi Öğrenci Derneği genel kurullarında divan başkanlığı yapar.. Gençlik kitleleriyle ilişkilerinde sevilen, güven duyulan, söyledikleri dikkate alınan bir gençlik lideridir..

1976 öğrenim yılında faşizmin saldırıları ve revizyonizmin ihanetine rağmen sekizbuçuk ay direnen ve yurtları ve kampüsü faşistlere üs yaptırmayan devrimci, yurtsever, demokrat öğrencilerin mücadelesinin ön saflarındadır.

Proleter devrimcilerin Nisan 1976 tarihinde faşizmin semtlerde, üniversitelerde ve okullarda azgın saldırıları karşısında faşizme karşı güçbirliği çağrısı kapsamında işçi sendikaları, meslek örgütleri, semt dernekleri, öğrenci dernekleri, gençlik derneklerine yaptığı çağrının yaşama geçirilmesi için mücadele eder.

1976 başında halk gençliğinin anti-faşist, anti-emperyalist merkezi kitle örgütü kurulması çalışmaları sonucu 13 Mart 1977 tarihinde beşbin civarında kitlenin seçtiği beşyüze yakın delegenin içinden biri olarak İzmir Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği?nin oluşumuna fikir ve emek katkısı sunar.

Faşizme karşı mücadelede en geniş gençlik yığınlarının kazanılması ve örgütlenmesinin önemini anlatır. Faşist unsurlar dışındaki ilgisizler dahil tüm gençliğin kazanılması, faşizmin sadece komünizme karşı olduğu düşüncesinin yanlış olduğunun anlatılmasında ısrarlı bir faliyet içindedir. Faşizmin kendisi dışındaki tüm düşüncelere ve aynı zamanda halka karşı bir hareket olduğunu anlatmak üzere yazılı ya da sözlü, eylemli her aracın kullanılmasının önemini; tüm akademik, ekonomik, siyasi demokrasi taleplerini savunarak gençlik yığınlarına, örgütlenmenin ve mücadelenin günün görevi olduğunu anlatır.

O dönem siyasal hareketin hedefi işçi sınıfını ve halkı devrim ve sosyalizm mücadelesinde örgütleyecek ve işçi ve emekçi kitlelere yol gösterip yöneticilik edecek öncü bir sınıf partisini yaratmaktır. Yusuf ve dönemin İleri militanlarının , hiçbir zaman tereddüt göstermeden bağlandıkları en temel ve en acil görevi işte budur. Yusuf dabu hedef için her türlü olanaktan yararlanarak emekçiler içerisinde çalışır.

1976 Şubatında kitleleri aydınlatma ve örgütleme aracı olarak Halkın Kurtuluşu gazetesi çıkarıldığında derinden etkilenir ve işçi ve emekçi hareketine bağlanma kararlığı ve coşkusunu yaşar ve gazetenin elden dağıtımının ve örgütlenmesinin önemini anlatmak ve yaşama geçirmek için çok çaba harcar.

Siyasal hareketteki teorik ve siyasal gelişmelerin hem izleyicisi hem katılımcısıdır. Örgütsel dönüşüm ve inşa sürecinin düz, engelsiz ve kolay olmayacağının bilincindedir. Teorik ve siyasal tezlerdeki sağ etki tırmanan faşizm, Maocu üç dünya teorisi çizgisine karşı ileri militanlarda muhalif düşüncelerin gelişmeye başladığı dönemdir. Değiştirilmesi ve dönüştürülmesi gereken politikalar, siyasal ve örgütsel çizgideki eklektik yanlar, her türden gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadele çizgisinin netleşmesi önem taşımaktadır. Öte yandan faşizmin sağcı tahlili ve üç dünya teorilerinin kabul edilmesi 1976 ve 1977 yılının ilk yarısında yeni bir mücadele süreci başlatır. Sağ çizgi ileri militanlar tarafından da eleştirilmesine ve bu durum bilinmesine karşın örgütlenme çizgisi ve üç dünya revizyonizmi bahane edilerek hizip örgütlenmesi ve yıkıcı bir çalışma yürütülmesi karşısında net tutum alır ve hep birlikte değiştirme-dönüştürme, disipline uyma anlayışına destek verir. Çağrı karşılık bulmayınca hizipçi ve tasfiyeci faaliyete karşı mücadele eder.

Yusuf hizipten etkilenmiş devrimcileri kazanmaya özel çaba harcar. Çevresindeki gençlere, işçi ve emekçilere, devrim davasına gönül veren herkese işçi sınıfının öncü partisini yaratmaya kararlı olduklarını anlatır. İşçi sınıfına ve halka bağlılığın ölçütü aynı zamanda yoldaşlarına bağlılık, disiplin içerisinde sorunları tartışmak, lafazanlık yapmamaktır. Siyasal hareketin tüm olanaklarını kullananların niçin mekanizmalar içerisinde sorgulama sürecine girmediklerini sorar ve buna zorlayarak gerçeği düşündürmeye çaba harcar. Bilimsel sosyalist teoriyi özümseme ve bir eylem kılavuzu olarak kullanma sürecindeki devrimcileri, bu yoldan hiçbir gücün döndüreyeceğine inançlı kadrolar, Mao’yu, Maocu üç dünya teorisini ve revizyonist tırmanan faşizm teori ve tezlerinin politik ve örgütsel sonuçlarını reddederler.

Bu sürecin önemli aktörlerinden biri Yusuf olur. Proleter devrimci hareketin üç dünya revizyonizmini açığa çıkarma ve aydınlatma faaliyetinin bir parçası olarak, Modern Revizyonizm ve Üç Dünya Teorisi başlıklı konferansı örgütleme sürecinde, konuşmacı olmak ister. İzmir-Eşrefpaşa’da Nikah Salonunda yapılan konferansta anlatıcı olarak çok başarılıdır.

İşçi sınıfı ve emekçiler içerisinde çalışır. İzmirin önemli fabrika ve işletmelerinde emekçi semtlerinde yeni ilişkiler kurmaya ve emekçileri örgütlemeye; fabrikaları ve işletmeleri proleterya hareketinin kaleleri haline getirmeye çalışır, kendini işçi ve emekçilerin örgütlenme, mücadele ve kurtuluşuna adar.

Faşizme ve modern revizyonizme karşı mücadelesi ve 1978 1 Mayıs çalışmalarında ve mitingdeki prolerya devrimcileri adına konuşmasından sonra dikkatleri üstüne çeken Yusuf Metin faşizmin, modern revizyonizmin boy hedefi haline gelir.

Karşıyaka-Çiğli bölgesindeki işçi ve emekçiler içerisinde proleter devrimci hareketi örgütlemeye çalışırken fabrikaların işletmelerin, işçilerinin ve semtlerde oturan emekçilerin can yoldaşı; Çiğli?de bir gece toplantıdan dönüşte belediye otobüsünde arkadaşlarından ayrılarak, Gümüşpala kavşağında iner. Aradan geçen bir, birbuçuk saat sonra Karşıyaka eski mezarlık yakınında 6 kurşunla katledilir, katilleri bulunamaz. E.Ü. Tıp Fakültesi morguna getirilen cenazesi Fen Fakültesinde yapılan törenle kaldırılır. Binlerce işçi, emekçi ve öğrenci faşizmi lanetleyerek, katillerin bulunmasını isteyerek O’nu Erzincan’ın Yalınca köyü mezarlığına ugurlar.. Yoldaşları onu Yalınca’ya götürürler. O çok sevdiği halkın bir köy mezarlığının toprağındadır.

Sosyalizm mücadelesinin içten, samimi,hesapsız, pırıl pırıl güleç yüzlü komünisti yüreklerimizde ve sonsuzlukta ölümsüzleşti.