İŞÇİDEN EMEKÇİDEN YANA ESECEK YEL!

YAŞASIN 1 MAYIS!

Covid-19 Virüsünün dünyadaki tüm ülkeleri etkilediği ve yeni yaşam biçimleri ürettiği koşularda, 1 Mayıs yaklaşıyor. Ülkemizde işçi sınıfı ve tüm emekçiler fabrikalarda, işyerlerinde, tarlalarda üretmeye devam ediyorlar. Tekeci burjuvazinin temsilcisi, egemen sınıflar 65 yaş üstü ve 20 yaşa kadar olan insanlara sokağa çıkma yasağı koydu. Ancak bu yasaklama 20 yaş grubundaki işçiler, emekçiler ve tarım işçisi gençler için geçerli değil..Onlar çalışmaya ve üretmeye devam ediyor. Yaşı ne olursa olsun üreten işçiler emekçiler fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda yaşamın her alanında, her gün yaşamı yeniden üretmeye devam ediyorlar. Çalışan-üretenlerin sağlığını korumak üzere alınan önlemler yetersizdir, bu nedenle salgının ivmesi yükselmiş, can kayıpları artmıştır. Konu ile yapılan açıklamalar yanıltıcıdır, süreç şeffaflıktan uzaktır, iktidar yetkililerinin bilim çevreleri ve TTB ile ortak çalışması olmadığı gibi Türk Tabipleri Birliği neredeyse hasım görülmektedir.

Kapitalizm ve temsilcisi siyasi iktidar, Covid-19 virüsün yayılmasını önleyecek en önemli tedbirlerin başında gelen “Kişiler arasında fiziki teması kesme” kuralını fabrikalar, işletmeler ve tarlalarda uygulamıyor. Üretim araçlarının ve sermayenin sahipleri için esas olan, işçi sınıfının, emekçilerin ve onların ailelerinin sağlığı değil, kendi sermayelerinin büyümesi, karlarını arttırmaktır. İtalya, İspanya, Fransa, ABD, İngiltere’de de koruyucu önlemler zamanında alınmadığı için virüs çok yayılmış, on binlerce emekçi, yoksul insan yaşamını yitirmiştir, can kayıpları artmaktadır..

1 Mayısa doğru işçi sınıfı ve tüm emekçilerin talebi, günlük yaşamın devamı açısından çalışması zorunlu olan işletmeler dışındaki tüm fabrika ve işyerlerinde çalışmanın durdurulmasıdır. İşçilerin, emekçilerin ve ailelerinin esenliği için üretimin durdurulması şiarı birçok fabrikada, işletmede, işçiler, emekçiler sendikalar, meslek örgütleri, tıp ve bilim çevrelerince zorunlu görülmektedir. Siyasi iktidar ise işçilerin, emekçilerin ve sendikaların meslek örgütlerinin ve bilim insanlarının sesine kulaklarını tıkamıştır.

Torba yasalarda işverene destek paketleri yer alıyor, mülk edinmeyi kolaylaştırma, sermayeyi koruma önlemleri var; işçiye, emekçiye, küçük esnafa, gündelik çalışanlara, gençlere-öğrencilere destek ve güvence yok! Şiddet gören, evde üreten, yaşlı ve hasta bakan kadına yok, fırsat eşitsizliğinin kıydığı, söz hakkı olmayan ya da istismar edilen çocuğa yok! Üretim araçlarını özel mülkiyetinde tutanlara vergi indirimleri var, kredi koşulları gevşetiliyor, ertelemeler var, ihaleler yandaşlara açık sürdürülüyor; doğal zenginliklerimizin talanı sürüyor, Salda Gölü nün eşsiz kumları taşınıyor; su kaynaklarımız üzerine kurulan HES ler suyu halkın kullanımından alıyor; tarım alanlarımız jeo termal tesislerle kurutuluyor, maden ocaklarıyla toprak ve suyumuz zehirleniyor, iş makinaları, dinamitler dağların böğrünü deliyor, ormanlık alanların kalbini deşiyor, salgının zorunlulukları talana, ranta hizmet ediyor.

1 Mayısa doğru kapitalizmin ve devletin milyonlarca emekçi üzerindeki her türlü sömürüsüne, baskısına karşı mücadele ve dayanışma, düşük ücretlere, sendikalaşma ve sendika seçme hakkına dönük işten çıkarmalara, baskılara, moobinge karşı güçlerini birleştirme çabasıyla bütünleşmiştir. İşçi, emekçi havzaları işçi cehennemine dönüşmüş; sigortasız, sendikasız, uzun çalışma saatleri içerisinde milyonlarca işçi neredeyse köleleştirilmiş durumdadır. Covid-19 salgınını engellemenin ve milyonlarca işçi ve emekçinin yaşamını kurtarmanın yolu, işçi sınıfı ve emekçilerin güçlerini birleştirmesi ve mücadelesiyle mümkündür.

İşçilerin, emekçilerin, halkın sağlığını, işini, aşını, insanca geçim koşullarını güvenceye almayan iktidar hesap vermelidir. Virüsle pazarlık edilemez; hafta içi çalışan insanların hafta sonu evde kalması akıl ve bilim dışıdır, bu durum, dışarıdan alınan virüsün eve taşınmasıdır. İşten çıkarılan, zorunlu izne çıkarılıp açlığa mahkum edilen, gündelikli olarak çalışan ve işyerleri kapandığı için yaşamını sürdüremeyen, geleceği belirsizlik içindeki emekçiler, tarımda ürettiği malı koşullar nedeniyle maliyeti kurtarıcı pazarlayamayan, maliyetleri sübvanse edilmeyen çiftçiler, üreticiler için yaşanan koşullar kapitalizmin açık barbarlığıdır.

Kapitalizmin barbarlığına karşı taleplerimizi yüksek sesle ifade etmek, yaşama geçirilmesi için ısrarcı olmak, örgütlü davranmak tek çaremizdir.

•COVID-19’a karşı mücadele kapsamında, güncel ihtiyaçlara cevap veren, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretimi hariç olmak üzere, bütün fabrika, işletme, iş yerlerinde çalışma durdurulmalıdır. ; İşçilerin, emekçilerin dolayısıyla ailelerinin sağlığı korunmalı ve salgının yayılma hızı önlenmeli; bu süre içinde işçilere ücretli izin verilmelidir.
•Zorunlu çalışma alanlarında emekçilere koruyucu ekipman başta olmak üzere tüm eksiklikler giderilmeli, çalışanların hepsi düzenli olarak testten geçirilmelidir.
•Salgın boyunca özel sağlık kurumlarında, sağlık hizmetlerine erişim ön koşulsuz ve ücretsiz olmalıdır. Salgının denetimi, önlenmesi şeffaflık temelinde, Yerel yönetim kuruluşlarının, sağlık, emek ve meslek örgütlerinin de temsil edildiği bütünlüklü kurullarla sağlanmalıdır.
•Salgında hastalanma ve yaşamlarını kaybetme riski olan hekimler ve diğer sağlık çalışanlarının ekipman eksiklikleri ücretsiz, hızla ve ivedilikle giderilmeli ve Covid-19 testi öncelikle sağlık emekçilerine yapılmalıdır. Kamu-özel bütün sağlık kurumlarında Covid-19 hastalarıyla temas ya da temas şüphesi olan hekim ve sağlık çalışanlarından başlanarak bütün sağlık çalışanlarının testlerinin hızla tamamlanmalıdır.
•Süreç boyunca halk sağlığını korumak adına dezenfektan, koruyucu maskelerin ücretsiz temini mutlaka ve gerçekten sağlanmalıdır.
•Ülkemizde işçilerin ücretinden yapılan kesintilerle oluşturulan işsizlik fonunda biriken para, ücretli izne çıkarılan işçilerin ücretleri için kullanmalıdır.
•Ücretsiz izin dayatması sonlandırılmalıdır. İşsizlik maaşının süresi uzatılmalı, salgın süresince işsiz yurttaşlara yaşayabilir bir ücret desteği verilmelidir.
•Ev içinde kadına yönelik artan şiddete karşı 6284 Sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi etkin olarak uygulanmalı; şiddet uygulayan erkek mutlaka evden uzaklaştırılmalıdır.
•En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. Korona virüsle mücadele döneminde, risk grubundaki kesimlerin ücretlerine 1000 TL ek destek yapılmalıdır.
•Yoksul yurttaşların temel ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Sağlık yardımı almakta olan “kayıtlı yoksullara” asgari geçim endeksine uygun bir maaş ödenmelidir.
•Elektrik, su, doğalgaz, iletişim faturaları ve konut, taşıt kredileri ile kredi kartı borçları, salgın riski boyunca faizsiz olarak ertelenmelidir.
•Temel gıda, temizlik malzemelerine zam yapılmamalı; insanca yaşamanın asgari koşulları güvenceye alınmalıdır.
•Çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.
•Mülteci geri gönderme merkezlerinde gerekli tedbirler maksimum düzeyde alınmalı, bu merkezlerde olmayan mültecilerin konut, hijyen ve temel gıda malzemesi temini kamu kaynaklarıyla sağlanmalıdır.
•Salgını gerekçe yapıp yurttaşlar üzerindeki gözetim ve denetim ağlarını baskıya dönüştürülmemelidir. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, güdük temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması, baskı ve bireysel özgürlüklerin, kişilik haklarının ihlaline yol açmamalıdır. Yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmeli, internet ortamındaki ifade ve düşünce özgürlüğü ve haber alma haklarına yönelik tüm yasaklamalar, cezalandırılmalar kaldırılmalı; infaz yasasındaki eşitsizlik giderilmelidir.
•Covid-19 koşulları da dikkate alınarak, siyasi iktidar emperyal isteklerini bir yana bırakarak, Suriye’deki ve Libyada’daki askeri birlikleri geri çekmeli ve komşu ülkelerle; karşılıklı saygı, içişlerine karışmama ve barış politikası izlemelidir.
•Halkın iradesi yok sayılmamalı; belediyelere kayyım atanması uygulanmasına son verilmeli, seçilmiş irade iadesi gerçekleşmeli; yerel yönetim çalışma alanları siyasi rekabet hırsıyla daraltılmamalıdır..

Pandemi koşulları, en ileri bilinen ülkelerde de sistemin halkın yararına olmadığını kanıtlamıştır. Bu sistem kapitalizmdir. Kapitalizm doğası gereği insanı, toplumun ihtiyaçlarını, halk sağlığını değil, kendi varlığını korumayı, sermayesini büyütmeyi, dünyanın tüm pazarlarına hakim olmayı kar etmeyi hedefler; kapitalizm işçiye, emekçiye, halka düşmandır ve Bu sistemde iki dünya karşı karşıyadır: sermaye dünyası ile emek dünyası! Sömürü ve kölelik dünyası ile kardeşlik ve özgürlük dünyası! Bir tarafta milyonlarca mülksüz, yoksul var, iş bulabilmek için modern kölelik koşullarında, sefalet ücretiyle çalışmaya zorlanan; diğer tarafta işçilerin emekleriyle servet yaratanlar! Bir tarafta hayatları boyunca evlerine ekmek götürebilmek için sadaka dilenir gibi çalışmak zorunda kalanlar, çok ağır koşullarda güçlerini ve sağlıklarını kaybedenler ve büyük kentlerdeki bodrum ve tavan aralarında, varoşlarda açlıktan sürünürcesine yaşamaya çalışanlar, diğer tarafta villalarda, yazlık, kışlık saraylarında yaşayanlar..

Bütün ülkelerin işçileri, ücretli köleliği, yoksulluğu, güvencesizliği ve sefaleti salgın döneminde çıplak gözle bir kez daha gördüler. Ortak çalışmayla yaratıkları değerleri dünya nüfusunun sadece %1 ini oluşturan büyük sermaye grupları için ürettikleri artık anlaşılmaz bir sır değil. İşçiler, emekçiler hizmet alanlarının tüm toplumun yararına kullanılacağı bir toplum düşlüyorlar. Toprağı, fabrikaları, makinaları, bütün çalışanların yöneteceği, denetleyebileceği bir toplumsal düzen düşlüyorlar. Zengin ve yoksul olarak bölünmeyi ortadan kaldırmayı, emeğin ürünlerinin işçilere, haklara, kendilerine gitmesini ve insan türünün bütün başarılarının, bilimsel buluşların, çalışma biçimlerindeki bütün gelişmelerin çalışan insana baskı aracı olarak hizmet etmesini değil, ama geleceğin belirlenmesinin ışığı olmasını istiyorlar.

Başka bir dünya mümkündür.Bu durumda İşçi sınıfı ve emekçiler kendileri için cehennem olan bu sistem karşısında yeni bir dünya özlemini daha çok hissedecek, isteyecek ve düşleyecektir. Kapitalizmin yerine, baskının, zulmün, sömürünün olmadığı yeni bir dünya gelecek. Bilime inanmayan ve onun aydınlatıcı yolundan yürümeyenlerin ömrü sonsuz olamaz.. Ancak yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler ve emekçiler çürümüş kapitalizme darbeyi indirebilecek. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçi sınıfı, emekçiler sahte değil, gerçek özgürlüğü kazanacak. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler, emekçiler sermayenin ve faşizmin düzeni yerine işçi sınıfı ve emekçilerin iktidarında aydınlık bir Türkiye’yi kuracaklar.

1 Mayısa doğru, büyük insanlığın kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün halkların sağlığı, geleceği için, daha insanca çalışma ve yaşam koşullarını elde etmek için örgütlenme ve mücadele etme hakkı için yürütülen büyük mücadele ve dayanışma mutlaka kazanacak!

İşçi sınıfı ve emekçilerin zorunlu olarak çalıştıkları fabrikalar ve işyerleri başta olmak üzere bu 1 Mayıs ta haklı taleplerini haykıracaklardır! Talepleri hepimizin talepleridir; bizler de bulunduğumuz yer ve koşullara uygun olarak bu taleplere sahip çıkıyoruz, çıkacağız!

Corona değil, mücadele kazanacak.

Yaşasın İşçi sınıfı ve Emekçilerin Birliği, Mücadelesi, Dayanışması!
Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Eşitliği- Kardeşliği!
Barış İçin Savaşa, Kapitalizme ve Faşizme Hayır!
Yaşasın 1 Mayıs

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, ortak basın açıklamasıyla koronavirüs salgını sürecinde yapılacak 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin programı paylaştı.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun okuduğu ortak basın metni:

İşçi sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs bu sene Covid-19 koşullarında kutlanacak. Tarihte ilk kez 1 Mayıs’ta dünya işçi sınıfı büyük kitleler halinde kentlerin merkezi meydanlarında buluşamayacak. Ancak bu koşullara rağmen Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun ilan ettiği insan onuruna yaraşır bir iş, gelir ve sosyal güvenlik talepleriyle dünya emekçileri tek ses, tek yürek olacak.

1 Mayıs 2020’de dünyanın dört bir yanı, insanlığın ortak umutlarını ifade eden işçi sınıfının, büyük meydanlarda olmasa da evlerinde, işyerlerinde, belirli sembolik merkezlerde dünyanın bu düzeninin değişmesi gerektiğine dair iradesine tanıklık edecek.

Evet yeni bir toplumsal düzen şart! Çünkü neoliberal kapitalizm ülkemizi ve dünyamızı göz göre göre büyük bir felakete sürüklüyor. Bu düzen on yıllardır dünya halklarına sınırsız bir emek ve doğa sömürüsü, savaşlar, ekonomik krizler, artan eşitsizlikler, yoksulluk, işsizlik dışında hiçbir şey sunmuyordu. Covid-19 salgını düzenin nasıl çürüdüğünü ve çöktüğünü en açık hali ile gösterdi.

Bu düzen salgına karşı işçileri, emekçileri, yoksulları ve ezilenlerin sağlığını işini, geçimini koruyamadı. Aksine sermayenin ve patronların çıkarları için akıl, bilim ve milyonların sağlığı yok sayıldı.

Dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde sermaye/iktidarlar, temel hak ve özgürlükleri hedef alarak, halkın düzene karşı tepkilerini ve siyasi muhaliflerini daha fazla baskı altına alarak, demokrasiyi yok ederek, otoriter rejimleri sağlamlaştırarak salgını fırsata çeviriyor.

Kapitalizm ülkemizde de en vahşi haliyle hüküm sürüyor.

İşçilerin ölümü pahasına “çarklar dönecek” ısrarı ile virüs işyerlerinden ve toplu taşıma araçlarından evlerimize taşınıyor. Aklın ve bilimin söyledikleri değil bir avuç patronun çıkarları için tüm toplum tehlikeye atılıyor. Virüs sadece hafta sonu yayılıyormuş gibi, hafta içi işe gitme mecburiyeti getirenler, hafta sonu da işçileri çalıştırmak için akıl dışı kararlara imza atıyor.

Açılan paketlerde işverenlere her türlü destek ve hatta ücretsiz izin dayatma hakkı bile var ama işçi yok, emekçi yok, emekli yok, küçük esnaf yok, çiftçi yok, kadın yok, çocuk yok…

Salgının yarattığı ağır ekonomik sonuçlar karşısında milyonlarca işçi, emekçi, işsiz, emekli,küçük esnaf değil bir avuç şirket korunuyor.

İşverenler ve müteahhitler için milyonluk paketler açıklanırken, AKP’nin yasa değişikliğiyle “ücretsiz izin” dayatılan işçiler 1168 TL ile yaşamaya mahkum ediliyor.

Milyonlarca insanın işinden olduğu bir dönemde KDV’li yüksek faturalar hane bütçelerini sarsmaya, bankalar tüketici kredilerinden ve kredi kartlarından tıkır tıkır faiz almaya devam ediyor.

Özel hastaneler kamunun hizmetine sunularak, tüm halkın sağlığı için devlet güvencesi sağlanmıyor.

Zorunlu işlerde çalışan hekimlerin, sağlık ve belediye çalışanlarının, PTT ve kargo çalışanlarının sesine, taleplerine kulak verilmiyor.

Marketlerden inşaatlara fabrikalardan madenlere üretim zorlaması can alıyor. Evde çalışmaya başlayan emekçiler için mesai hiç bitmiyor, 24 saate yayılıyor.

Çocukların ve aile büyüklerinin evde kalmasıyla kadınların omuzlarındaki yük ağırlaşıyor, evde şiddet haberleri giderek artıyor.

İktidar bu ağır koşullarda yaşamda kalmaya çalışan halkın sağlığını, işini ve geçimini güvence altına almazken bir avuç patronun bir dediğini iki etmiyor. Bu düzenin çarkları “neşesi yerinde” bir avuç ayrıcalıklı elit için dönüyor.

Onların vergileri indiriliyor, onların kredileri gevşetiliyor, onların yağma projeleri için ihaleler sürüyor, onların köprülerine yollarına hiç geçmesek de milyon dolalar akıtılıyor, doğamız, su kaynaklarımız, tarım alanlarımız salgın fırsatçılığı ile ranta,talana açılıyor.

Bu yağma ve sömürü düzeninin sahipleri, bir avuç patrona hizmet ederken sadece on milyonlarca emekçiyi ve ailelerini değil ülkemizin geleceğini de tehlikeye atıyor. Salgın ile uğraşması gerekenler, halka hizmet götürmek isteyen belediyeleri engellemekle, seçilmişlerin yerine kayyum atamakla, beğenmediği haberleri yapan gazetecileri tutuklatmakla, kendini eleştiren tweet atanların peşine düşmekle meşgul.

Covid-19 salgını hepimize göstermiştir kibu düzenin sahibi bir avuç ayrıcalıklı kesim ile Türkiye nüfusunun yüzde 99’unun çıkarları aynı değildir. Covid-19 salgını süresince halkın sağlığını, işini ve aşını korumak için alınması gereken önlemler bellidir:

1.Temel, zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde salgın süresince çalışma acilen durdurulmalıdır.
2.Salgın süresince işten çıkarmalar yasaklanmalı, ücretsiz izin dayatmasından vazgeçilmeli çalışanlara ücretli izin verilmeli, işsizler için koşulsuz işsizlik maaşı ödenmeli, küçük esnaf ve çiftçi desteklenmelidir.
3.Tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları faiz işletilmeden ertelenmeli, elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları salgın riski boyunca devlet tarafından karşılanmalıdır.
4.Bu süreçte özel sağlık kuruluşları kamu kontrolüne geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.
5.Salgınla mücadelede koordinasyonda katı bir disiplin uygulanmalı, bilimsel yaklaşım ve bilgi paylaşımında açık ve şeffaf olunmalıdır. Covid-19 Testleri konusunda bilimsel-yaygın-hakkaniyetli ve sonuçların hızla açıklandığı bir işleyiş hakim kılınmalıdır. Yerel yönetim kuruluşlarının, sağlık, emek ve meslek örgütlerinin de temsil edildiği bütünlüklü bir kurul oluşturulmalıdır. Bu kurul tüm süreci halkın sağlığını ve kamunun çıkarını önceleyecek biçimde şeffaf biçimde yürütmelidir.
6.Başta hekimler, sağlık ve belediye çalışanları olmak üzere, tüm zorunlu işlerde koruyucu ekipman başta olmak üzere bütün eksiklikler giderilmeli, herhangi bir aksama yaşanmayacağına dair güven verilmeli ve bu işlerde çalışan herkes düzenli olarak testten geçirilmelidir.
7.Salgın dönemlerinde dezavantajlı kesimler olarak kabul edilen; hiçbir geliri ve birikimi olmayan yoksullar, EYT’liler, göçmenler ve tutuklu/hükümlüler için yaşamlarını ve sağlıklarını koruyacak fiili ve yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
8.Tüm kadınlara iş ve gelir güvencesi sağlanmalı, artan şiddete karşı İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa etkin bir biçimde uygulanmalıdır.

Aklın ve bilimin emrettiği bu önlemler büyük ölçüde alınmamaktadır. Çünkü ülkeyi yönetenler, yandaş patronları beslemeye ve siyasi rekabete odaklanmıştır. Halkın sağlığını, işini ve geçimini güvence altına almayan, alamayan iktidar, siyasi sorumluluğu üstlenerek hesap vermeli, ilk adım olarak sağlık, içişleri ve ekonomi bakanları istifa etmelidir.

Bu düzen sağlığa zararlıdır. Bugün dünyanın da memleketin de sağlığı ve geleceği yeni bir toplumsal düzenin kurulmasına bağlıdır.

Sermaye değil halk egemenliğini esas alan, sömürüye karşı emeğin haklarını koruyan, toplumsal zenginliğe el koyan yüzde 1’in değil toplumun yararını esas alan yeni bir toplumsal düzenin kurulması şarttır.

1.İnsan onuruna yaraşır bir iş ve ücret, kamusal sosyal güvenlik ve sendikal hakların eksiksiz güvence altına alındığı yeni bir toplumsal düzen istiyoruz.
2.Demokrasinin ve ifade özgürlüğünün tahrip edilmediği yeni bir toplumsal düzen istiyoruz.
3.Her türlü ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe ve ötekileştirmeye karşı eşit yurttaşlığın, yurtta, bölgede ve dünyada barış politikasının benimsendiği yeni bir toplumsal düzen istiyoruz.

Halkın sağlığının, işinin ve geçiminin güvence altında olduğu yeni bir toplumsal düzen için 1 MAYIS’ta sesimizi yükseltiyoruz.

2020 1 Mayıs’ına kadar tüm meydanları, caddeleri, sokakları 1Mayıs afişlerimizle donatacak, ses ve görüntü araçlarıyla 1 Mayıs coşkusunu meydanlara taşıyacağız.

Evlerimizin ve işyerlerimizin sokaklara dönük yüzünü taleplerimizi ifade eden pankartlarla, afişlerle donatacağız!

1 Mayıs 1977’de Taksim’de yitirdiğimiz mücadele arkadaşlarımızı Kazancı yokuşunda anacağız.

1 Mayıs günü bulunduğumuz her yerin balkonlarından pencerelerinden 1 Mayıs marşını okuyacak, pankartlarımızı asacak, balonlarımızı uçuracak, yeni bir toplumsal düzen için aynı anda tüm Türkiye’den ses vereceğiz.

Yine 1 Mayıs günü sosyal medya üzerinden yayınlanacak “1 Mayıs mitingi”nde buluşacağız.

Birliğimizi, mücadelemizi ve dayanışmamızı tüm gücümüzle bulunduğumuz her yerden göstereceğiz!

Yeni bir toplumsal düzeni biz kuracağız!

Yeni bir toplumsal düzeni emek ile bilim ile kuracağız!

YAŞASIN 1 MAYIS

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’li kadınlardan açıklama: Kadına yönelik şiddete son

#Kadına Yönelik Şiddete Son

Covid 19 Pandemisi, olağandışı bir durum ve bu olağandışı sürecin ölümcül sonuçları artarak devam ederken, tüm dünyada kadınlar bu süreçte daha çok şiddete maruz kalmakta, kadına yönelik psikolojik, cinsel, fiziksel şiddet ile çocuk istismarı artmaktadır.

Salgın sürecinde “evde olmak” bir sağlık tedbirinin zorunlu hali iken kadınlar kendilerine şiddet uygulayan erkeklerle bir arada yaşamaya zorlanmakta, bu “evlerde” daha çok şiddete maruz kalmaktadırlar. Ayrıca, şiddete tanıklık eden çocuklar da sürekli bir travma yaşamakta ve/ya cinsel, fiziksel istismara uğramaktadırlar.

“Evde” karantina ve izolasyon koşullarında yaşayan kadınların ve çocukların bu süreçte nasıl etkilendiğine yönelik yapılan araştırmalar psikolojik şiddetin, ekonomik şiddetin, dijital şiddetin, fiziksel şiddetin ve cinsel şiddetin arttığını göstermektedir.

● Kadınlara; eş, baba, erkek arkadaş, erkek kardeş, erkek çocuk tarafından uygulanan şiddet son bulmalıdır.
● Şiddetin önlenmesine yönelik politikalar daha etkin olarak uygulamaya konulmalıdır.
● İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa etkili bir biçimde uygulanmalı ve kadına yönelik artan şiddete karşı acil eylem planı oluşturularak hayata geçirilmelidir.
● Şiddete uğrayan kadınların ilgili birimlere başvurmakta karşılaştıkları zorluklara çözüm getirilmelidir.
● Şiddete uğrayan kadınların şiddet uygulanan mekandan – evden- ayrılma olanakları çoğaltılmalı, bu bilgiler kadınların kolayca ulaşacağı şekilde yaygınlaştırılmalıdır.
● Şiddet uygulayan erkeği evden uzaklaştırma uygulaması devam etmeli, kadının korunmasına yönelik önlemler takip edilmelidir.

#Şiddeti Belgele #Şiddet Uygulayanı Yargıla #Şiddet Uygulayanı Cezalandır

Şiddete uğrayan kadınların pandemi döneminde ilgili birimlere başvurma konusunda daha da fazla zorluklarla karşılaştıkları ve ihtiyaç duyulan hizmete erişemedikleri görülmektedir.

● Şiddete uğrayan kadınların şikayet etmek ve şiddeti belgelemek için sağlık kuruluşlarına başvurusu ivedilikle sağlanmalı ve sağlık kuruluşlarında yaşanan yoğunluk düşünüldüğünde kadınlara yönelik sağlık kuruluşları önceden tarif edilmelidir.
● Şiddete maruz kalan kadınlar sağlık hizmetlerinden ve adli hizmetlerden etkin biçimde yararlanmalıdır. Bu olağandışı dönemde kadına yönelik şiddetin belgelenmesi, tedbir kararı alınması ve dava açılması aşamalarının her birinde adli süreçlerin sağlıklı olarak işletilmesi önem taşımaktadır; mahkemelerin aile içi şiddetle ilgili dosyaları öncelikle görüşmesi konusunda düzenleme yapılmalıdır.

#Kadınların Sesini Duyun #Kadın Dayanışması Yaşatır

● Şiddet başvuru hatları etkin olarak kullanılabilir olmalı; ortak kullanılan şiddet hatlarının pandemi nedeniyle meşgul edilebileceği dikkate alınarak kadına yönelik şiddet için özel hatlar oluşturulmalı, online başvuru olanakları yaratılmalıdır.
● Pandemi nedeniyle evde kapalı ortamda şiddet gören kadının bildirimde bulunma koşullarının olanaksız olabileceği göz önünde bulundurularak üçüncü kişilerin şikayet/ihbar duyuruları değerlendirmeye alınmalıdır.

İnfaz kanunu değişikliği sonrası, kadınlara ve çocuklara yönelik tehdidin boyutu artmaktadır!

Türkiye’de siyasal iktidar, olağandışı salgın yönetimi çerçevesinde erkek egemen ve gerici uygulamalarını, amaçlarını gündemden eksik etmeyerek, erkek egemen yasa yapımını bilfiil sürdürmekte ve cinsel şiddet faillerine kolluk yapmaktadır. Covid salgınında siyasal iktidarın derdi ve icraatı, cinsel istismar faillerini, tecavüzcüleri, tacizcileri aklama ve salıverme. Covid19 salgını nedeniyle cezaevlerindeki tutukluların durumu ile ilgili olarak infaz kanunu değişikliği kapsamında, 13 Nisan gecesi yapılan kadın katillerini, cinsel istismarcıları serbest bırakmaya dönük yasa kabul edilemez. Bu yasa değişikliği ile beraber, ‘cinsel saldırı’, ‘reşit olmayana cinsel saldırı’, ‘cinsel taciz’ suçlarından süreli hapse mahkum olanlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olanlar, dörtte üç koşullu salıverme oranı ile tekrar suç mahallerine, çoğunlukla suçun gerçekleştiği izolasyonda olduğumuz “evlere” gönderiyorlar. Covid 19 salgını ile sözde mücadele ile, toplumda cinsel taciz, istismar ve tecavüzün daha da artmasına neden olunacaktır.

#Çocuk İstismarının Affı Olamaz

Siyasal iktidar AKP ve ittifakı MHP’nin hazırladığı bir diğer kanun teklifi de “çocukları cinsel istismar eden” faillerin cezalarının ertelemesi, bu suçluların affı üzerine. Belirtmek isteriz ki, istismara uğrayan çocuk ile suçun faili arasındaki yaş farkı hesabıyla, zorla gerçekleştirilen “tecavüz evlilikleri” ile suçun ve cezanın niteliği değiştirilemez. Bununla birlikte, cinsel istismar vakalarında çocuğun şikayetinin olup olmaması da cezayı değiştirecek husus değildir. Çocukları istismar etme suçu amasız fakatsız cezai bir konudur. Bu nedenle, istismar suçu, kamusal bir sorumlulukla yargıya taşınarak suçun faili cezalandırılmalıdır. Kamuoyuna yansıyan yasa değişikliği taslağı, sadece çocuklara yönelik cinsel olarak istismarda bulunan faillerle de sınırlı kalmayarak, söz konusu suçlulara yardım edenler ve azmettiriciler haklarında ise infazın kaldırılması ve açılan kamu davasının düşürülmesini de içermektedir. Bu yasa değişikliği önerisi, cinsel istismar – cinsel taciz suçunu cezasızlaştırarak, bu suçların yayılmasına, eril tahakkümün daha da kökleşmesine ve cinsel şiddetin artmasına neden olacaktır.

● Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların affına dönük herhangi bir yasa değişikliği teklifinin meclise sunulması, yasanın tartışmaya dahi açılması kabul edilemez.

DİSK Kadın Komisyonu – KESK Kadın Meclisi – TMMOB Kadın Çalışma Grubu – TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu

DİSK-KESK-TMMOB-TTB: Yasa teklifi adaletsizdir, infazda ayrımcılığa hayır!


DİSK-KESK-TMMOB-TTB: İnfazda ayrımcılığa hayır!
“2/2762 Esas Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, kamuoyunda bilinen adı ile “infaz yasası” üzerine TBMM Genel Kurulunda görüşmeler sürüyor. Covid-19 virüs salgınına ilişkin bir tedbir olarak gündeme getirilen bu yasa teklifi adaletsizdir ve gerçek bir tedbir olmaktan bütünüyle uzaktır.

Ülkemizde hapishaneler, kapasitelerinin çok üzerinde doluluk oranlarıyla salgın risk alanlarının başında gelmektedir. Hapishanelerde genel olarak hijyen sorunları olduğu, sağlık hizmetlerine erişimin güçlüğü, mahpusların bağışıklık sisteminin zayıf olduğu doğrudur ve tüm bu konularda acil önlem almak şarttır.

COVID-19 salgını nedeniyle ülkemiz cezaevlerinde, hastalar, yaşlılar ve risk grupları başta olmak üzere ayrımsız ve ayrıcalıksız olarak herkesi kapsayacak fiili tedbirlerin alınması ve yasal düzenlemelerin yapılması tıbben ve hukuken gerekli ve zorunludur.

Ancak herkesin yaşam hakkını koruma ve sağlıklı bir yaşam alanı oluşturma yükümlülüğü altındaki devlet, ölümcül bir salgın karşısında alınacak tedbirlerde ayrımcılık yapmaya çabalamaktadır. Terörle Mücadele Kanunu’ndaki ‘terör’ tanımının muğlaklığı nedeniyle hapishanelerde olan çok sayıda gazeteci, aydın, avukat, insan hakları savunucusu, sendikacı, siyasetçi kapsam dışındadır. Siyasi iktidarı eleştirmenin “terör” kapsamına kolaylıkla girdiği bir ülkede, muhaliflere yönelik intikamcı bir tutumun salgın koşullarında dahi sürdürülmesi kabul edilemez.

Cinayet, kadına yönelik şiddet, cinsel istismar, uyuşturucu temin etmek ve organize suç örgütü yönetmek gibi suçlardan hüküm giyenler tahliye olabilecekken, haklarında bir hüküm olmayan, hatta henüz davası bile açılmayan tutukluların kapsam dışı kalması ve tutukluluk hallerine son verilmemesi hiçbir adalet terazisi ile izah edilemez.

Risk grubunda olan, kronik hastalığı olan mahpusların tartışma konusu bile edilmemesinin adaletle de vicdanla da bağdaşır bir yanı yoktur.

Son yılların en yaygın ve en ölümcül salgınının dünyayı ve ülkemizi kuşattığı bir atmosferde, tıbbi ve insani saiklerle getirilmediği anlaşılan ve belli gruplara af niteliğindeki bu infaz yasasının COVID-19 salgını ile bir ilişkisinin olmadığı açıktır. Salgın öncesinden hazırlandığı bilinen bu tasarının salgın döneminde ve salgının gerekliliklerini dikkate almadan yasalaştırılma çabası en hafif tabiriyle fırsatçılıktır.

Hukuksuz ve adaletsiz bir “özel af” düzenlemesi yerine yapılması gereken, öncelikle ve hızla hapishanelerdeki insanların sağlığını koruyacak adil, hakkaniyetli önlemler almak, infaz yasasında da adalete ve eşitliğe uygun davranmak, hapishanelerdeki Covid-19 vakalarıyla ve varsa can kayıplarıyla ilgili şeffaf bilgi vermektir.

DİSK-KESK-TMMOB-TTB olarak iktidarı hukukun temel ilkelerine ve devletin temel yükümlülüklerine uygun davranmaya davet ediyoruz.

1 Mayısa Doğru

Covid-19 Virüsünün dünyadaki tüm insanları etkilediği ve yeni yaşam biçimleri ürettiği koşularda, 1 Mayıs yaklaşıyor. Ülkemizde işçi sınıfı ve tüm emekçiler fabrikalarda, işyerlerinde, tarlalarda üretmeye devam ediyorlar. Tekeci burjuvazinin temsilcisi, egemen sınıflar 65 yaş üstü ve 20 yaşa kadar olan insanlara sokağa çıkma yasağı koydu. Ancak bu yasaklama 20 yaş grubundaki işçiler, emekçiler ve tarım işçisi gençler için geçerli değil..Onlar çalışmaya ve üretmeye devam edecek. Yaş skalası açısından, üreten işçiler emekçiler fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda yaşamın her alanında, her gün yeniden üretmeye devam edecekler.

Kapitalizm ve devlet, Covid-19 virüsün yayılmasını önleyecek en önemli tedbirlerin başında gelen “Kişiler arasında fiziki teması kesme” kuralını fabrikalar, işletmeler ve tarlalarda uygulamamaktadır; İşçi sınıfının, emekçilerin ve onların ailelerinin sağlığı değil kapitalistlerin karı ve sermayelerini koruyup büyütmeleri önemlidir. İtalya, İspanya, Fransa, ABD, İngiltere’de de üretim durdurulmadığı için virüs çok yayılmıştır ve bugün on binlerce insanın yaşamını yitireceği beklenmektedir. 1 Mayısa doğru İşçi sınıfı ve tüm emekçilerin talebi, çalışması zorunlu olan işletmeler dışındaki tüm fabrika işletme ve işyerlerinde çalışmanın durdurulmasıdır.

Ülkemizde 11 Marttan bu yana görülen Covid-19 virüs salgını koşullarında kapitalizm ve devlet, işçilere ve emekçilere çalışmayı-üretmeyi dayatmıştır. Alınan önlemler yetersizdir, üretim ve çalışma yaşamı sürmektedir; bu nedenle salgının ivmesi artmıştır. Bilim çevreleri önümüzdeki iki aylık süreçte yeterli önlemlerin uygulanmasını zorunlu görmektedir. İktidar geç kalmıştır, önlemleri yetersizdir ve salgının gerisinden gelmektedir.

1 Mayısa doğru kapitalizmin ve devletin milyonlarca emekçi üzerindeki her türlü sömürüsüne, baskısına karşı mücadele ve dayanışma; düşük ücretlere, sendikalaşma ve sendika seçme hakkına dönük işten çıkarmalara, baskı, moobinge karşı güçlerini birleştirme çabasıyla bütünleşmiştir. Bu mücadele aynı zamanda, işçi sağlığı için güncel olarak Covid-19 a karşı gerekli önlemlerin alınmasıdır. Fabrikalarda, işletmelerde, işyerlerinde üretimin durdurulması istenmektedir. İşçilerin, emekçilerin ve ailelerinin sağlıklı kalmaları için üretimin durdurulması şiarı bir çok fabrikada, işletmede, işçiler, emekçiler sendikalar, meslek örgütleri, tıp ve bilim çevrelerince zorunlu görülmektedir. Siyasi iktidar ise işçilerin, emekçilerin ve sendikaların meslek örgütlerinin ve bilim insanlarının sesine kulaklarını tıkamıştır.

Covid-19 salgını koşullarında da sermaye fabrikalarda, tarlalarda işçileri örgütsüz, sendikasız olarak düşük ücretle çalıştırıyor. İşçi, emekçi havzaları işçi cehennemine dönüşmüş; sigortasız, sendikasız, uzun çalışma saatleri içerisinde milyonlarca işçi neredeyse köleleştirilmiş durumdadır. Covid-19 salgınını engellemenin ve milyonlarca işçi ve emekçinin yaşamını kurtarmanın yolu, işçi sınıfı ve emekçilerin güçlerini birleştirmesi ve mücadelesiyle mümkündür. Siyasi iktidar ve sermaye grupları, işçi sınıfının, emekçilerin ve bilim çevrelerinin haklı ve yaşamsal taleplerine kulak vermeli ve gerekli önlemleri almalıdır.

1-Sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli, COVID-19’a karşı mücadele kapsamında, güncel ihtiyaçlara cevap veren, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretimi hariç olmak üzere, bütün fabrika ve işletmeler kapatılmalı; en az 15 gün süreyle, iş yerleri tatil edilmelidir. İşçilerin, emekçilerin dolayısıyla ailelerinin sağlığı korunmalı ve salgının yayılma hızı önlenmeli; bu süre içinde işçilere ücretli izin verilmelidir.
2-Ülkemizde işçilerin ücretinden yapılan kesintilerle oluşturulan işsizlik fonunda biriken 130 milyar TL aşan parayı, hükümet, ücretli izne çıkarılan işçilerin ücretlerinin bir bölümünü ödemek için kullanmalıdır. Küçük ve orta düzeyde işletmelerin işçilik payını önemli oranda devlet ödemelidir.
3-İşten çıkarmalar, ücretsiz izin uygulaması yasaklanmalıdır. COVID-19 salgınının yeni bir işsizlik dalgasına yol açmaması, işin ve işçinin gelir sürekliğinin sağlanması için, COVID-19 ile mücadele döneminde, işverenin iş sözleşmesini fesih imkânı askıya alınmalıdır. İşten çıkarılmaların ve işlerin durdurulmasının yol açacağı gelir kaybına karşı, İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları hızla devreye sokulmalı, işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak için, işçi açısından gerekli olan koşullar kaldırılmalıdır.
İşten çıkarılmaların izlenmesi ve yasaklanması için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı nezdinde Üçlü Danışma Kurulu bileşimine uygun bir izleme ve denetim mekanizması kurulmalıdır. İşsizlik maaşının süresi uzatılmalı, salgın süresince işsiz yurttaşlara yaşayabilir bir ücret yardımı yapılmalıdır.
4-Yoksul yurttaşların temel ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Sağlık yardımı almakta olan 10 milyon dolayındaki “kayıtlı yoksullara” asgari geçim endeksine uygun bir maaş ödenmelidir.
5-En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. Korona virüsle mücadele döneminde, risk grubundaki kesimlerin ücretlerine 1000 TL ek destek yapılmalıdır.
6- Elektrik, su, doğalgaz, iletişim faturaları ve konut, taşıt kredileri ile kredi kartı borçları, salgın riski boyunca faizsiz olarak ertelenmelidir.
7-Öğrenci yurtları ücretsiz olmalı, öğrencilerin yurt borçları silinmelidir.
8-Çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.
9-Büyükşehirlerde ve illerde Covid-19 hastaneleri ve yurttaşların diğer sağlık sorunları için gidecekleri hastaneler de belirlenmeli ve açıklanmalıdır.
10-Devlet hastaneleri ve özel hastaneler Covid-19 hastalarına ücretsiz sağlık hizmeti vermelidir. Buna uymayan özel hastaneler kamulaştırılmalı. Sağlık alanı ticari kar alanı olmaktan çıkarılmalı, sağlığa eşit erişim ücretsiz olarak sağlanmalıdır.
11-Salgın sürecinde, özel sağlık kuruluşları kamu kontrolüne geçirilmelidir.. Halka yaygın bir şekilde test yapılmalı, hasta olanlar saptanarak tedavi edilmelidir. Test sonuçlarının açıklanmasında ve salgınla ilgili siyasi iktidar şeffaf olmalı ve halktan hiçbir şey gizlenmemelidir.
12-Salgında hastalanma ve yaşamlarını kaybetme riski olan hekimler ve diğer sağlık çalışanlarının ekipman eksiklikleri hızla ve ivedilikle giderilmeli ve Covid-19 testi öncelikle sağlık emekçilerine yapılmalıdır. Kamu-özel bütün sağlık kurumlarında Covid-19 hastalarıyla temas ya da temas şüphesi olan hekim ve sağlık çalışanlarından başlanarak bütün sağlık çalışanlarının testlerinin hızla tamamlanmalıdır.
13-Covid-19 hastahanelerindeki sağlık çalışanlarının sosyal çevrelerini de hastalığa bulaştırmalarını engellemek için mesai sonrası kalacakları mekanlar belirlenmelidir. Ölümlerin artması ile hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin artacağını öngörerek, gerekli tedbirler alınmalıdır. Yargı süreci işletilmeden ‘Kanun Hükmünde Kararnamelerle’ işlerinden atılan tüm sağlık çalışanları, akademisyenler ve diğer KHK’li kamu emekçileri işlerine dönmeli;
14-Fahiş fiyatlarla stok, ortalama kar marjının üzerinde zam yapanlara göz yumulmamalı, denetimler artırılmalı, fırsatçılık yapanlara yaptırımlar uygulanmalı;
15-İşçilerin ve emekçilerin temel gıda ve hijyen maddelerine erişimi için kamu kaynaklarına başvurulmalıdır. Virüsten koruyucu ürün ve malzemeler (maske, kolonya,klorak, sabun vb.) başta dar gelirliler olmak üzere halka ücretsiz dağıtılmalıdır.
16-“Evde kalma” nedeniyle kadına ve çocuklara yönelik ev içi şiddetin görünmez kılındığı koşullar yaşanmakta, kadınlar umarsız bırakılmaktadır. Şiddet çağrısı alındığında şiddet uygulayan erkekler öğrenci yurtlarında ayrı bir bölüme yerleştirilmeli, evden uzaklaştırma uygulanmalıdır. İstanbul Sözleşmesi,6284 Sayılı Yasa ve kadınların nafaka hakkı titizlikle uygulanmalıdır..
17- Mülteci geri gönderme merkezlerinde gerekli tedbirler maksimum düzeyde alınmalı, bu merkezlerde olmayan mültecilerin konut, hijyen ve temel gıda malzemesi temini kamu kaynaklarıyla sağlanmalıdır.
18- Devlet salgını bahane ederek yurttaşlar üzerindeki gözetim ve denetim ağlarını baskıya dönüştürülmemelidir. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, güdük temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması, baskı ve bireysel özgürlüklerin, kişilik haklarının ihlaline yol açmamalıdır. Yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmeli, internet ortamındaki ifade ve düşünce özgürlüğü ve haber alma haklarına yönelik tüm yasaklamalar, cezalandırılmalar kaldırılmalı.
19- Savaş koşullarında Covid-19’un artacağı düşünülerek, siyasi iktidar emperyal isteklerini bir yana bırakarak, Suriye’deki ve Libyada’daki askeri birlikleri geri çekmeli ve komşu ülkelerle; karşılıklı saygı, içişlerine karışmama ve barış politikası izlemelidir.
20-Öncelikle cezaevlerinde tutukluların hızla tahliyesi sağlanmalı; yaşam hakkı ve ifade özgürlüğü esas alınarak siyasi tutuklular, gazeteciler, hasta mahkûmlar, yaşlılar ve çocuklar tahliye edilmeli, infazlar ertelenmelidir.
21- Çoğu yabancı sermayeyle ortak olan petrol ve maden şirketleri, elektrik santralleri, kar hırsıyla dağları, ormanları, akarsuları, börtü böceği doğal ve kültürel değerlerimizi tahrip etmiş, etmeye de devam etmektedir. Kapitalizm yaşam alanlarımızı, havamızı, suyumuzu, havamızı zehirlemekte, yok etmektedir. Salgın koşulları fırsata çevrilerek doğanın tahribatı devam etmektedir. Tüm canlıların ve çocuklarımızın geleceğini karartanlar, doğa ve çevre savunucularının yolunu kesmekte, bu alanlara girmelerini, halkla bütünleşerek sorunların saptanmasını, çözüm yollarının birlikte üretilmesini engellemektedirler. İşçilerin emekçilerin, halkımızın ve çocuklarının sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, doğal ve kültürel değerlerimizi korumaya yönelik mücadelesi her alanda sürecektir. Bu salgın ekolojik dengenin, tüm çeşitliliği, canlılarıyla sürdürülebilir ve geleceğe devredilebilir doğanın önemini bir daha göstermektedir. Bu ders herkes tarafından iyi anlaşılmalıdır.
22- İllerde bilim kurulları oluşturulmalı, ilçe bazında belediyelerin ve muhtarlıkların da içinde yer aldığı, demokratik kitle örgütü, meslek odaları ve sendika temsilcilerinin ve muhalif siyası partilerin de katıldıkları kriz masaları kurulmalı, bilgilendirme, değerlendirmeler ve çözüm mekanizmaları birlikte oluşturulmalıdır.

Kapitalizm doğası gereği krizde, salgın koşullarında bu kriz daha da ağırlaştı, ağırlaşıyor, kendi kendinini tüketiyor; kendisine bu krizden çıkış yolu bulmaya çalışıyor. Bütün ülkelerdeki kapitalist devlet yöneticileri panik halindeler. Sermayelerini büyütme, karlarını arttırmanın, üretim maliyetlerini düşürmenin yeni yollarını arıyorlar. İnsan olmadan üretim, üretim fazlası olmadan kar olamaz. Kapitalistler ve devlet ‘üretim sürmelidir, salgın olsa da üretim durmamalıdır’ diyor. İşsizlikte işçi bulmak kolay, işçiler ücretli köle! Yani sermayedarlar sömürü ve kar hırslarından vazgeçmiyorlar.

Bu durumda İşçi sınıfı ve emekçiler kendileri için cehennem olan bu sistem karşısında yeni bir dünya özlemini daha çok hissedecek, isteyecek ve düşleyecekler. Kapitalizmin yerine, baskının, zulmün, sömürünün olmadığı yeni bir dünya gelecek. Bilime inanmayan ve onun aydınlatıcı yolundan yürümeyenlerin sonu gelecek.. Ancak yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler ve emekçiler çürümüş kapitalizme darbeyi indirebilecek. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçi sınıfı, emekçiler sahte değil, gerçek özgürlüğü kazanacak. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler, emekçiler sermayenin ve faşizmin düzeni yerine işçi sınıfı ve emekçilerin iktidarında aydınlık bir Türkiye’yi kuracaklar.

1 Mayısa doğru, büyük insanlığın kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün halkların sağlığı, geleceği için, daha insanca çalışma ve yaşam koşullarını elde etmek için örgütlenme ve mücadele etme hakkı için yürütülen büyük mücadele ve dayanışma kazanacak!

Yaşasın İşçi sınıfı ve Emekçilerin Dayanışması!
Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Eşit Kardeşliği!
Barış İçin Savaşa, Kapitalizme ve Faşizme Hayır!
Yaşasın Birlik Mücadele ve Dayanışma
Yaşasın 1 Mayıs

Covıd-19 salgınına karşı alınması gereken önlemlere ilişkin DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun açıklaması


Covıd-19 salgınına karşı alınması gereken önlemlere ilişkin DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun açıklaması

Ülkemizi ve bütün dünyayı tehdit eden Covid-19 salgınına karşı etkin bir mücadele için alınan önlemlere ek olarak çalışma hayatına ilişkin aşağıdaki tedbirlerin de hayata geçirilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Çalışma hayatında alınacak bu tedbirler hem salgının yayılmasını engellemek hem de işçilerin ve tüm çalışanların sağlığını ve işini korumak açısından gereklidir. Salgını önleme konusunda kamu otoritelerinin gerek sosyal yaşam için gerekse işyerlerindeki üretim süreçlerini kapsayan iş sağlığı ve güvenliği için aldığı ve alacağı tedbirleri hayati önemde görüyoruz.

Ülkemizin en kısa sürede ve el birliği ile bu ağır felaketin üstesinden gelmesi dileğiyle aşağıdaki tedbirlerin alınmasını kamuoyunun ve yetkililere sunuyoruz.

1) COVID-19 salgını süresince işten çıkarmalar yasaklanmalıdır. COVID-19 salgınının yeni bir işsizlik dalgasına yol açmaması, işin ve işçinin gelir sürekliğinin sağlanması için COVID-19 ile mücadele döneminde işverenin iş sözleşmesini fesih imkânı askıya alınmalıdır.

2) COVID-19’a karşı mücadele kapsamında zorunlu ve acil mal ve hizmet üretimi hariç olmak üzere, en az 15 gün süreyle, bütün işlerin durdurulması işçilerin korunması ve salgının yayılma hızının önlenmesi için önem arz etmektedir.

3) İşten çıkarılmaların ve işlerin durdurulmasının yol açacağı gelir kaybına karşı İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları hızla devreye sokulmalı, işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak için işçi açısından gerekli olan koşullar kaldırılmalıdır. Küresel salgın nedeniyle iş ve gelir kaybına uğrayan bütün işçilere işveren, İşsizlik Sigortası Fonu ve devlet tarafından gelir desteği sağlanmalıdır. İşten çıkarılmaların izlenmesi için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı nezdinde Üçlü Danışma Kurulu bileşimine uygun bir izleme ve denetim mekanizması kurulmalıdır.

Yaşamın kaynağı toplum sağlığıdır,halkın talepleri yaşamsaldır. Halkın talepleri gerçekleştirilmelidir.

Tüm dünyada küresel salgın halini alan ve ülkemizde varlığı 11 Marttan bu yana görülmeye başlanan Koronavirüs (Covid-19) salgını karşısında siyasi iktidar yetersiz kalmış, salgına karşı acil önlemler alınmamıştır. Siyasi iktidarın açıklamalarında çalışanların hakları, kadınlar ve yoksullarla ile ilgili bir önlem bulunmuyor.

Fabrikalarda, işletmelerde ve işyerlerinde işçiler, emekçiler toplu olarak çalışmaya devam etmektedir. Fabrika ve işletmeler bazındaki önlemlerin en olumlusu hijyen kurallarına uymakla sınırlıdır. Virüsünün yayılma ivmesi yüksektir. Alınan önlemlerle sorunun aşılması olanaklı değildir.

Bütün fabrikalarda, işletmelerde, organize sanayi sitelerinde, şantiyelerde, üretimin ve işin durdurulması önem taşımaktadır. Bugün salgının durdurulması sadece 65 yaş üstünün sokağa çıkmamasını istemekle engellenemeyeceği İtalya ve İspanya örneklerinden görülmektedir. Ve bu yaşanmışlıklardan gerekli dersler çıkarılarak derhal sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir.

Bunun için siyasi iktidar, Covid-19 salgınını önlemek için fabrikalar, işyerleri, şantiyelerdeki faaliyeti durdurmalıdır. İşçiler ücretli izne çıkarılmalıdır. Acil ve zorunlu işlerin yapıldığı işyerleri dışında diğer tüm işyerlerinin faaliyetlerini durdurarak çalışanlarını ücretli izne çıkarmalıdır.

Ülkemizde işçinin ücretinden kesilen paralarla oluşturulan işsizlik fonunda birikmiş 130 milyar lira bulunmaktadır. Hükümet, işçilerin maaşında kesilen primlerle oluşan işsizlik
fonunda biriken bu parayı, ücretli izne çıkarılan işçilerin ücretlerinin bir bölümünü ödemek için kullanmalıdır. Küçük ve orta düzeyde işletmelerin işçilik payını önemli oranda devlet ödemelidir.

İşten çıkarma, ücretsiz izin uygulaması yasaklanmalıdır.

Sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde yurttaşların temel ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır.

Sağlık yardımı almakta olan 10 milyon dolayındaki “kayıtlı yoksullara” asgari geçim endeksine uygun bir maaş ödenmelidir.

En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. Korona virüsle mücadele döneminde 1000 TL destek eklenerek risk grubundaki bu kesimler korunmalıdır.

Konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları salgın riski boyunca faizsiz olarak ertelenmelidir.

Öğrenci yurtları ücretsiz olmalı, öğrencilerin yurt borçları silinmelidir.

Çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.

Büyükşehirlerde ve illerde Covid-19 hastaneleri ve yurttaşların diğer sağlık sorunları için gidecekleri hastaneler de belirlenmeli ve açıklanmalıdır. Devlet hastaneleri ve özel hastaneler Covid-19 hastalarına ücretsiz sağlık hizmeti vermelidir. Buna uymayan özel hastaneler kamulaştırılmalıdır. Salgın sürecinde, özel sağlık kuruluşları kamu kontrolüne geçirilmelidir.. Halka yaygın bir şekilde test yapılmalı hastalar tesbit edilmelidir. Test sonuçlarının açıklanmasında ve salgınla ilgili siyasi iktidar şeffaf olmalı ve halktan hiçbir şey gizlenmemelidir.

Salgında hastalanma ve yaşamlarını kaybetme riski olan hekimler ve diğer sağlık çalışanlarının ekipman eksiklikleri giderilmeli ve Covid-19 testi öncelikle sağlık emekçilerine yapılmalı ve kamu-özel bütün sağlık kurumlarında Covid-19 hastalarıyla temas ya da temas şüphesi olan hekim ve sağlık çalışanlarından başlanarak bütün sağlık çalışanlarının testlerinin hızla tamamlanması, yurttaşların sağlıkları açısından da önem kazanmıştır. Covid-19 hastahanelerindeki sağlık çalışanlarının sosyal çevrelerini de hastalığa bulaştırmalarını engellemek için mesai sonrası kalacakları mekanlar tesbit edilmelidir. Ölümlerin artması ile hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin artacağını öngörerek gerekli tedbirler alınmalıdır. Yargı kararı olmadan ‘Kanun Hükmünde Kararnamelerle’ işlerinden atılan tüm sağlık çalışanları ve akademisyenler işlerine dönmelidir.

Fahiş fiyatlarla stok, ortalama kar marjının üzerinde zam yapanlara göz yumulmamalı, denetimler artırılmalı, fırsatçılık yapanlara yaptırımlar uygulanmalıdır.
İşçilerin ve emekçilerin temel gıda ve hijyen maddelerine erişimi için kamu kaynaklarına başvurulmalıdır. Virüsten koruyucu ürün ve malzemeler (maske, kolonya,klorak, sabun vb.) başta dar gelirliler olmak üzere halka ücretsiz dağıtılmalıdır.

“Evde kalma” nedeniyle kadına ve çocuklara yönelik ev içi şiddetin görünmez kılındığı koşullar yaşanmakta, kadınlar umarsız bırakılmaktadır. Şiddet çağrısı alındığında şiddet uygulayan erkekler öğrenci yurtlarında ayrı bir bölüme yerleştirilmeli, evden uzaklaştırma uygulanmalıdır.

Salgın süresinde doğalgaz, elektrik, su ve internet ücretsiz sağlanmalıdır.

Mülteci geri gönderme merkezlerinde gerekli tedbirler maksimum düzeyde alınmalı, bu merkezlerde olmayan mültecilerin konut, hijyen ve temel gıda malzemesi temini kamu kaynaklarıyla sağlanmalıdır.

Devlet salgını bahane ederek yurttaşlar üzerindeki baskı, gözetim ve denetim ağlarını yaygınlaştırmamalıdır. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, güdük temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması ve açık bir faşizme geçilmesine yol açmamalıdır. Yurttaşlar temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmeli, internet ortamındaki ifade ve düşünce özgürlüğü ve haber alma haklarına yönelik tüm yasaklamalar kaldırılmalıdır.

Tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları günlük olağan yaşama geçinceye dek ertelenmelidir.

Savaş koşullarında Covid-19’un artacağı düşünülerek, siyasi iktidar emperyal isteklerini biryana bırakarak, Suriye’deki ve Libyada’daki askeri birlikler geri çekmeli ve komşu ülkelerle; karşılıklı saygı, içişlerine karışmama ve barış politikası izlemelidir.

Öncelikle cezaevlerinde tutukluların hızla tahliyesi sağlanmalı; yaşam hakkı ve ifade özgürlüğü esas alınarak siyasi tutuklular, gazeteciler, yaşlılar, hasta mahkûmlar ve çocuklar tahliye edilmeli, infazlar ertelenmelidir.

Yerellerde, il/ilçe bazında belediyelerin ve muhtarlıkların da içinde yer aldığı demokratik kitle örgütü, meslek odaları ve sendika temsilcilerinin ve muhalif siyası partilerinde içinde yer aldığı kriz masaları kurulmalıdır.

Bu zor süreçte inisiyatif sadece siyasi iktidarda olmamalı, muhalefet partilerinin ve demokratik kitle ve meslek örgütlerinin toplumsal rol ve sorumluluğu artırılmalı, salgınla ilgili önlemlerin alındığı il ve ilçelerde bilim kurulları oluşturulmalı, başta tabip odaları olmak üzere meslek örgütleri, sendikaların ve siyasi partilerin bu kurullarda temsili sağlanmalıdır.

Newroz piroz be/Nevruz kutlu olsun!

Newroz geldi. Bu gün, doğadaki tüm canlıların hareketliliğinin ivme kazandığı, kışın soğukları geride bıraktığı, doğanın uyanışının, yeniden canlanışının, baharın muştulandığı, gündüz ile gecenin eşitlendiği gün.. Newroz geldi, ezilen halkların zalim DEHAK’ın kimliğinde ezenlere karşı siyasi ve sosyal mücadelelerini yükselttikleri simge gün..

MÖ 612’de, Mezopotamya’da Asur’lu Dehak isimli zalim bir hükümdar vardı. Dehak bir kayanın başında çok sağlam yapılmış bir kalede oturuyordu. Dehak hayvanlar ve yılanlar beslerdi. Halkın çocuklarının beyinlerini yediği gibi, hayvanlarına da yedirirdi. Halkına her gün yenmek üzere çocuklarının beyinlerini kalesine getirilmesini emretmişti. Halk, her gün kralın kalesine hazırlanmış insan beyni götürürdü. Gün geldi, halk çocuklarının beyniyle kralı beslemek istemedi, çocuklarını götürerek krala kurban etmedi.. Dehak askerlerine, emrini aksatmış olan halkı toplayıp kalesine getirmelerini emretti. Halk askerler tarafından toplanıp kaleye götürüldü. Kalede halktan birçoğu çocuklarını koruduğu ve sakladığı için öldürüldü. Vahşete, zora, baskıya, sömürüye karşı her dönem halklar kendi kahramanını çıkarır. Demirci Kawa dağlarda toplanan, ne yapacağını düşünen öfkeli köylülere, birlik olup kralın zulmüne son verilmesi gerektiğini anlattı. Kawa’nın bu önerisi üzerine krala karşı mücadele için yemin ettiler. Kawa’nın önderliğinde birleştiler ve zaferi kazandılar.

Günümüzün Dehakları ezilen ulusların ve halkların, ülkelerini işgal eden, bombalayan, milyonlarca insan kadın-çocuk-yaşlı-genç demeden katleden, yer altı ve yer üstü kaynaklarını, petrolü, doğal gazı ele geçirmek ve işletmek için el koyan tekelci kapitalizmdir. Newroz ezilen halklara ve uluslara, emperyalist işgalcilere ve onların işbirlikçilerine karşı sosyal, siyasal kurtuluş ve sosyalizm için mücadele çağrısıdır.

Demirci Kawa’nın halkların evlatlarının beynini yiyerek yaşayabilen zalim Dehak’a karşı kuşandığı cesaret ve gözü pekliği, halkının yaratıcılığıyla birleştirip bir balyoza dönüştürmesi ve artık her yerinden kirlilik akan bu sistemi halkın gücüyle yerle bir etmesi ve bu cesareti halkına taşımasıdır Newroz.

Dünyanın her yerinde ve Ortadoğu’da insanlığın tüm birikimlerinin, değerlerinin talan edildiği,yağmalandığı, dinci-silahlı örgütleri besleyerek eğiterek ve yetiştirerek, istediği biçimde kullandığı; çok uluslu şirketlerin petrol, doğal gaz ve madenlerin üzerine çöktüğü bir süreçte Kawa’nın mücadeleci yolu ezilen halklara ve uluslara yol gösteriyor.,

Göçmenlerin üzerinden devletlerin insan kaçakçılığı yaptığı, yaptırdığı ve kapitalist barbarların çıkarları için kendi burjuva hukuklarını yok saydıkları ve her türden haydutluğun başını çektikleri zamanları yaşamaktayız. Emperyalist haydutların ve barbarların güç mücadeleleri ve yerel çatışmalarla ezilen halkları iç savaşlar içerisinde yaşamaya mahkum ettiği zamanlarda kurtuluşun yolunu, mücadelenin ışığını devrimci Kawa gösteriyor. Ya barbarlık ya insanlığın açlık , salgınlar,yoksulluklar içerisinde yaşaması ya da emperyalist barbarlığa karşı mücadele ve sosyal kurtuluşun yolunu açarak paylaşımcı dayanışmacı ortaklaşmacı bir toplumsal düzen için mücadele yolu..

Suriye’de emperyalist barbarlığın talan politikası sürüyor. Petrol bölgelerine ABD ve işbirlikçileri el koydu. Vesayet savaşları sürüyor. İktidar savaş politikalarıyla savaşların parçası durumuna gelmiştir. Siyasi iktidar savaş politikalarından geri çekilmelidir. Bölge halklarının ve halkımızın savaş politikalarından bir çıkarı yoktur. TSK Birlikleri Suriye topraklarından çekilmelidir. Dinci-cihatçılarla ilişkiler kesilmelidir. Afganistan ve Ortadoğu’da ABD emperyalizminin beslediği dinci gericilik 11 eylül ile nasıl kendisine döndü ise, HTŞ ve benzeri dinci silahlı örgütler de güç çatışmasında her zaman saf değiştirir. Petrol ve silah ticaretinde emperyalist haydutlarla anlaşmalara yeltenmek ve çatışmalara girmek halklara can kaybı, acı, kan getirir. Halkların çıkarı, bölge halklarıyla barış politikası izlemektir.

Baharın müjdecisi ve halkların barış ve kardeşlik için ayağa kalktıkları Newroz, Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Asya’da ve ülkemizde yaşayan Kürt, Türk, Arap, Sünni, Alevi, Hıristiyan her dinden, mezhepten, ulusal ya da etnik aidiyetten tüm bölge halklarının emperyalist haydutluğa ve halklara dayatılan savaş politikalarına karşı birlik, dayanışma ve mücadele günü olsun..Halklar bölgemizde barış istiyor,tarih boyunca savaşları,haydutluğu sömürüyü, ilhakçı, yağmacı egemenler yaptı. Gün Ortadoğu’da sosyal ve ulusal kurtuluşun gerçekleşmesi ve ilerlemesi için halkların birliği günüdür. Bu barbarlık mutlaka yenilecek ve zafer halkların olacaktır..

İktidarların her dönem zor politikalarına maruz kalan, temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alınan, yasal ve meşru kürt politikacılara uygulanan baskı, tutuklama, belediyelere kayyum politikaları, ötekileştirme, burjuva hukukunun askıya alındığı uygulamalar, ırkçı şöven kışkırtmalar tehlikeli ve halkların birlikte yaşama, barış politikalarını tesis etmede çaba ve azimlerini de kırmaya yöneliktir. Kürt sorununun temel hak ve özgürlükler temelinde barışçıl ve eşit hakların kullanımı ile çözümü bir zorunluluk durumuna gelmiştir. Ortadoğu’da emperyalist dayatma politikalarına karşı durmak, halkların ve ulusların haklarına saygı, içişlerine karışmama temelinde sağlanabilir. İnsanlığın tarihsel birikimi bunu göstermektedir. Ortadoğu halklarının kurtuluşunun yolu emperyalist haydutlara karşı birlik, dayanışma ve mücadeleden geçmektedir.

Koronavirüs salgını tüm dünyayı etkisi altına aldı. Ülkelerde yüzlerce insan hastalık nedeniyle yitirildi. Kapitalizmin doğayı, insanı hoyratça ve geleceği düşünmeksizin kullanıyor. Açlık, yoksulluk, yetersiz, sağlıksız beslenme; hava, toprak ve suyu kirletilmesi; yeni salgınlara karşı hazırlıksızlık ve önlemlerin alınmaması insanlığa karşı yıkıcı etkilerin ivmesini artırmaktadır. Ülkemizde ve diğer ülkelerde yaşananlara baktığımızda devletlerin salgın hastalıklara karşı acil önlemler ve eylem planlarının olmadığı bir kez daha açığa çıkmıştır. Neoliberal sağlık politikaları, kapitalizmin kar hırsıyla ticaretleştirdiği sağlık alanı, hastanelerimizin, hekimlerin, sağlık emekçilerinin ulaşamadığı ekipmanlar, haciz gelen hastanelerimiz kaygılarımızı artırıyor. Sağlık alanı ticari kar alanı olmaktan çıkarılmalı, sağlığa eşit erişim ücretsiz olarak sağlanmalıdır.

Kapitalist üretimin her alanda ulaştığı toplumsallık , üretici güçlerin ulaştığı gelişmeyle tekelci kapitalistlerin karlarına kar katıyor. Covid19 olsa da fabrikalarda, işletmelerde üretim sürüyor. Buna karşın, işçi ve emekçilerin yaşamlarının yoksulluğu, düşük ücretler, sosyal haklarda gerileme, servis, birçok işyerinde yemekhaneler, kreş-ana okulu yoksunluğu; ekonomik, mesleki ve siyasal örgütlenmelerine yönelik baskı, dağıtma politikaları ağırlaşıyor. Diğer yandan emekliler, emekli maaşı ihtiyaçlarına yetmediğinden çalışmak zorunda kalıyor; öğretmenler ve öğrencilerin evlerinde kalmaları, dışarı çıkmamaları isteniyor ama buna uygun sosyal mekanizmalar yok, oluşturulması da düşünülmüyor; parası olan hizmeti yine ayağına getirebiliyor. Sağlıklı yaşam ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak çürümüş kapitalist sitemin tıkanmışlığını dünya ve ülkemiz halkı bir kez daha görüyor.

Korono salgını toplumsal mücadeleleri de etkiledi; önlemler nedeniyle alanlara çıkamadığımız bu dönemde Newroz’u kutlamak, Kawa’nın meşalesini yüreklerden yüreklere taşıyacak etkinlikleri evimizde, balkonlarımızda yapma-yaşatma günlerindeyiz

Bu koşullarda Newroz, savaşın, sömürünün, eşitsizliklere, haksızlıklara, adaletsizliğe,hukuksuzluğa ve insanlık için çekilen tüm sınırların kaldırılması ve insanca yaşam koşularını istemektir..Zamanın Newrozu emperyalizme, kapitalizme karşı bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm için mücadele çağrısıdır.

Newroz dünya halklarının kapitalist virüslerden ve emperyalist haydutlardan, onların yetiştirmesi-beslemesi İslamcı-dinci silahlı kafa kesen insanlık düşmanlarından, faşist burjuva diktatörlüklerden kurtulması mücadelesidir. Yeter ki Kawa’nın iyiyi, haklı olanı ve aydınlığı temsil eden meşalesini yükseklerde tutalım, söndürmeyelim..O meşale, dünya halklarını ve Ortadoğu halklarını aydınlatmaya devam etsin, dayanışma, paylaşım, barış getirsin.
Nevruz kutlu olsun.
Newroz Piroz Be!

İzmir TABİP Odası, İzmir Barosu, KESK İzmir Şubeleri, DİSK Ege Bölge Temsilciliği ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon kurulu ‘Salgına karşı acil eylem planı çağrısı’ yaptı.

İzmir TABİP Odası, İzmir Barosu, KESK İzmir Şubeleri, DİSK Ege Bölge Temsilciliği ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon kurulu açıklama yaptı, siyasi iktidara 11 maddelik acil eylem planı çağrısında bulundu.
Açıklama şöyle,

“Artık bir kitle imha silahı gibi işlev gören koronavirüs, tüm dünyayı etkisi altına almış durumda. Dünya genelinde farklı ülkelerde yaşananlara baktığımızda konunun belirsizliğini koruduğunu görebiliriz. Bu süreçte ülkemizde şimdiye kadar yaşananlara baktığımızda ise sürecin doğru yürütüldüğüne ve yeterli önlem alındığına dair kaygılarımız artmaktadır.

Çin’de ve ardından İran’da başlayan salgın krizinin hemen başında bu ülkelerle irtibatın kesilmemesi, umreye gideceklere izin verilmesi ve dönüşlerinde kesin bir karantina uygulaması yapılamaması, enfekte olan hasta sayılarının şeffaf olarak toplumla paylaşılamaması, zaten yerlerde sürünmekte olan hükümete yönelik güveni iyice yok etmiştir.

Hükümetin verdiği bilgilere güvenmeyen halk, doğru bilgi almak için sosyal medyaya yüklendiğinde konu daha da karışık hale gelmiş; yanlış, kasıtlı, teyit edilemiş bilgiler ortamı kaosa sürüklemiş, vatandaşın panik yapmasına neden olmuştur.

Cumhurbaşkanı’nın son yaptığı açıklamalar toplumda güveni tesis etmemiş, tam tersine sadece sermayeye güven veren, çalışanı, işsizi, esnafı, kriz mağdurlarını, yoksulu yok sayan bu tedbirler devlete olan güvene de son noktayı koymuştur.

Yaşananlar açıkça göstermektedir ki, bu kriz aslında kapitalizmin krizidir. Bu krizden ancak toplumsal dayanışmayı yükselterek en az hasarla çıkabiliriz. Bu bağlamda yapılabileceklere ilişkin önerilerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz:

1.Bu süreçte görülmüştür ki; bilime, eğitime ve sağlığa daha fazla değer verilmelidir. Bugünlerde kısıtlı imkânlarla, canla başla çalışan sağlık çalışanlarına özellikle çok teşekkür ediyoruz ve onların daha güvende görev yapabilmeleri, morallerinin yüksek tutulması için her türlü imkânın öncelikle seferber edilmesini talep ediyoruz.
2.Ülke acilen karantina altına alınmalı, çalışanlara ücretli izin verilmelidir.
3.60 yaş ve yukarısı yurttaşların sokağa çıkmaları engellenmeli, onların gıda ve sağlığa erişimleri kamu kaynakları ile karşılanmalıdır.
4.Alt gelir gruplarının temel gıda ve hijyen maddelerine erişimi için kamu kaynaklarına başvurulmalıdır.
5.Yoğun kalabalıkların bir arada bulunduğu mülteci geri gönderme merkezlerinde gerekli tedbirler maksimum düzeyde alınmalı, bu merkezlerde olmayan mülteciler için de alt gelir gruplarıyla benzer şekilde hijyen ve temel gıda malzemesi temini kamu kaynaklarıyla sağlanmalıdır.
6.İşsizlik maaşının süresi uzatılmalı, salgın sürecinde işsizlik maaşı kesilecek olan çalışmayan yurttaşlara bu maaş verilmeye devam edilmelidir.
7.Bu süreçte vatandaşların sağlığa erişimi ücretsiz olmalıdır.
8.Salgın sürecinde ihtiyaç halinde, özel sağlık kuruluşları kamu kontrolüne geçirilmelidir.
9.Salgın açısından büyük risk taşıyan cezaevlerinden ilk aşamada basit suçlardan tutuklu ve hükümlü olarak bulunanlar ile siyasi tutuklu ve hükümlüler serbest bırakılmalıdır.
10.Yerellerde, il bazında Belediyelerin önderliğinde STK, meslek odası ve sendika temsilcilerinin de içinde yer aldığı kriz masaları kurulmalıdır.
11.Önümüzde kötü örnek oluşturan ülkelerde yaşananlar da dikkate alınarak olası en kötü senaryoya göre eylem planları hazırlanmalı, kriz anında kentin tüm imkânları (mekân, araç, ekipman vb.) kullanılabilmelidir.

Duanın, kolonyanın yeterli olmayacağını, küresel krizin aşılması için yerellerde bilimi esas alan toplumsal dayanışmaya ihtiyacımız olduğunu bir kez daha vurgulayarak, halkımızı panik yapmadan başta hekimler olmak üzere uzman ve bilim insanlarının önerilerine uymaya, bireysel kurtuluşu değil toplumsal dayanışmayı esas almaya davet ediyoruz.

DİSK EGE BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ
İZMİR BAROSU
İZMİR TABİP ODASI
KESK İZMİR ŞUBELER PLATFORMU
TMMOB İZMİR İL KOORDİNASYON KURULU”

Hak ve dayanışma örgütleri cezaevlerinde koronovirüs salgını ile ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını istedi

Korona Virüs Salgını ve Cezaevleri ile ilgili İHD İzmir Şubesi’nde açıklama yapıldı. İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Ege-Tuhayder,Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği, İnsan Hakları Gündemi Derneği,İmece-Der,Hak İnsiyatifi temsilcileri katıldı. Hak ve dayanışma örgütleri adına açıklamayı İHD İzmir Şube Başkanı Zafer İncin okudu.

“31 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs (COVID- 19), kısa sürede neredeyse tüm dünyaya yayılmış ve küresel bir salgın haline gelmiştir. 17 Mart 2020 tarihinde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Türkiye’deki koronavirüs vaka sayısının 98 olarak tespit edildiğini açıklamıştır. Kısa süre içerisinde hızlıca aratarak yayılan koronavirüs vakaları karşısında pek çok kamu ve özel kurumda olası bir virüs salgınına karşı önlemler almaya başlamıştır. Bu kapsamda birçok bakanlık yayınladıkları genelgelerde özellikle kalabalık ve kapalı yerlerde toplanmayı engellemek adına bir takım önlemler alınmıştır. Adalet Bakanlığı’nın yetkisi ve denetimi altında olan hapishaneler ile ilgili olarak ise kamuoyunu tatmin edecek nitelikte herhangi bir adımın atılmadığını kaygı ile gözlemlemekteyiz.

Hapishaneler kapalı kurumlar olması ve organizasyonu itibariyle kişisel alan ve hijyenin bulunmadığı kurumlar olarak bu tür salgınların yayılması için oldukça elverişli ortamlardır. Türkiye’de hapishanelerin mevcut kapasitelerinin çok üstünde insan nüfusu barındırması, fiziksel koşulların daha da ağırlaşmasına neden olmakta ve sağlık açısından ciddi riskler taşıyan önemli bir tehdit olarak durmaktadır. Bu gibi kapalı kurumlarda virüsün yayılmasının ne kadar ciddi problemler yaratabileceği hali hazırda İtalya ve İran hapishanelerinde görülmektedir. Hapishanelerdeki mahpusların ve hapishane personelinin; mahpus yakınlarının ve avukatların sağlığı sorununun bir halk sağlığı sorunu olduğu göz önünde bulundurularak ilgili kamu kurum ve kuruluşların burada gerekli önlemleri almaları gerekmektedir.

Ege bölgesinde ki bazı cezaevi görüşmelerinde mahpuslardan edinilen bilgiye göre malta ve havalandırmaların dışında koğuşlara ilaçlama yapılmadığı gibi dezenfektan sağlayacak hijyen malzemelerini de kantinden kendilerinin karşılanması gerektiği söylenmiştir. Tüm sosyal aktiviteleri ve etkinlikleri salgın gerekçesi ile durdurmuştur. Mahpusların yemekleri ile ilgili herhangi bir düzenleme yapılmamış bağışıklık sistemini güçlendiren besinler gözetilmemiştir. Kadın cezaevinde ağırlaştırılmış müebbet cezasının infaz edildiği tekli odaların koridorları dahi ilaçlama yada dezenfekte edilmemiştir. Mahpusların ateş ölçümü dahil hiçbir kontrolleri yapılmamıştır.
Biz aşağıda imzası bulunan ve insan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları olarak hapishanelerde gerekli önlemlerin alınmasını ve bu önlemlerin, insanlık onuruyla bağdaşır ve hak ihlaline yol açmayacak şekilde uygulanması gerektiğini ifade eder; alınacak önlemlerde aşağıda ifade edilen hususların da dikkate alınması gerektiğini hatırlatmak isteriz.

1. Koronavirüs (COVID- 19) ile ilgili bütün kaynaklarda virüsün yayılmasını engellemek için kişisel hijyeni sağlamanın önemine dikkat çekilmektedir. Hapishanelerde mahpusların sağlıklarının korunabilmesi, bulundukları alan ve kendi kişisel temizliklerini sağlayabilmeleri için, acilen temizlik malzemelerinin kendilerine ücretsiz verilmesi sağlanarak parası olmayan mahpusların da temizlik ürünlerine erişimi sağlanmalıdır. Hapishanelerde de çevresel ve kişisel hijyenin sağlanması için gerekli önlemleri almak hastalığın yaygınlaşmasını önlemek için azami özen göstermek hapishane idarelerinin ve devletin temel sorumluğudur.
2. Hapishanelerdeki banyo, tuvalet gibi ortak alanların her gün dezenfekte edilmesi,
3. Risk grubunda bulunan mahpusların kalabalık koğuşlarda tutulmaması, kapasitesi az olan ve daha fazla önlem alınmış olan koğuşlarda tutulması,
4. Sağlık çalışanları için alınan önlemlerin tüm hapishane çalışanları için de alınması, özellikle risk grubunda olan çalışanlar olmak üzere maksimum önlemlerin alınması,
5. Mahpuslara besin ve vitamin takviyesinin yapılması,
6. Kurumda düzenli ve yeterli sayıda sağlık personelinin bulunması (sayının arttırılması),
7. Tüm mahpus, hapishane çalışanı ve yakınları için testlerin hızlı ve güvenilir şekilde yapılabilmesi için gerekli önlemlerin alınması,
8. Görüşlerin yapıldığı alanlarda önlemlerin artırılması, alanların sıklıkla dezenfekte edilmesi, mahpusların görüş haklarını ihlal etmeyecek önlemlerin hızla alınması,
9. Hastanelerin, özellikle hapishanelere yakın yerlerde bulunan hastanelerin, mahpuslara hizmet vermek için gerekli önlemleri alması,
10. Mahpusların hastanelere ring araçlarıyla değil; daha hijyenik ve sağlığa uygun araçlarla taşınması,
11. İnfaz kanunun 16. Maddesi uyarınca sağlık sebebiyle infaz ertelemeye başvurmuş olan hasta mahpusların dosyalarının hızla incelenmesi ve acilen hapishane dışında tedavi olanaklarının sağlanması,
12. Mahpusların iletişim araçlarına erişimlerindeki kısıt da hesaba katılarak mahpusların salgın ve bundan nasıl korunacakları konusunda bilgilendirilmeleri,
13. Hapishane içine girecek herkesin uyması beklenen hijyen kurallarının oluşturulması ve ilgili kişilerin konu hakkında bilgilendirilmeleri,
14. Sağlık gerekçesiyle alınacak önlemlerin mahpusların temel haklarını ihlal etmeyecek şekilde ve makul ölçülerde alınmasına özen gösterilmesi,

Tüm bu önerilere ek olarak, biz aşağıda imzası bulunan sivil toplum kuruluşları olarak, hapishanelerdeki kapasite aşımının hak ve ihtiyaçlara erişmek konusunda mahpuslar üzerindeki negatif etkilerini pek çok defa ifade ettik. Ancak, bu kapasite aşımı sorununun virüsün yayılmasını ne kadar hızlandıracağını tekrar hatırlatarak, yetkilileri gerekli önlemleri almaları konusunda uyarmak isteriz.

İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi
Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi
Ege-Tuhayder
Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği
İnsan Hakları Gündemi Derneği
İmece-Der
Hak İnsiyatifi”