Pandemi Kıskacında 1 Mayıs

1 Mayıs 2021  geldi. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde iş cinayetleri ve  pandemi  nedeniyle binlerce işçi emekçi yaşamını yitirdi. Pandemi koşullarında işçiler emekçiler fabrikalarda, işletmelerde, tarlalarda üretmeye devam ettiler. Her zaman ve her koşulda üretmeye devam etmelerine karşın  Covid-19 aşıları yapılmadı, temaslı ve hasta olarak binlerce işçi emekçi üretmeye devam ettiler.. İşçilerin sendikal örgütlenmeleri, toplantıları  ve işçi sınıfının çıkarlarını savunan emekten yana partilerin, meslek ve kitle örgütlerinin faaliyetleri yasaklanırken, emekten yana gazeteler  ilan kesme cezalarıyla karşılaşırken, meslek örgütlerinin kongreleri yasaklanırken AKP-MHP faşist blokunun kongreleri leb a leb yapılırken, devrimci demokratik kurumların, meslek örgütlerinin toplantıları, konferansları, çalıştayları, etkinlikleri yasaklandı; hatta 1 Mayıs  kutlamaları koronovirüs bahane edilerek yasaklandı. İşçi sınıfı ve emekçiler fabrikalarda, tarlalarda ağır koşullarda düşük ücretlerle, sendikasız hatta sigortasız, iş yasasına aykırı olarak sekiz saati aşan sürelerle çalışmaya devam ediyor. Kapitalist sömürü  kesintisiz, zorlu..Pandemi koşulları sermaye sahiplerine yeni fırsatlar sunuyor, alındığı söylenen tedbirler göstermelik ve sömürü düzeni pervasızca sürüyor.

Pandemi koşullarında binlerce kişi işsiz kaldı. DİSKAR’ın verilerine göre geniş tanımlı işsiz sayısı (atıl işgücü) 10 milyon 20 bin.  Siyasi iktidar sözde Haziran sonuna kadar işten çıkarmaları yasakladı ama patronların elinde de Kod-29 (İş Kanunu 25/II) korkunç bir silah olarak kullanılmakta. Sermaye,  Kod-29  (İşçilerin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış davranış nedeniyle iş aktinin feshi) ile  işten çıkarmaya başvuruyor ve binlerce işçi bu nedenle işten atılıyor; Kod 29 ile işten çıkarılan çalışanlar kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı haklardan faydalanamıyor ayrıca  işsizlik ödeneği de alamıyor. Zira, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR)’a ödenek için başvuru yapan işsiz kişinin işten ayrılış bildirgesindeki kod numarasına bakıyor ve burada Kod 29 varsa işsizlik maaşı ödenmiyor. İçeriği nedeniyle Kod-29 ile işten çıkarılan bir kişi, yeni bir iş ararken sorun yaşıyor.

Sermaye,  kendi sınıf niteliğine uygun ahlaksızlığı pandemi koşullarında da Kod-29’u haksız hukuksuz uygulayarak, kendi sınıf çıkarlarını korumaya devam ediyor İşten çıkarmaların yasaklandığı pandemi döneminde bu yönteme başvurunun arttığı görülüyor. SGK işten çıkarmaların ayrıntılarına ilişkin bilgi talebini “ticari sır” gerekçesiyle reddediyor. Sermaye, Kod-29’u bir pazarlık ve baskı aracı olarak da kullanmaya başladı. İşçiye  ya ücretsiz izin ya anlaşarak işten çıkarma ya da Kod 29’u dayatıyor. Sermaye, Kod-29’u  “bir damga”, “bir kara liste” durumuna getirdi.   Kod 29’la gelen ‘ahlaksızlık’ damgası kadın işçilerin hayatını karartıyor.

Son bir yıllık dönemde Kod 29 ile işten atılan işçilerin sayısının yüzde 70 arttı. Son bir yıl içinde açılan işe iade davalarının yüzde 80’inin de Kod 29’la ilgili. İşçi sendikal örgütlenme mi yapıyor, sınıf çıkarlarını mı savunuyor, hak mı arıyor, patronlar hemen Kod-29 dan işlem yapıyorlar.  Geçtiğimiz  bir yıl içerisinde  işçiler farklı yerlerde fabrikalarda ve işletmelerde Kod-29 nedeniyle işten atıldıkları için eylemler yaptılar ve çadırlar kurdular direndiler ve direnmeye devam ediyorlar. Sadece özel sektör değil kamu alanında da kod-29 uygulaması yapılıyor. Örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZENERJİ ve İZELMAN şirketlerinde çalışan bir grup işçi, İzmir Valiliği’nin güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek geçtiğimiz aylarda Kod 29 ile işten çıkarılmıştı. Sermaye Kod-29’u suistimal ederek işçileri işten atıyor ve pandemi koşullarında aç ve sefil bırakıyor. Siyasi iktidar Kod-29 uygulamasını  derhal kaldırmalı ve uygulanması yasaklamalıdır.

Sermaye, pandemi koşullarında işçileri çalışma yaşamı ve sağlıklı  çalışma hakkından yoksun bıraktı. Güvencesiz, sağlıksız, aşısız çalıştırma tekelci burjuvazinin, patronların  “alışkanlığı” oldu. İşçilerin, emekçilerin kısaca halkın sağlığını koruyacak, üretimi zorunlu işler dışında tamamen durduran bir tam kapanma gerçekleştireceklerine, kar hırsıyla, daha çok çalışma ve daha çok üretim hedeflenerek,  işçi sınıfına ve emekçilere aşı yapılması öncelikli olması gerekirken aşıya işçi sınıfı ve emekçiler açısından erişilmesi ve ulaşılması neredeyse olanaksız. Sağlık Bakanlığı’nın programında işçilere ve emekçilere aşı yapılması hala planlanmış ve öncelikli değil oysa sözde “tam kapanma”da bile üretim sürüyor.

Tekelci burjuvazinin  siyasi iktidarı pandeminin tüm yükünü, ekonomik krizin faturasını  emekçiler ödetiyor.  İşsizlik fonundan 51.5 milyar TL  işçilerin birikiminden  alındı, pandeminin faturası işçi sınıfına ve emekçilere kesildi. Sözde “tam kapanmada” “kapanan işyerlerine, esnafa, gündelik çalışıp yaşayanlara maddi destek yok ama “araç geçiş garantili” oto yollar, köprüleri yapan şirketlere ödeme garantisi nedeniyle milyarlarca TL ödeme yapılabiliyor. İstatisliklerde görünmeyen enflasyon ve liranın hızla değer kaybetmesiyle işçiler, emekçiler daha da yoksullaşıyor, asgari ücret, emekli maaşları değerini ve alım gücünü kaybetmeye devam ediyor.

AKP-MHP faşist iktidari  tekelci burjuvaziye destek paketleri ve sermayeyi koruma- kollama önlemleri uyguluyor. İşçiye, emekçiye, küçük esnafa, gündelik çalışanlara, gençlere-öğrencilere destek ve güvence  hiç yok..  Şiddet gören, evde üreten, yaşlı ve hasta bakan kadına yok, fırsat eşitsizliğinin kıydığı, ezilen üretici kadınlara, istismar edilen çocuğa yok.. Üretim araçlarını özel mülkiyetinde tutanlara vergi indirimleri var, kredi koşulları gevşetiliyor, ertelemeler var, ihaleler yandaşlara açıkça  veriliyor; doğal zenginliklerimizin talanı sürüyor, su kaynaklarımız üzerine kurulan HES’ ler suyu halkın kullanımından alıyor; tarım alanlarımız jeo termal tesislerle kurutuluyor, maden ocaklarıyla toprak ve suyumuz zehirleniyor, iş makinaları, dinamitler dağların böğrünü deliyor, ormanlık alanların, doğanın kalbini deşiyor, salgının zorunlulukları talana, ranta hizmet ediyor. Rize İkizdere’de olduğu gibi  ormanlarımız, yeşil alanlar, taş çıkarmak için yok edilmek isteniyor.  Ülkemizin en güzel  ormanları  altın, maden, taş çıkarmak için  yok ediliyor. İklim değişiklikleri sonucu ormanlarımızı korumamız gerekirken, su kaynaklarımızı da yok etmenin eşiğindeyiz. Birçok akarsu, göl kurumuş durumdadır. Siyasi iktidar  hiçbir önlem almamakta ısrarını sürdürüyor. Tüm bilim insanlarının, hatta NASA’nı Anadolu’yu kuraklığın beklediğine işaret edip su kaynaklarının kuruyacağını belirtmesine karşın hiçbir önlem alınmadan  doğayı talan politikaları sürüyor. İşçiler,emekçiler, üreticiler, köylüler, her alanda doğayı , sularımızı, ormanlarımzı koruyalım diye haykırırken, yaşam alanlarına sahip çıkarken,  devletin zor organlarının baskısına, şiddetine, gazlı saldısına uğruyor. Halka pandemi koşullarında da reva görülen sömürünün devamı, doğnın katli, zulüm, şiddet ve acıdır.

Akp-MHP siyasi iktidarında geçmiş yıllara oranla kadın cinayetleri artıyor. Kadınlar, ekonomik kriz, yoksullaşma, yaşam koşularının zorluğu derinleştikçe güvensiz ve güvencesiz  bir ortamda şiddetle yaşamak zorunda kalıyorlar.. İşçi ve emekçi kadınlar ağır bir sömürü ve baskı altında, ev emekçileri her tür ev işi, çocuk, yaşlı bakımı kıskacında, şiddet sarmalında yaşıyor. Kadın özgürlükleri kısıtlanarak, kız çocukları kapatılarak hatta çocuk yaşta evlilikler  meşrulaştırılarak ve hatta yasallaştırılarak  AKP MHP nin muhafazakar tabanında, şeriatçı çevrelerde, tarikatlarda, cemaatlerde toplumsal desteğini artırmaya  yönelik uygulamaları derinleştiriyor. Toplum, gelecekte muhafazakar, mukaddesatçı, şeriat özlemli  gelenekçi  bir yönelişe imrendirilmeye çalışılıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden, bir gece, bir kararla, hukuk tanımaksızın geri çekilmek, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere; din, dil, ırk, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin, bulunulan ülkenin vatandaşı, mülteci ya da göçmen olunduğuna bakılmaksızın her bireyi şiddetten korumak, eşit görmek,eşitsiz uygulamaları etkin soruşturmak, failleri cezalandırılarak şiddet uygulamaktan caydırmaktan vaz geçme niyetini açığa çıkarmıştır. Aynı zamanda, siyasi iktidarın şeriat kurallarına uygun bir toplum yaratma projelerini, laisizmin güdük te olsa kazanımlarının tasfiye edilmesi çabalarını, ihvan hareketinin büyütülmeye çalışılmasını ve bu yöndeki toplumsal desteğin  artırılması  arayışını ifade etmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki her zorun, etkinin oluşturacağı bir tepki de vardır; hiçbir iktidar sonsuza dek sürmez.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, öğretim üyeleri direniyor. 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün  tüm uygulamaları üniversitelerde sürüyor. Muhalif öğretim üyeleri, bilim insanları, öğretmenlerin büyük kısmı  KHK ile işlerinden edilmiştir. Bütün sosyal güvencelerini bir gecede yitirmişlerdir. Rektörler artık liyakata uygun değil AKP ya da MHP li olmalarına bakılarak belirlenmektedir. Bilimsel araştırma, çalışma kriterleri kaldırılmıştır. Üniversiteler faşist diktatörlüğün  kaleleri durmuna getirilmek istenmektedir. Öğretim üyeleriyle, öğrencileriyle tek bir muhalif sesin çıkması, duyulur olması istenmiyor.  Üniversite gençliğimiz  faşizme ve hertürden gericiliğe karşı dirençlidir. Boğaziçi üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri  demokratik özerk üniversite mücadelelerini sürdürüyorlar.  Siyasi iktidarın atadığı rektöre karşı direnişlerini, “rektör istifa” şiarıyla yükseltiyorlar. Üniversite öğrencilerinin akademisyenlerin ve çalışanların da destek verdiği direniş faşist iktidarı korkutuyor.  Ülkemizin köklü üniversitelerindeki binlerce gencin demokratik özerk bilimsel üniversite ve laisizm için geleceklerine  sahip çıkması, ülkemizin faşizme  karşı hürriyet ve laisizm  mücadelesi iktidarların korkulu rüyası olmuştur. Ülkemizin geleceği ve umudu genç kuşaklardadır.

Siyasi iktidar fezlekelerle muhalif milletvekilerini tasfiye ediyor. Meclis, AKP-MHP iktidarının yaşam alanı durumuna getirilmiştir.  Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıyor, meclis kürsüsünden ya da seçim bölgelerinde  ifade ettikleri düşünceleri ve barişçıl eylemleri nedeniyle  milletvekillikleri düşürülüyor. Milletvekilerinin polis zoruyla evleri basılıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlar.  Seçilmiş belediye başkanları, meclis üyeleri görevlerinden alınıyor ve tutuklanıyorlar yani seçilmişlerin yerinin atanmışların aldığı, halkın, seçmenlerin iradesinin çiğnendiği bir dönemde yaşıyoruz. Cezaevleri de bu sistemin, bu dönemin aynasıdır. Göz altında ve cezaevlerinde çıplak arama, kötü muamele, zor politikaları sürmekte  tutuklu ve hükümlüler ağır ve sağlıksız koşullarda yaşamaktadır. Pandemi koşullarında aşıya ve tedavi olanaklarına ulaşmaları olanaksız duruma gelmiştir. Cezaevlerindeki binlerce tutuklu ve hükümlünün  sağlığa ulaşım hakkı ve can güvenliği   tehdit altındadır.

Ekonomik kriz derinleşmiştir. TL, euro ve dolar karşısında her gün değer yitirmektedir.  Tekelci burjuvazi,  ekonomik krizin derinleşmesinden ve siyasi iktidarın bir çıkış yolu bulacak bir kapasite gösterememesinden yakınmakta ve rahatsızlığını belirtmektedir. Kapitalizmin derinleşen krizi  ekonominin tüm alanlarında   kapsamlı ve derin bir iflas durumunu göstermektedir. Merkez Bankası rezervleri tüketilmiştir.  Öncelikle kapitalizme eklemlenmiş milyonlarca esnaf, üretici çiftci iflasın eşiğine gelmiş  ya da iflas etmiştir. Siyasi iktidar ülkemizi ekonomik bir çöküşe götürmüştür. Halkın alım gücü düştü, yüksek enflasyon karşısında temel tüketim maddeleri, pahalandı. Asgari ücret ve emekli maaşlarıyla milyonlarca emekçi büyük bir kriz ve geçim derdindedir, açıkla karşı karşıyadır. İflas etmekte olan bir ekonominin bütün faturası emekçilere çıkarılmıştır. Toplumda farklı kesimlerden intihar olayları artmıştır.  Yolsuzluklar artmıştır. Kamu denetlenemez durumdadır. Sayıştay raporlarını takip eden  ve sonuçlandıran mekanizmalar tasfiye edilmiştir. Yolsuzluklar ve haksız kazancın prim yaptığı ve denetlenmediği yargılanmadığı  kokuşmuş kapitalist düzende  çürüme had safhadadır..

Siyasi iktidarın  bütün politikaları iflas etmiştir. Sadece iç politikalar değil dış ilişkiler alanındaki bütün politikalar da iflas etmiştir. Siyasi iktidarın iç politikaları  dış politikalarını  da belirlemiştir. İç ve dış politikalar, doğal olarak olarak birbirini etkiler, kimi zaman belirler, güçlendirir. Faşist gerici siyasi iktidarlar ya da  otoriter rejimler, iç siyaseti, dış politika üzerinden kurarak iktidarını pekiştirir, biat ve  itaat kültürünü yaygınlaştırır, muhalifleri sindirme, etkisizleştirme politikasına meşruiyet kazandırmaya çalışırlar. Siyasi  İktidarın  güvenlik odaklı politikaları  ve  muhalifleri ezme ve sindirme politikaları  ve  güvenlikçi kültüre teslimiyet, ülkenin taşıdığı stratejik önem  söylemleri, ülkenin çözülmeyi bekleyen iç tarihsel demokrasi sorunları karşısında  ırkçı, faşist, söylemler hatta   ülkenin topraklarında emeller besleyen milletler olduğu benzeri stratejik bir politika bugün başat duruma gelmiştir.

ABD, Rusya, Almanya vb tekelci kapitalist ülkelerin dış politika kulvarında denge politikaları ile oyalanmak ülkemizin çıkarına olmamıştır, artık bu anlamda da politik manevra gücü geride kalmıştır. Dış politikaları ters yüz olmuştur.  Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alınması ile başlayan ABD ile  müttefik krizi Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması ile sonuçlandı. Bu durumu aşmak için Ukrayna üzerinden Rusya’ya sopa gösterip ABD’ye göz kırpan ataklarda  işe yaramamış durumda. Meclis Başkanının tartışmaya açtığı Montrö Sözleşmesi ülkemizin Çanakkale, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı üzerindeki egemenlik haklarını ve Karadeniz’de kıyısı olan ülkeleri ve Rusya’yı gerdi. Soğuk savaş döneminde Türkiye’ye yükümlülükler yükleyen NATO üyeliğinin emperyalistler arasındaki  çıkar kavgasında  eski işlevi zayıflamış durumda, ve etkisiz. ABD Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde üsleri ve askerleri ile konuşlanmış durumda. Siyasi iktidarın ihvancı dış politikaları hiçbir ülkeye güven vermemektedir.

Suriye, Irak, İran, Libya, Mısır, Kafkasya, Kıbrıs  politikaları açısından ülkelerin içişlerine karışmaksızın  karşılıklı saygı  temelinde politik bir hat izlenmesi,  silahlı İslami örgütlerle ilişkilerden uzak durulması ve ülkelerin iç sorunlarına karışılmaması bölge halklarının barış içerisinde kardeşçe yaşaması açısından önemi açıktır.  Ortadoğuda ve kafkasya’da Balkanlarda Ukrayna’da emperyalist politikaların yandaşı olmaktan kaçınmak ve bağımsız bir politika izlemek gerekir. Emperyalistler arasındaki paylaşım kavgasında yandaş olmak örtülü savaşların tarafı olmak anlamına gelir ve bundan uzak durulmalıdır.

Biden’in soykırım açıklaması, Faşist gerici siyasi iktidarın  muhafazakar gerici yığınlar içerisinde ırkçı şöven politikalarla etkisinin artmasını sağlayacaktır. Osmanlı-Türk gericiliğinin Ermeni halkına ve Kürt ve Türk halkları da içinde olmak üzere diğer halklara karşı işlediği suçların günümüze getirdiği  sorunları çözme basireti tekelci burjuvazide bulunmamaktadır. Bu sorunlar demokrasi ve bağımsızlık sorunudur. Demokrasi ve bağımsızlık sorunları ekonomik bağımsızlıkla birlikte işçi sınıfının ve emekçilerin omuzlarında bulunmaktadır.

Siyasi iktidar 1 Mayıs’ı da yasakladı. işçi sınıfının söz, toplantı, eylem, örgütlenme vb. hakları pandemi sürecinde tasfiye edilmiştir. Fabrikalarda işletmelerde tarlalarda pandemi yasakları yoktur. İşçiler, emekçiler çalışmaya ve üretmeye mahkumdur. Sömürü çarkları kesintisiz dönüyor, krizin ve pandeminin faturasını  işçi sınıfı ve emekçiler ödüyor. Bunun için de Baskı ve yasaklarla zor politikaları uygulanıyor.

Kapitalizmin barbarlığına karşı taleplerimizi yüksek sesle ifade etmek, yaşama geçirilmesi için ısrarcı olmak, örgütlü davranmak tek çaremizdir.

  • COVID-19’a karşı mücadele kapsamında, güncel ihtiyaçlara cevap veren, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretimi hariç olmak üzere, bütün fabrika, işletme, iş yerlerinde çalışma durdurulmalıdır. ; İşçilerin, emekçilerin dolayısıyla ailelerinin sağlığı korunmalı ve salgının yayılma hızı önlenmeli; bu süre içinde işçilere ücretli izin verilmelidir.
    •Zorunlu çalışma alanlarında emekçilere koruyucu ekipman başta olmak üzere tüm eksiklikler giderilmeli, çalışanların hepsi düzenli olarak testten geçirilmelidir.
    •Salgın boyunca özel sağlık kurumlarında, sağlık hizmetlerine erişim ön koşulsuz ve ücretsiz olmalıdır. Salgının denetimi, önlenmesi şeffaflık temelinde, Yerel yönetim kuruluşlarının, sağlık, emek ve meslek örgütlerinin de temsil edildiği bütünlüklü kurullarla sağlanmalıdır.
    •Süreç boyunca halk sağlığını korumak adına dezenfektan, koruyucu maskelerin ücretsiz temini mutlaka ve gerçekten sağlanmalıdır.
  • Kod-29 Zulmüne son verilmelidir. Ücretsiz izin dayatması sonlandırılmalıdır. İşsizlik maaşının süresi uzatılmalı, salgın süresince işsiz yurttaşlara yaşayabilir bir ücret desteği verilmelidir.
    •Ev içinde kadına yönelik artan şiddete karşı 6284 Sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi etkin olarak uygulanmalı; şiddet uygulayan erkek mutlaka evden uzaklaştırılmalıdır.
    •En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. Korona virüsle mücadele döneminde, risk grubundaki kesimlerin ücretlerine 2000 TL ek destek yapılmalıdır.
    •Yoksul yurttaşların temel ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Sağlık yardımı almakta olan “kayıtlı yoksullara” asgari geçim endeksine uygun bir maaş ödenmelidir.
    •Elektrik, su, doğalgaz, iletişim faturaları ve konut, taşıt kredileri ile kredi kartı borçları, salgın riski boyunca faizsiz olarak ertelenmelidir.
    •Temel gıda, temizlik malzemelerine zam yapılmamalı; insanca yaşamanın asgari koşulları güvenceye alınmalıdır.
    •Çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.
    •Mülteci geri gönderme merkezlerinde gerekli tedbirler maksimum düzeyde alınmalı, bu merkezlerde olmayan mültecilerin konut, hijyen ve temel gıda malzemesi temini kamu kaynaklarıyla sağlanmalıdır.
    •Salgını gerekçe yapıp yurttaşlar üzerindeki gözetim ve denetim ağlarını baskıya dönüştürülmemelidir. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, güdük temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması, baskı ve bireysel özgürlüklerin, kişilik haklarının ihlaline yol açmamalıdır. Yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmeli, internet ortamındaki ifade ve düşünce özgürlüğü ve haber alma haklarına yönelik tüm yasaklamalar, cezalandırılmalar kaldırılmalı; infaz yasasındaki eşitsizlik giderilmelidir.
    •Covid-19 koşulları da dikkate alınarak, siyasi iktidar emperyal isteklerini bir yana bırakarak, Suriye’deki askeri birlikleri geri çekmeli ve komşu ülkelerle; karşılıklı saygı, içişlerine karışmama ve barış politikası izlemelidir.
    •Halkın iradesi yok sayılmamalı; belediyelere kayyım atanması uygulanmasına son verilmeli, seçilmiş irade iadesi gerçekleşmeli; yerel yönetim çalışma alanları siyasi rekabet hırsıyla daraltılmamalıdır…
  • 21 günlük süreçte çalışmak zorunda olacakların (hastanelerden, fırınlara kadar) haklarının fazla mesai olarak ödenmesi.
  • 21 günlük süreçte elektrik, su vb. temel ihtiyaçların faturalandırılmaması.
  • Aşı üretimin tüm ülkelerde yapılabilmesi için aşı patenleri derhal kaldırılmalıdır.

İşçiler, emekçiler, gençler, kadınlar,

Başka bir dünya mümkündür. Bu durumda İşçi sınıfı ve emekçiler kendileri için cehennem olan bu sistem karşısında yeni bir dünya özlemini daha çok hissedecek, isteyecek ve düşleyecektir. Kapitalizmin yerine, baskının, zulmün, sömürünün olmadığı yeni bir dünya rüya değildir. Bilime inanmayan ve onun aydınlatıcı yolundan yürümeyenlerin ömrü sonsuz olamaz.. Ancak, yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler ve emekçiler çürümüş kapitalizme darbeyi indirebilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçi sınıfı, emekçiler sahte değil, gerçek özgürlüğü kazanabilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler, emekçiler sermayenin ve faşizmin düzeni yerine işçi sınıfı ve emekçilerin iktidarında eşit, özgür bir Türkiye’yi kurabilir ve bu, bizler istersek mümkündür.

1 Mayısa doğru, büyük insanlığın kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün halkların sağlığı, geleceği için, daha insanca çalışma ve yaşam koşullarını elde etmek için örgütlenme ve mücadele etme hakkı için yürütülen büyük mücadele ve dayanışma mutlaka kazanacak!

İşçi sınıfı ve emekçilerin zorunlu olarak çalıştıkları fabrikalar ve işyerleri başta olmak üzere bu 1 Mayıs ta haklı taleplerini haykıracaklardır!  Talepleri hepimizin talepleridir; bizler de bulunduğumuz yer ve koşullara uygun olarak bu taleplere sahip çıkıyoruz, çıkacağız. Her yer,  her alan, mekan 1 Mayıs!

Kapitalizme ve Faşizme Hayır!

Yaşasın İşçi sınıfı ve Emekçilerin Birliği, Mücadelesi, Dayanışması!

Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Eşitliği- Kardeşliği!

Bıji 1 Gulan

Yaşasın 1 Mayıs

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.