BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ MÜCADELESİ, AKADEMİNİN DEMOKRATİK, ÖZERK, BİLİMSEL ÜNİVERSİTE TALEP VE ÖZLEMİNİN ISRARLI İFADESİDİR..

AKP Milletvekili adayı Prof.Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyım rektör olarak atanmasının üzerinden bir ayı aşkın süre geçti. Bu süre içerisinde öğrenciler, akademisyenler, üniversitenin idari ve teknik kadroları siyasi iktidarın bu atamasını kabul etmedi. Öğrenciler ve öğretim üyeleri üniversite bahçesinde, kayyım olarak tanımladıkları bu atamaya karşı demokratik tepkilerini, yasal olarak ve T.C Devletinin Anayasası ve altına imza atarak iç hukuk hükümlerinin üzerinde kabul ve taahhüt ettiği, güvence altına aldığı barışçıl toplantı ve gösteri hakkını kullanarak yaptılar. Öğrencilerin rektör atanmasına gösterdikleri tepki,haklı ve meşru bir tepkiydi. Haklı ve meşruydu çünkü siyasi iktidar tarafından rektör atanması akademinin özgürlüğüne aykırıdır ayrıca da Boğaziçi Üniversitesi tarihinde teamül, rektörün demokratik yöntemle seçim sonucu belirlenmesi olmuştur. Demokratik- özerk üniversitelerde, tepeden inme böyle bir atama yapılamaz.

Siyasi iktidar, üniversitelerden ve toplumun farklı kesimlerinden yükselen seslere, muhalif düşüncelere tahammülsüzdür. AKP-MHP faşist iktidar bloku işçilerin grevlerini yasaklamakta, sendikalaşmaya yönelik işten çıkarılmalara karşı hak talepli yürüyüşlerini, gösterilerini engellemektedir. Aynı zihniyet, kendisine ve politikalarına biat etmeyen, akademinin bilimsel, özerk ve demokratik olmasını savunan üniversitelerdeki akademisyenleri ve öğrenci gençlik kitlelerini zor kullanarak susturmaya çalışmaktadır. Demokratik barışçıl tepkileri karşısında, öğrenci gençliği “terörist” olarak yaftalamakta, suçlu gibi göstermekte, kamuoyunda yanlış bir algı oluşturmaya çalışmaktadır. Bir aydır süregelen gözaltına almalar, uygulanan şiddet ve devlet zor politikaları gözlerden gizlenememektedir. Bu uygulamalar yasal ve meşru olamaz. Kayyım Rektör Melih Bulu’nun rektör atanmasından sonra tüm üniversitelere yayılan dayanışma açıklamalarına, toplantılarına ve gösterilerine yapılan polis saldırıları demokratik ülkelerde görülebilir karakterde değildir.

Siyasi iktidar, hangi kesimden gelirse gelsin, kendisine ve siyasal iktidarın ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel politikalarına muhalif olanlara yönelik yalan ve kirli propaganda yöntemlerini kullanmaktadır. Kendi basın ve medya kanalları aracılığıyla kamuoyunu manipüle etmeye ve muhalifleri etkisizleştirmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken, muhaliflerini iç düşman gibi gösterme, toplumda kutuplaşma yaratma, düşmanlık oluşturucu terörist, Fetöcü, PYD’li, din düşmanı, sapkınlar vb. suçlamalarla etkisizleştirmeye ve ötekileştirmeye çalışmaktadır.

Boğaziçi Üniversitesinde de, ötekileştirici, ayrıştırıcı, nefret duygusunu kışkırtan yalan ve kirli kara propaganda yapıyorlar. Üniversitenin LGBT+İ topluluğu siyasi iktidar tarafından nefret ve düşmanlaştırıcı bir dille hedefe konulmakta, sapkın olarak nitelendirilmektedir ki bu çok tehlikeli bir hattır.

Yine B.Ü Güzel Sanatlar Kulübünün Üniversite bahçesinde açtığı sergideki, Kabe-Şahmeran illüstrasyonunu öne çıkarıp, topluma “Kabe’nin resmi ayaklar altında” yalanını, kışkırtıcı bir dil kullanarak ısrarla tekrarlamaktadır. Böylelikle, haklı demokratik taleplerle toplanan ve kendilerini ifade etmeye, dertlerini kamuoyuna anlatmaya çalışan gençler, din- iman düşmanı olarak lanse edilmekte, haksız konuma düşürülmeye çalışılmakta, dışlanmaya ve düşmanlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu alenen iç savaş kışkırtıcılığının zeminini hazırlamaktır ve çok tehlikeli bir politikadır.

Nasıl ki 1978 lerde, sol muhalefeti ezmek için Nato’cu gladyo taktikleriyle “Komünistler camiye bomba attı”, “Din elden gidiyor” yalanlarıyla halkı galeyana getirip “Dinimize hakaret ediliyor” iddialarıyla cinayetler, katliamlara yol açmışlarsa şimdi de bu politikayla B.Ü Öğrencilerine ve onlarla dayanışma içindeki gençlik kesimlerine, emek ve demokrasi güçlerine karşı kara propaganda yapılmaktadır. Barışçıl, demokratik hak eylemleri şiddet kullanılarak etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır.

AKP-MHP faşist iktidar blokunun, üniversiteleri, muhalif tüm toplumsal kesimleri zapturapt altına alma politikasına karşı çıkılması, emekten, demokrasiden yana bütün toplumsal kesimlerin görevidir. Üniversitelerin akademik birikimini ve görece özerkliğini ortadan kaldırarak kendine bağlama çabası karşısında tüm üniversitelerin, öğrencilerin direnişi ve eylemleri meşru ve haklıdır.

Üniversitelerdeki çok sesliliğin ortadan kaldırılması ve üniversitelerin ideolojik, kültürel hegemonya altına alınmasına karşı çıkan üniversite gençliğini baskılarla yıldıramayacaksınız! Çocuklarımızın yanındayız. Özerk, demokratik, bilimsel üniversite özleminde olan bütün üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyelerine, ülkemizin demokrasi güçlerine selam olsun..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.