İzmir Kadın Platformu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde yürüdü, şiddeti, cinayetleri lanetledi, taleplerini haykırdı.

İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesi HalkBank önünde buluşan kadınlar, Türkan Saylan Kültür merkezi önüne yürüdü. Kadına yönelik şiddeti, cinayetleri lanetledi, taleplerini haykırdı. Kadınlar “istanbul sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz, yaşasın kadın dayanışması, krizin yükü patronlara, kadınlar artık susmayacaklar susmayacaklar susmayacaklar, kadın cinayetleri politiktir” sloganlarını haykırdı. Kadınlar Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde açıklama yaptı.

Açıklama şöyle;

“Dominik’te eşitsizliğe, yoksulluğa, işsizliğe, sömürüye, baskılara ve Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Mirabel kız kardeşlerin, devlet güçlerince tecavüze uğrayarak katledildiği gün olan 25 Kasım’ın üzerinden tam 60 yıl geçti. Mirabel kız kardeşlerin katledilmesine yol açan mücadeleyi dünyanın dört bir yanından kadınlar olarak mücadele ve dayanışma günü olarak sürdürüyoruz. Sürdürüyoruz çünkü hala kadına yönelik şiddet devam ediyor.

Türkiye’de kadınların şiddete uğramadığı, vahşice katledilmediği, evde, işyerlerinde, sokakta şiddet görmediği, çocukların istismara maruz kalmadığı tek bir gün bile yok. Ekonomik kriz, savaş, pandemi ve deprem her yeni gelişmeyle kadına yönelik şiddet katlanarak artıyor.

2020 yılının 10 aylık zaman diliminde en az 256 kadın, cinayet sonucu yaşamını yitirirken, en az 197 kadının ölümü ‘şüpheli’ olarak kabul edildi. Şüpheli olarak kayda geçen ölümlerle beraber 2020 yılının ilk 10 ayında toplam 453 kadın yaşamını yitirdi. Bu süre içerisinde İzmir’de ise 19 kadın cinayeti yaşandı. İpek Er’in, Aleyna Çakır’ın ve Nadira Kadirova’nın katilleri hala sokaklarda ellerini kolları sallayarak geziyor. Biz biliyoruz ki kadın cinayetlerini asıl failli erkek egemen kapitalist sistemdir.

Kadınlar boşanmak istediği, “hayır” dediği, şiddetten kaçmak için kalacak sığınak bulamadığı, aynı erkek için onlarca koruma ve uzaklaştırma kararı alınmasına karşın korunmadığı, erkekler şiddet uyguladıklarında hatta kadınları katlettiklerinde cezasız bırakıldıkları için öldürülüyor. Kadınlar yaşam tarzları, giyim kuşamları, haklarına saygı gösterilmediği için; kazanılmış hakları her gün ama her gün yeniden tartışmaya açıldığı için öldürülüyor. Mülteci ve göçmen kadınlar, uğradıkları ayrımcılık bir yana, dil bilmedikleri için, yasal haklarını arayamadıkları için öldürülüyor. LGBTQ+ bireyleri cinsel yönelimleri yüzünden şiddet görüyor, öldürülüyor. Kadınlara ve çocuklara yönelik işlenen tüm suçlarda her gün karşımıza çıkan adaletsiz yargı kararları bir diğerini aratır hale geliyor. Haksız tahrik indirimleri, iyi hal indirimleri hakim inisiyatifleri failleri cesaretlendiriyor. Kadın cinayetleri artıyor, şiddet vahşileşiyor, bu şiddeti önlemek için devlet nezdinde tek bir somut adım bile atılmıyor.

Tersine, kazanılmış haklarımıza göz dikiliyor. Bu şiddeti önleyecek mekanizmaları oluşturacak İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa, nafaka hakkı tartışmaya açılıyor.

Kadına yönelik şiddetin karşısında olmak sadece yılın belli günlerinde kadınlara kırmızı bir gül vererek, samimiyetsiz demeçlerle, sözlerle olmaz. O kırmızı güller kız kardeşlerimizin mezarlarına kırmızı bir karanfil olarak dönmektedir. Bu şiddet önlenmek isteniyorsa İstanbul Sözleşmesi, 6284 gibi yasalar etkin olarak uygulanmalıdır.
Bugün İstanbul Sözleşmesi’ni pazarlık konusu haline getirmeye çalışmak, Türkiye’de kadınların en önemli kazanımlarından birini yok saymaya çalışmaktır. Bugün İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kadınlara saldırmak yaşamın ta kendisine saldırmak, çocukların özgürlüklerine yani bu ülkenin geleceğine saldırmaktır. Bahsedilen bizim haklarımız, bizim yaşamlarımızdır. Yaşamımızı ve haklarımızı her yerde, her koşulda savunacağız.

Biz kadınlar özgürlük ve eşitlik mücadelesinde en önde yer alıyoruz. Haklarımızı korumak için sokaklara çıktığımızda doğrudan devlet şiddeti karşımıza çıkıyor. Bazı arkadaşlarımızın Las Tesis performansına katıldıkları içi yargılanması hala devam ediyor. Daha birkaç ay önce İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğumuz eylemde onlarca arkadaşımız yerlerde sürüklenerek, darp edilerek gözaltına alındı. İmza altına alınan uluslar arası sözleşmeler ve anayasal ve yasal haklarımıza karşın bizi korumayan devlet, yasamıza sahip çıktığımız için bizlere şiddet uyguladı. Şimdi pandemi önlemleri adı altında eylemlerimiz kısıtlanıyor, yasaklanıyor. Ancak bunların hiçbiri biz kadınları mücadeleden geriye düşüremeyecek. Biz kadınlar bugün olduğu gibi mücadele etmeye devam edeceğiz. Buradan tüm İzmirli kadınları mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

Ülke ekonomisinde yaşanan krizin yükü en çok biz kadınların omuzlarına yüklenirken, pandemi nedeniyle artan işsizlik ve ev içi bakım yükü yaşamlarımızı katlanılamaz hale getiriyor. Kadınlar ya krizin getirdiği artan işsizlik ve güvencesizlikle, aile içindeki şiddetten uzaklaşacak geçim kaynağı ve gelecek güvencesi olmadığı için erkek şiddetine mahkûm ediliyor ya da aynı işi yapmasına rağmen erkeklerden daha düşük ücret almaya, ucuz iş gücü olarak kayıt dışı güvencesiz, esnek çalışmaya zorlanıyor. Tüm bunlar yaşanırken kadınları daha çok işsizliğe, sigortasızlığa, kayıt dışı ve sendikasız çalışmaya ve ücretsiz izinlere mahkum eden istihdam paketleri açıklanıyor. Patronlara vergi indirimi, teşvik paketlerini açıklayanlar, işçi ve emekçilere “acı reçete” yazıyor, kadınların korunması için kişi başı 3 TL’yi reva görüyor. Vaka ve ölüm sayıları hızla artarken, yüzde 70’i kadın olan sağlık işçi ve emekçilerinin “tükeniyoruz” feryatlarını duymayan iktidar, salgın önlemleri adı altında İşsizlik Fonunu, deprem vergilerini patronların yağmasına açıp, göstermelik kararlara imza atıyor.
Kadınları giderek daha fazla oranda güvencesiz ve niteliksiz işlere mahkûm eden, bakım yüklerini arttıran, şiddeti derinleştiren, kadınları çaresizleştiren bu sömürü düzenini kabul etmiyoruz. Ya açlıktan ya salgından ya da cinayet sonucu ölmek istemiyoruz!

Devlet kadın düşmanı politikalarına günbegün devam ederken, zorunlu eğitimin içini boşaltıp küçük yaştan itibaren çocuklara din üzerinden, toplumsal konumlar, ruhsal biçimlenmeler, erkeğe itaatkar, “ram eden” karakterler kazandırmaya çalışıyor; meslekler üzerinden de cinsiyetçiliği, ayrımcılığı öğretiyor. Ensar ve benzeri, yandaş görüşlü vakıflar devlet eliyle destekleniyor. Müfredatlarda yer alan içeriklerde tacizi normal gören, pedagojik problemlere sebep olabilecek içerikler yerleştiriyorlar. 4+4+4 eğitim sistemiyle çocuklar evliliğe ve ucuz işçiliğe itiliyor. Baskıyla yetişen çocukların geleceği de ucuz işçiliğe; cinsel, psikolojik, ekonomik, fiziksel istismara hapsoluyor. Yıllardır “pempe otobüs” şarlatanlığı ile kadınları belli alanlara hapsetmeye çalışanlar bugün “Kadın üniversitelerini” gündeme getiriyor. Evlerde, işyerlerinde, okullarda, kampüslerde, fabrikalarda bizleri hapsetmeye çalıştığınız karanlığa karşı mücadelemizi büyüteceğiz!
Eğitim alanında dinselleştirme politikalarından vazgeçin, toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadın özgürlüğünün önemli dayanaklarından birisi olan laiklik ilkesini esas alan bir eğitim istiyoruz!

30 Ekim’de Ege denizinde meydana gelen depremde alınmayan önlemler, denetimsizlik ve rant uğruna 115 insanı kaybettik. Yüzlerce insan yaralandı, 15 bin kişi evsiz kaldı, binlerce insan yerinden yurdundan oldu. Deprem arkasında büyük bir enkaz, birçok acı ve çözülmesi gereken pek çok problemi bıraktı. Depremden en çok etkilenenler yine kadınlar ve çocuklar oldu. Kadınlar toplumsal rolleri gereği “aileyi toparlama”, “hayatı yeniden kurma”, “çocuğun güvenliğini sağlama” ve tabii ki kendi fiziksel, sosyal ve ekonomik güvenliğini sağlama sorumlulukları altında ezildi. Birçoğu zaten işsiz olan kadınlar, çocuklarını bırakabilecekleri güvenli yerlerin olmaması ve açıklanan yardımların sadece evi yıkılan ve ağır hasarlı olanları kapsadığı için tüm kaygılarıyla beraber evlerine geri dönmek zorunda kaldı. Depreme bir AVM’nin içinde giyinme kabininde yakalanan bir kadın, depremden kaçarken denemek için üzerine giydiği kıyafet üzerinden çıkarılmak istendi. Biz kez daha bu erkek egemen sistemde, biz kadınların canının bir elbise kadar bile değer olmadığını gördük. Öte yandan devletin yapamadığını yaparak, büyük bir dayanışma örneği sergileyen siyasi parti, dernek, oda ve sendikalar ise çadır kentlerden apar topar çıkarıldı. İzmirliler de çadır kentlerde kalmaya devam eden vatandaşlar da bilsin ki dayanışmaya engel olamayacaklar. Olası depremlere karşı uyarılara rağmen, gerekli önlemleri almayan, risk analizi yapmayan, sağlıklı kentleşme için gerekli adımları atmayan yerel mülki amirlikten merkezi idareye kadar sorumlu herkesin hesap vermesini istiyoruz. Toplanan deprem vergilerinin nerelere harcandığını açıklayın. Deprem mağduru İzmirlilerin tüm kayıplarını derhal karşılayın.. Okulları, iş yerlerini ve devlet kurumlarına ait binaları denetleyin. Biz biliyoruz ki deprem öldürmüyor sizin kar hırsınız öldürüyor. Tıpkı depremde yıkılan binalar gibi AKP’nin iktidar, sermayenin kar hırsı yüzünden ülke, tepemize çöken bir enkaz yığını. Biz kadınlar bu enkazı kaldırıp, yerine eşit, özgür, insanca yaşayacağımız bir dünya kuracağız. Yaşasın örgütlü mücadele, yaşasın kadın dayanışması!
İzmir Kadın Platformu”

İzmir Kadın Platformu aşağıdaki talepleri de dile getirdi.

 İstanbul Sözleşmesi’nin iptali şiddetin önünü açmaktır: Sözleşme uygulansın!
 İyi hal indirimi kaldırılsın!
 Denetimli serbestlik uygulamasından kadınlara karşı suç işlemiş olanların faydalanması engellensin!
 Kadınların korunmasının önündeki tüm bürokratik ve fiili engeller kaldırılsın!
 Yeterli sayıda ve kadınların yönetiminde olan, kamu tarafından finanse edilen kadın sığınma evi açılsın!
 Korunma ve sığınma talep edenler öncelikli olmak üzere her kadına iş ve sosyal güvence sağlansın!

 Kadına yönelik her türlü şiddeti önleyen ve kadınları koruyan yasal düzenlemeler acilen yapılsın!
 İşyerinde şiddeti, ayrımcılığı ve mobbingi önleyen düzenlemeler yapılsın!
 Kadın istihdamında tek seçenekmiş gibi sunulan esnek-güvencesiz-kayıt dışı ve taşeron çalıştırmaya, kiralık
işçilik uygulamasına son verilsin!
 Bütçede, eğitimde ve her türlü yasa ve uygulamada toplumsal cinsiyet eşitliği esas alınsın!
 7/24 açık, ana dilde hizmet veren kreşler açılsın, kadın veya erkek olduğuna bakılmaksızın en az 50 çalışanın
bulunduğu iş yerlerinde gündüz bakım evi ve kreşler açılsın!
 Eşit işe eşit ücret sağlansın!
 Kadınlar için daha fazla yoksulluk, şiddet, göç ve ayrımcılık anlamına gelen savaş politikaları son bulsun. Eşit
ve özgür biçimde bir arada yaşamın sağlanacağı demokratik koşulların oluşması sağlansın,
 KHK’ler iptal edilerek haksız hukuksuz yere işten çıkarılan tüm emekçiler görevlerine iade edilsin!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.