Ölüm orucundaki Mustafa Koçak’a işkence iddiası..İşkence insanlık suçudur. Bağımsız hekimler muayene etmelidir.

İHD İzmir Şubesi’nde, Şakran Kapalı Cezaevinde kalan Mustafa Koçak’ın ölüm orucunun 254.gününde yaşadığı insanlık dışı uygulamalarla ilgili bilgilendirme yapıldı. Açıklamaya İHD İzmir Şubesi, TİHV İzmir Temsilciliği, İnsan Hakları Gündemi Derneği ile İmece Dostluk Dayanışma Derneği temsilcileri destek verdi.

Basına yapılan bilgilendirmeyi Av.Nergiz Tuba Aslan yaptı. Bilgilendirme Mustafa Kocak’ın vekaletli avukatı Ezgi Çağlar’ın videoyla kayıt altına alınan aktarımı temelinde gerçekleştirildi.

“MUSTAFA KOÇAK İLE GÖRÜŞEN AV. EZGİ ÇAKIR’IN AKTARIMLARI
Mustafa Koçak ölüm orucunun 254. Gününde hücresinden zorla sandalyeye bağlanarak, sürüklenerek Şakran Hapishanesi kampüs hastanesine götürüldü. Perşembe günü öğleden sonra 4 buçuk gibi götürüldüğünü biliyoruz. Ve 4 gün boyunca, savcılık, idare mahkemesi, hapishane idaresi, hekimler, demokratik kitle örgütleri, milletvekilleri… herkesi araya koyarak müvekkilimizle görüşmek istediğimizi beyan ettik. Coronavirus gerekçesiyle, immule sisteminin zayıf olduğu gerekçesiyle müvekkilimizle görüşmemiz engellendi. Ve dün ailesi kapıda eylem yaptı, biz avukatları olarak kapıda bekledik ve en nihayetinde saatler süren görüşmeler sonrasında müvekkilimizi kaçırdılar, dün akşam saatlerinde. Daha sonra biz kendisinin Kırıklar 1 Nolu F Tipi Hapishanesi’ne getirildiğini öğrendik. Demin kendisi ile görüşme fırsatım oldu. Kendisi 5 gün boyunca yaşadıklarını anlattı. Ben de bunları tüm kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.

Öncelikle kampüs hastanesinin başhekimi Metin, dahiliyeci Ali olmak üzere ismini bilmediği 3 daha doktorun kendisine 5 gün boyunca işkence altında zorla müdahale ettiklerini, bilincinin açık olduğunu, zorla müdahaleyi kabul etmediğini beyan ettiğini, buna rağmen 73 serum takıp 73 serumu da patlattıklarını…

Bana kollarını gösterdi; kolları omuzdan bileğe kadar iğne izleri, patlak ve mosmor durumda.

Dişleri ile serumları çektiğini, bu sebeple kafasının da kelepçelendiğini; kollarına 8 kelepçe, ayaklarına 8 kelepçe takıldığını; ağzının ve dişlerinin yine ağzına bir şey sokularak bağırmasının engellendiğini; kafasını ve vücudunu halatlarla bağladıklarını; seni sakatlayıp bıracağız dediklerini ve yine orada çok sayıda sivil polisin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın memurlarının, doktorların, hapishane savcısının, T2 hapishane müdürünün odada olduğunu tüm bunlara şahitlik ettiğini, ara ara katıldığını beyan etti.

Bilincinin kesinlikle yerinde olduğunu, zorla müdahaleyi kabul etmediğini ve buna rağmen yapıldığını söylüyor. Zaten vücudundaki izler, kabul etmediğini ve işkence altında bu zorla müdahalenin gerçekleştiğini gösteriyor.

5 gün boyunca tuvalete dahi gitmesine izin verilmeden, altına yapmasına sebep olduklarını ve temizlemediklerini…

Anüsünden jop sokulduğunu, taciz edildiğini, devamlı küfürlerle, hakaretlerle tacize uğradığını,
Kimi zaman 10 saat boyunca kolundaki serumu çıkarmaya çalıştığını, kolundaki serumu çıkarmaya çalıştığında bacağına serumlar vurulduğunu ve yine bacaklarının damarlarının patlak olduğunu bize aktardı.

Ayrıca orada psikolojik olarak gülmeler, “aa bak şimdi kendine geliyorsun, çok iyisin değil mi Mustafa” demeler…”

Av.Nergis Tuba Aslan’ın bilgilendirmesi sonrası İmece-Der adına konuşan Günseli Kaya, 1996 yılı ile 2000-2002 yılları arasında yeşenen açlık grevi, süresiz açlık grevi ve ölüm oruçları eylemliliklerinde, tıp etik kurallarına sahip çıkan bağımsız hekimlerce eylemcilerin tıbbı olarak izlenebildiğini belirtti. Ulusal ve ulusal üstü yasa ve sözleşme hükümleri gereğince tutuklu ve hükümlü de olsalar insanların bağımsız hekimlerce izlenme hakkını kullanması gerektiğine işaret etti. Aktarımların ciddi insan hakları, işkence iddialarını içerdiğini, işkencenin zaman aşımı olmayan, acil müdahale gerektiren bir suç olduğunu, yapan, yaptıran, göz yuman, soruşturmayanların da suçlu ya da işlenen suça ortak olacağını söyledi.

TİHV İzmir Temsilciliğinden Coşkun Üsterci de, corona virüs salgınının, M.Koçak ın avukatı ve ailesiyle görüşme hakkı, muayene ve sağlık haklarına erişimin engellenmesinin önünde engel değil, bahane olduğunu, gerekli sağlık önlemlerinin alınabileceğine işaret etti. Yasal ve uluslar arası sözleşme hükümlerinin uygulanmamasının acilen önemine değindi.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.