Barış Talebi suç değildir.


BARIŞI TALEBİ SUÇSA BU SUÇA ORTAK OLMAKTAN ONUR DUYARIZ
İzmir’de KHK ile ihraç edilen Barış Akademisyenleri’ne destek oldukları için 86 kişiye “örgüt propagandası” suçlamasıyla dava açıldı, dava açılan isimler İzmir Mimarlık Merkezinde basın toplantısı gerçekleştirdi.
“Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza attıkları ve barış talebinde bulundukları için AKP’ ve iktidarının hedefi haline gelen ve ötekileştirilen; terör örgütü yandaşı gösterilen 2 binden fazla akademisyene destek olmak amacıyla, “barış talebi suç ise biz de aynı suçu işliyoruz” diyen ve 18 Ocak 2016 tarihinde İzmir’de kendileri hakkında suç duyurusunda bulunanlardan 86 kişiye “terör örgütü propagandası” iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca dava açıldı. Dava açılanlar, İzmir Mimarlık Merkezi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla İzmir Mimarlık Merkezi’nde yapılan basın toplantısının açılış konuşmasını TMMOB İzmir İKK Dönem Sekreteri Melih Yalçın yaptı.
Barış Akademisyenlerine destek imzalarının örgütsel değil, bireysel kararlar olduğunu belirten Yalçın, “2016 Ocak ayında İzmir Adliyesi önünde yaptığımız basın açıklamasıyla eylemimizi duyurduk ve o gün tam da bu anlama gelen bir bildiriyi imzalayarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na kendimiz hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ondan sonraki süreçte barış akademisyenlerinin çoğu işlerinden oldu. Onlar hakkında davalar açıldı. Şimdi barış akademisyenlerine olduğu gibi bizlere de dava açıyorlar. Ve İstanbul’da ağır ceza mahkemelerinde açılıyor. Bugün itibari ile 82 arkadaşımıza dava açılmış durumda. Bu süreç içerisinde barodaki arkadaşlarımızın desteğiyle bu açılan davaları birlikte takip etmeyi sürdürmeye çalışıyoruz” dedi.

Toplantıda ilk sözü “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı Barış İçin Akademisyenler bildirisi imzacısı Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, barış mücadelesine ve barış akademisyenlerine verdikleri destekten dolayı teşekkür etti. Aksu; “2015 yılının yükselen şiddet ortamında hepimiz çaresizlik yaşadık. ‘Suça ortak olmayacağız’ metni önümüze geldiğinde çığlık atmış olduk…

”Bedeller ödedik. Ama canlarını yitirenlerin ödediği bedelin yanında değerlendirildiğinde ömrümüzü verdiğimiz işimizi kaybetmemiz aslında sadece yüreğimizi yatıştıran bir şey oldu. Biz de bu ülkede yaşanan acılara karşı bir bedel ödemiş olduk..’’

” 2016 yılının ocak ayında bildiri açıklandığında yüksek merciler tarafından hedef gösterildik. Ege Üniversitesi’ndeki akademisyenler olarak ülkü ocaklarının web sitesinde, yerel gazetelerde, isim, adres ve fotoğraflarımız paylaşılarak terörist olarak ilan edildik. Biz onlarla baş etmeye çalışırken fakültelerde, koridorlarda başını çevirenler, selam vermeyenler, bir ötekileştirmeye maruz kalırken sizler kendinizi savcılığa ihbar ettiniz. Çok ciddi bir dayanışma ortaya konuldu. Ve kendimizi çok iyi hissettik. Kendimizi yalnız hissetmedik. Aynı acılara, aynı tepkilere, aynı çaresizlikleri duyan insanlar olarak hep birlikte olduğumuzu hissettik. Ben size teşekkür etmek isterim. Ama bu eşitler arası bir teşekkür. Hiçbir zaman bir şeye öncülük ettik, siz ardından geldiniz gibi bir bakış açısıyla değil; çünkü bu suç duyurusunu yaparken aynı çığlığı sizler de atmış oldunuz. Hep birlikte olduğumuz, bu ülkede barışın inşasının mümkün olduğuna hep birlikte inandığımız için sizlere müteşekkiriz. İyi ki birlikteyiz, iyi ki varsınız. Evet, davalar yeniden görülüyor ama hiç kimse yalnız değil. Hiçbir barış akademisyeni yalnız kalmadığı gibi, kendini ihbar eden hiçbir dostumuz, yoldaşımız da yalnız kalmayacak. Barış mücadelesi mutlaka kazanacaktır bu topraklarda” diyen Aksu, kendilerini ihbar eden 86 kişiye gösterdikleri dayanışma için teşekkür ederek sözlerini sonlandırdı.

Dava açılan isimler adına açıklamayı Vezan Karabulut yaptı. ‘’Barış Akademisyenlerinin ‘suç’una ortak olmaya devam ediyoruz’’ başlıklı açıklama:

”Bilindiği üzere, ülkemizdeki çatışma ortamı on yıllardan beri sürüyor ve kaybedilen binlerce yaşama yenileri eklenmeye devam ediyor. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yaratılan gerginlik atmosferi, ilerleyen aylarda yüzlercae yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan bir çatışma durumuna evrilmiş, kentler, ilçeler harabeye dönmüş, buna karşı barışın sesini yükseltmeyi amaçlayan akademisyenler de seslerini “Bu suça ortak olmuyoruz” başlıklı Barış İçin Akademisyenler Bildirisi aracılığıyla duyurmak istemiş, imzaya açılan bildiriyi 2000’den fazla isim imzalamıştı.

Söz konusu metnin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, başını iktidarın önde gelen isimlerinin ve iktidar medyasının çektiği bir güruh tarafından, imzacı akademisyenler hedef haline getirilmişti. Linç dalgası sürerken bizler de, barış talebine destek olmanın, barış isteyenler ile omuz omuza durmanın her yurttaşın sorumluluğu olduğu bilinciyle, İzmir’den çeşitli meslek grubu ve toplum kesimlerinden 86 kişi 18 Ocak 2016 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na “biz de bu sözlerin altına imza atıyoruz ve yasal sorumluluğu üstlenmeye hazırız” diyerek başvuruda bulunduk. Aradan geçen yaklaşık 3,5 yıllık zamanda bizler bu düşüncelerimizden hiçbir şekilde geri adım atmamışken, hakkımızda İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bir dava açıldığını öğrendik. Davanın iddianamesinde, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirinin, PKK/KCK’ye destek ve örgüt propagandası mahiyetinde olduğu belirtilerek, bildiri imzacılarının “ulusal ve uluslararası kamuoyunda devlete ve hükümete karşı güvensizlik algısı oluşturarak ve toplumsal ayrışmalar yaratarak bölünmelere zemin hazırladıklarını, neticede kamu düzenini bozmayı, devlet otoritesini zaafa uğratmayı planladıkları” öne sürülmekte. Söz konusu iddianamede, Barış İçin Akademisyenler arasında yer alan Prof. Dr. Füsun Üstel’in “terör örgütü propagandası” suçundan aldığı mahkûmiyete ilişkin istinaf başvurusunun reddedilmesi örnek gösterilip, yaptığımız eylemin de suçun yasadaki tanımına uygun olduğu iddia edilerek ve 3713 sayılı yasanın 7/2 maddesi uyarınca cezalandırılmamız istenmekte. Belirtmek isteriz ki, hukuki dilden son derece uzak, tamamen subjektif değerlendirmeler ve iktidardan bildiğimiz bir dille hazırlanan iddianameden de anlaşılacağı üzere, hazırlayanlar bütün bir muhalefete parmak sallayarak barıştan, emekten, demokrasiden yana sesleri bastırmayı amaçlamaktadır.

Barış talebi suç değildir. Bu taleplerinden dolayı ihraç edilen, hapis cezalarına çarptırılan barış akademisyenleri gibi bizler de o gün ne söylediysek bugün aynılarını savunmaktayız. Talebimiz bâkidir; devletin vatandaşlarına karşı hangi saikle olursa olsun uyguladığı şiddet son bulmalıdır. Ülkede barışın dili hâkim olmalı, diyalog ve müzakere yoluyla barış arayışına öncelik verilmelidir.
Herkesin bilmesini isteriz ki; bizleri yıldırmak, susturmak amacıyla; barışa, demokrasiye, emeğe düşman iktidarın talimatıyla açılan davalar bize onur vermektedir. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan davalara karşı omuz omuza durmaya, mahkeme salonlarında barış talebimizi bir kez daha dillendirerek savunmaya hazırız. Bu talebimizin ve mücadelemizin daha güçlü bir hâl alması doğrultusunda İzmir kamuoyuna yan yana durma, barış talebini yükseltme çağrısında bulunurken, bütün baskı ve tehditlere rağmen halka karşı işlenen suçlara ortak olmayacağımızı bir kez daha hatırlatıyoruz.’’

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.