CHERNOBYL, ÇAY VE MASAL ANLATMAK


CHERNOBYL,
ÇAY VE MASAL ANLATMAK
“Chernobyl” dizisi şu sıralar IMDb sıralamasında üst sıralarda yer alan bir yapım. Geçen yüzyılın en büyük felaketleri arasında sayılan Çernobil’deki nükleer reaktörde gerçekleşen patlama ve sonrasında yaşananları belgesel/dram tadında sunma iddiasında. Eğer o dönemin SSCB’si hakkındaki temel gerçekleri göz ardı ederseniz, gayet de başarılı bir yapım diyebilirsiniz. Ki dizinin yayıncılarının sizden beklediği tam da budur. Bir felaket çerçevesinde sizden sosyalizmin aslında ne kadar da kötü bir şey olduğuna kanaat geçirmenizi isterler; “reel sosyalizm” adı altında çoktan yozlaştırılmış ve gerçekliğinden koparılmış olduğuna bakmaksızın.

Ama diziye değinmemizin sebebi bu değil. Dizi bizi o yıllara götürdü. Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın televizyona çıkıp “Dinine, imanına inanan radyasyon var, demez” diyerek içtiği çayı hatırladık. Ardından “İcraatın İçinden” programlarında elinde kalemiyle bize aslında ne kadar güzel bir ülkede sorunsuzca yaşadığımızı anlatan Turgut Özal. Kalemi gözümüze gözümüze sokardı.

Bugün izlediğimiz yayın işte bunları getirdi aklımıza. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un öğretmenlerin seminer çalışmalarının başlamasına ilişkin yaptığı konuşmadan bahsediyoruz. Elinde kalem, gülen bir yüz, özenle seçilen kelimeler, öğretmenlerin önemini vurgulayan ifadeler. Çernobil gibi, kendini izlettiriyor; Turgut Özal gibi, kalemiyle saptamalar yapıyor; Cahit Aral gibi, yanındaki çay bardağına da özel bir vurgu yaparak, kendilerine güvenilmesini istiyor. Ama satır araları gerçekten uzak, yapay ve göz boyamaktan öteye gitmiyor. Şöyle bir bakalım.

VİZYON

Bir toplumu bilimsel bir çalışma yaptığınıza inandırmanın temel yolu, afilli kelimeler kullanmaktır. Yenilenme yerine “inovasyon”, uygulanabilirlik yerine “fizibilite” ve hedef yerine “vizyon”.

“2023 Vizyonu” diye bir kavram uzun süredir kulağımızda geziniyor. İçeriğini ise bilen yok. Buna eğitimi dahil etmemek olmazdı. İşte size nurtopu gibi bir “2023 Eğitim Vizyonu”.

Bakan Selçuk konuşmasında tarihler vererek bir eğitim vizyonlarının olduğuna bizi inandırmaya çalıştı. Çalıştı dememizin sebebi, son bir ayda verilen tarihlerde bir netliğin olmaması. İnterneti şöyle bir tararsanız liseler için öngörülen yeni ders programına bir yerde yeni eğitim öğretim yılında başlanacağını, başka bir yerde hayır, sonraki yıla olacağını ama bakana göre yok, 2020’de öğretmenlerin eğitimine başlanıp yeni sisteme 2024’te geçileceğini öğreniyorsunuz. Son söylenenin liselerle ilgili olmadığı, “2023 eğitim vizyonu” (ki bunun içeriği halen muamma) ile ilgili olduğu düşünülebilir. Ama öyle bir karışık söylem söz konusu ki, ne demek istendiğini anlamıyoruz.

Bir taraftan “geri bildirimlere göre değişiklikler yapıyoruz” diyor. Hemen ardından da “ortaöğretim tasarımıyla ilgili görüşlerimizi açıkladık ve temmuz sonuna kadar gereken değişiklikleri yapacağız” diyor. Yetmiyor, “gerekli öğretmen eğitimleri düzenlenecek; öğretmenlerin ihtiyaç duyduğu ders içeriği çalışmaları yapılacak” denilip bu çalışmaların 2020 ile 2024 yılları arasında yapılacağı bilgisini veriyor.

Ha bir de görüşlerini açıkladıklarını ve çalışmalara başladıklarını, bu süreçte öğretmenler, sendikalar, üniversiteler, STK’larla çalışmalar yaptıklarını bildirmeye unutmuyor Bakan Selçuk.

MERAK

İnsan merak ediyor. Dönem aralarında bir haftalık tatil uygulamasını kimlerle tartıştınız? Hangi verilerle bunun eğitime bir katkı sağlayacağını düşündünüz?

Liseler için düşünülen ders saatleri ile ilgili değişiklikleri, ders içeriklerini karman çorman etmeden nasıl uygulayacaksınız? Ve yine, hangi veriler size bunun olumlu olacağını söylüyor?

4+4+4 getirilirken eğitimcilerin yanlış olduğunu bas bas bağırdıkları okula başlama yaşı ile ilgili son değişiklik (66 aydan 69 aya çıkmış olması olumlu olsa da eğitimciler 72 ayda ısrarlı) bu görüşmeler çerçevesinde mi yapıldı?

“2023 Eğitim Vizyonu” içerisinde ilköğretim ne kadar var? Varsa neyi kapsıyor? Ya da “vizyon” dediğiniz şey nedir?

Okulun kapanmasına bir ay kala E-okul da bir “sosyal kulüp modülü” açıp çocuklara bir “sosyal etkinlik belgesi” verme fikrini size kim sundu? Dağıtılan bu milyonlarca belgenin kocaman bir yalan olduğunu, okullarda sosyal kulüp çalışmaları yapılmadığını, sosyal kulüp ve rehberlik çalışmaları için ayrılan ders saatinin uzun zamandır kaldırılmış olduğunu bilmiyor musunuz?

Laboratuvarların, atölyelerin kaldırıldığı bir okul ortamında; öğrenci sayısıyla kıyaslandığında “küçük” olarak bile adlandırılamayacak bahçelerle ne tür ek eğitimler gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?

Kreş sorunu sizin için bir sorun mudur? Anaokullarına bakışınızı göz önünde bulundurursak, sorun değildir diyebilir miyiz?

Hemen her yıl, deneme yanılma yoluyla yapılan değişikliklerin neler getirip neler götürdüğünü gerçekten irdelediniz mi?

ÇAY

Konuşmasına aşağıdaki cümlelerle başladı Bakan Selçuk:
“Benim de önümde bir çay bardağı var çünkü seminer dönemi dediğimiz bu dönem için yıllarca öğretmenlerin çay içip oturdukları günler dediler. Bunu ben zaman zaman karşımıza çıkan o garip etiketlemelerden biri olarak görüyorum. İstedim ki mesleki eğitim dönemimizde bu etiketi de gözden geçirelim. Geçrekten işe yarayan bir eğitim dönemi yaşayalım. Çayımızı da içiyoruz, işimizi de yapıyoruz diyelim”

Söylenenlere dikkatlice baktığımızda Bakan Selçuk’un söylediği şey aslında şudur:
“Evet haklısınız, öğretmenler seminer çalışmalarında çay içip laklak ederler; artık onları çalıştıracağız.” Daha önceki Milli Eğitim Bakanlarının doğrudan söylediği “öğretmenler yata yata para kazanıyor” düşüncesini bu süslü kelimelerle yeniden yaratıyor Bakan Selçuk.

Öğretmen meslek kanunu, 3600 ek gösterge, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik sorunlarından hiçbirine değinmeyi gerekli görmeyen Bakan Selçuk, öğretmen odalarının yeniden dizayn edileceği “müjdesini” veriyor (“dizayn etme” yerine tasarlama kelimesinin kullanımı bilimsellikten uzaklaştırır, değil mi?).

Binlerce okulda hâlâ birleştirilmiş sınıf uygulamasıyla eğitim-öğretimin yapıldığı, çağın gerekleriyle uyuşmayan müfredatın her geçen yıl daha da sığlaştığı, öğretmene şiddet haberlerinin eksik olmadığı bir ortamda oryantiring, müze, doğa yürüyüşü, piknik, Arapça ve en nihayetinde masal anlatıcılığı diyen bir eğitim bakanı elbette müjde olarak bunu söyleyecekti. Çünkü öğretmenlerin en büyük sorunu, altın varaklı koltuklarda altın süslemeli çay bardaklarında ejderha meyvesi görünümlü çaylarını yudumlayabilecekleri bir saray odacıklarının olması…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.