YEREL YÖNETİM ANLAYIŞIMIZ VE TALEPLERİMİZ

YEREL YÖNETİM ANLAYIŞIMIZ ve TALEPLERİMİZ

Kente yönelik politika ve uygulamalarda, insan hakları, kentli hakları, kent insanları arasında kardeşlik-barış iklimi, birlikte yaşama, engelli, hasta, çocuk ve kadına duyarlı planlama, yerellerde hizmetlere eşit erişim, insan ve çevre sağlığı gibi kriterler temel referanslar olmalıdır.

Kentlerin sahibi o kentte yaşayan halktır ve yerel yöneticilerin demokratik biçimde seçilmesi ve başarısızlıkları durumunda geri alınması esas olmalıdır. Seçimler gibi, kente dair kararlar da kentlilerin katılımcısı olduğu demokratik süreçler, mekanizmalar  işletilerek alınmalıdır.

Fiziksel, doğal, tarihi ve kültürel değerleri korumak ve geliştirmek, koruma ve kullanma dengesini sağlamak, ülke, bölge ve şehir düzeyinde sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek, yaşam kalitesi yüksek, sağlıklı ve güvenli çevreler oluşturmak  merkezi yönetimin olduğu kadar yerel yönetimlerin de görevidir.

Kentimiz İzmir’in yapılan araştırmalardaA beş bin yıl öncesine kadar uzanan bir tarihi vardır. Yıllarca süren çalışmalarla ortaya çıkan tarihi mirasına sahip çıkan, bu mirası bilimsel temelde ciddi araştırmalarla zenginleştirici projeler üreten bir yerel yönetim anlayışı,  kentin tüm kültür ve doğal varlıklarını geleceğe taşıyabilir.

Kent yönetimine talip olan başkan adayları ve meclis üyelerinin kentin sorunlarının çözümü konusunda önerilerde bulunması bir program ortaya koyması kuşkusuz önemli, ancak yeterli değildir. Sermayeye karşı emekçi halkın çıkarlarını savunan  yerel yönetim adayları, tekellerin, uluslar arası ya da yerli sermaye gruplarının değil halkın taleplerini, çıkarlarını savundukları ölçüde halkın desteğini ve sevgisini kazanabilirler. Sermaye partilerinin adaylarından ayıran başlıca farklılık da ekonomik, sosyal ve siyasi demokrasi taleplerini savunması, buna uygun politikaları geliştirerek uygulamasıdır.

Kentimiz özellikle son yıllarda yoğun göç almış; hızla nüfusu artmıştır. Kentin  kamu yararından uzak sermaye odaklı planlanması gelecekte, hava kalitesi daha da kötü, yaşam standartları düşük, yeşil alanları  olmayan, ranta odaklı yapılaşma  ve ulaşım sorunları yaratmıştır.

‘‘ Körfez Tüp Geçiş Projesi, henüz yapım aşamasında olan İstanbul Otoyolu ile Çiğli’de sulak alanların ve Kuş Cennetinin olduğu bölgeden güneyde doğal sit statüsü değiştirilen İnciraltı ve Çeşme yarımadasını birbirine bağlayacaktır.” Bu proje Gediz deltasındaki kuş türlerinin yoğun bulunduğu bölgede sulak alanların tasfiyesi ile kuş, bitki, memeli hayvan, çeşitli kelebek türleri yok edilerek, ekolojik dengeleri tahrip edecek, betonlaşmaya yol açacak ve plan değişiklikleri ile yüksek rant artışlarının önünü açarak kıyıları betona teslim eden bir kentin yolunu açacaktır.’’(1) İzmir’in tarihi, kültürel ve doğal değerleri-zenginlikleri rant için tasfiye edilmiş olacaktır. İzmir’in İstanbul olmasını istemiyorsak bu ‘‘ihanet’’ projelerine karşı durmak İzmir’i yönetecek başkanların öncelikli görevidir.

Doğa Derneği’nin de içinde yer aldığı “İzmir’e Sahip Çık” platformu’nun da önerdiği, desteklediği 15 Şubat 2019 günü yeryüzünün en zengin ve benzersiz doğal alanlarından biri olan İzmir’in Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için çalışmalar hızla başlatılmalı; bu konuda yapılmakta olan çalışmalar desteklenmelidir.

Alsancak’taki tarihi Elektrik Fabrikası’nın arazisiyle birlikte,  Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Devlet İhale Kanunu’nun kısıtlamalarına tabi olmadan satışa çıkarılması engellenmelidir. İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 8 Ocak 1998 tarihli kararıyla ‘Korunması Gerekli Kültür Varlığı’ olarak tescillendiği temel alınmalı; 1943 tarihinde kamulaştırılarak İzmir Belediyesi’ne devredilen sahanın tekrar İBB’ye devri için meslek odaları ile kentliler birlikte kenti savunmalıdır.

Bayraklı bölgesini çok katlı beton blokların ısı adaları oluşturarak ekolojik dengeyi bozmasına engel olunmalı, kentin tarihi ve doğal dokusuna aykırı projelere onay verilmemelidir.

Egemen iradenin, siyasi iktidarın kürt sorunundaki şiddet yanlısı ırkçı, ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı, yandaşlarını kayırmacı politikalarına karşı kent düzeyinde eşitlikçi, özgürlükçü, yerel hizmetlerin  gerçekleşmesinde yoksul-dar gelirli yerleşimlere öncelikli, barışçıl ve demokratik projeler üretilmelidir.

Yönetime aday olanlar, alevilerin, farklı din, mezhep ve kültürlerin inanç özgürlüğünü ayrımsız savunmalıdır. İbadet mekanlarının restorasyonu desteklenmeli, güvenlikli kılınmalıdır Yönetmeye aday olanlar, sendikalaşmayı, sendika seçme özgürlüğünü, taşeron uygulamasına karşı kadrolu-güvenceli çalışma hakkını esas alan anlayış ve uygulamaların savunucusu olmalıdır.

Belediye emekçilerinin kadrolu, güvenceli istihdamını esas almalı, liyâkattan taviz verilmemeli, sendikaları tahakküm altına almaya çalışmadan, eşit ilişki kurabilmelidir. Sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin İzmir’de yerel demokrasinin gelişiminin bir parçası olduğu bilinmelidir. Kocaoğlu döneminde kadrolu olabilmek için hukuk yoluna başvuran ve işinden atılan tüm işçilerin yeniden iş başı yapmalarını sağlayacak adımlar atılmalıdır.

696 Sayılı kanun Hükmün’de kararnameyle  belediyelerde çalışan şirket işçileri, süresiz işçi statüsüne geçirilmişti.. Bu işçilere 2020 yılına kadar toplu iş sözleşmesi yapılmayacak, kadrolu işçi gibi 4 ikramiye verilmeyecek ve sosyal-ekonomik haklardan yararlanamayacaklar. Bu işçilere sadece düşük bir zam öngörülmektedir. Bu kararname eşitlik ilkesine aykırıdır. Kadroya geçirilme adı altında işçilerin ekonomik ve sosyal hakları gasp edilmiştir. Yerel yönetim adayları bu kararnameye karşı çıkmalı ve işçilerin ekonomik ve sosyal haklarını savunulmalı, eşitlik ilkesini temel almalıdır.

Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) nin sendika, sendika olmayan iş kollarında işçi temsilcileriyle yapılmasını savunulmalı; grev hakkının önündeki engelleri kent bazında yok saymalıdır. Kıdem tazminatı hakkını güvenceye almalı; kiralık işçilik uygulamalarına karşı çıkmalıdır.

Çalışanlar arasında cinsiyet eşitliğini savunmalı; özellikle kariyer, kadro yükseltmede pozitif ayrımcı, ücret politikasında mutlak eşitlikçi olmalıdır.

Kentimizde kadın hak ve özgürlüklerine uygun koşulları oluşturmayı; kentin gecesi-gündüzüyle, toplu taşım araçlarıyla, sokaklarıyla güvenli kılıcı politikaları geliştirmelidir.

Gençliğin bilimsel-özerk-demokratik-parasız eğitim-öğretim hakkında her gün daha fazla artan eşitsizliğe karşı politikalar geliştirilmeli; barınma, ulaşım, beslenme konularında olanaklar yaratılmalıdır

Küçük üreticilere ve köylülere düşük oranlı kredi tahsisi, kooperatifleşme olanaklarını sağlamalı; Kooperatifleşmenin yaygınlaştırılması için üreticilere yardım ve destek politikaları (destekleme alımları) geliştirilmelidir. El emeği üretimi yapan kadınlara yerel pazarlarda ücretsiz  alanlar sağlamalıdır.

Tarım ve hayvancılığa yapılacak ekonomik destekleri yerel bütçe kaynaklarından yapmalı ve halka aracısız, ucuz beslenme olanaklarını sağlamalı; bunun için de üretim ve tüketim kooperatifleri kurulması için adımlar projelendirilmelidir.

Tarım emekçilerine yönelik bir ekonomik ve sosyal güvence ağı geliştirilmesini savunmalı; kırsal kesimde kadınlara yönelik özel bir sosyal güvenlik sistemini bu döngü içerisinde  projelendirilmesini savunarak uygulamasını gerçekleştirecek bir alan açmalıdır.

Tarım alanları, sulak alanlar, su kaynaklarının özelleştirmelere açılmasını, sermayeye bırakılmasına kararlılıkla karşı çıkmalıdır. Bu temelde HES, RES, Termik santrallerin yerlerini meslek örgütleri, uzmanlar ve yöre halkı ile belirlemeyi savunmalıdır. Güneş enerjisinden yararlanmanın yolları aranmalıdır.

Kentimiz yeşil alanlardan da il ve ilçe bazında otoparklardan da  yoksun durumdadır. Kentin yeşil alanları artırılmalı,ihtiyaçlar nüfus oarnında belirlenerek katlı otoparklar yapılmalıdır.

Hava kirliliği, araç yoğunluğu ve diğer nedenlerle yoğunlaşmıştır. Koah, astım, solunum yolu hastalıkları yüksek orandadır. Kentimizdeki hava kirliğini ortadan kaldıracak politikalar geliştirmek zorundayız.

Gıda güvenliğini denetimleri sıklaştırarak sağlamalı, BB bünyesinde araştırma laboratuarları kurmak projelendirilmelidir.

Yerel yönetimlerin ulaşım hizmetlerinden kar elde etmesi düşünülemez. Yerel yönetimler ulaşım hizmetini diğer gelirlerinden sübvanse etmelidir. Kentlerde ulaşım hizmetleri yerel yönetimlerin kamusal bir görevidir. Kentte yaşayan tüm yurttaşların toplu taşıma hizmetlerinden yararlanması asgari ücret esas alınarak yapılmalıdır.

Saygılarımızla

İmece-Der

 

  • İzmire Sahip Çık

 

 

 

Kıdem tazminatının gaspına, vergi adaletsizliğine,yeni vergilere,harçlara,zamlara karşı genel grev genel direniş


GENEL GREV GENEL DİRENİŞ İÇİN MÜCADELEYE
Kıdem Tazminatının Gaspına, vergi adaletsizliğine karşı, yeni vergilere, harçlara, zamlara karşı Disk Ege Bölge Temsilciliği, Genel-iş sendikası İzmir Şubeleri, işten atılan ve direnen Aliağa Belediye emekçileri, Emekli-Sen, kitle ve meslek örgütleri, siyasi partilerin temsilcilerinin katılımı ile basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Disk Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yaptı.
Arzu çerkezoğlu yaptığı konuşmada;
“Bizler, bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini yaratanlar emekçiler, kadınlar, işsizler, emekliler olarak yaşadığımız sorunları günlük hayatımızda açıkca görüyoruz. Her gün çarşıya manava, pazara gittiğimizde, evimize elektrik, su faturası geldiğinde yaşanan ekonomik krizin gerçekliğiyle yüzleşiyoruz. Bu ülkeyi yönetenlere sesleniyoruz: üretimi yok ettiniz, tarımı çöpe attınız. Özelleştirmeler ile bu ülkeyi dışa bağımlı hale getirdiniz. Emekçileri yoksullaştırdınız”
“Yaşadığımız sorunların psikolojik olmadığını kendi hayatlarımızdan görüyoruz. Ama sizler bu ülkede yaşanan ekonomik krizi yoksulluğu yok saydıkça bilin ki sorunlar çözülmüyor daha da büyüyor. Bu ülkenin en önemli sorunu işsizliktir, yoksulluktur. Madem işler yolunda neden işsizlikte cumhuriyet tarihinin rekorlarını yaşıyoruz. Bu ülkede her 4 gençten 1’i işsiz. Bu kadar yüksek genç ve kadın işsizliği ekonomik veri olmanın ötesinde ülkenin geleceğini tehdit etmekte. Bunun sonucunda yaşanan intiharlar yüreğimizi acıtıyor. Siz bunları inkar ettikçe büyüyor. 17 yıldır ülkeyi yönetenleri, ülkenin krize girmesine sebep olanları krizin faturasını üzerimize yıkmaya çalışan politikalardan vazgeçmeye ve derhal adım atmaya çağırıyoruz”

“Üstelik bunu IMF defterini kapattık dedikleri IMF ile birlikte yapıyorlar. Asgari ücreti gerçekleşen enflasyon üzerinden değil, hedeflenen enflasyon üzerinden belileyeceğiz, diyorlar. Bunun anlamı ben ne kadar istersem ücretleri o kadar artıracağım demektir. 2020 yılı için koydukları yüzde 8-9 enflasyon oranına asgari ücreti ve diğer ücretleri artırmayı hesaplıyorlar. Bunun anlamı işsizliğin daha fazla artması ve yoksulluktur”
“Diyorlar ki vergiyi tabana yayacağız. Bu ülkede vergi yükünün neredeyse tamamını işçiler, emekçiler olarak bizler ödüyoruz. Dünyanın en adaletsiz vergi sistemlerinden bir tanesi Türkiye’de. İnsaf edin, insaf! Bu ülkede eğer bir vergi politikası konuşulacaksa vergiyi tabana değil, tavana yayın, tavana! Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alın. Asgari ücretin tümüyle vergisiz bırakılması gerektiğini söylüyoruz. Temel tüketim maddelerindeki KDV’nin kaldırılması gerektiğini söylüyoruz”

“Toplam yüzde 22,5 oranında zam yapıyorlar. Ama emeğin asgari ücretin değerlenmesini ise yüzde 8’lerde görüyorlar. Buradan ülkeyi yönetenlere soruyoruz: Emek bu kadar mı değersiz sizin gözü“
Devlet kendi yaptığı hizmetler için de zam planlıyor 2020’de. 1 Ocak’tan itibaren devletin verdiği bütün hizmetlere yüzde 22,5 oranında zam yapıyorlar. Ama ücret zamlarını yüzde 8’lerde tutmaya çalışıyorlar. Emek bu kadar mı değersiz sizin gözünüzde? Ücretlerimize en az 22,5 oranında zam yapılmasını istiyoruz.Bizler de ücretlerimize en az yüzde 22,5 oranında zam istiyoruz”

“Sendikalı sendikasız, bütün kardeşlerimizle kıdem tazminatı politikanıza sonuna kadar karşı çıkacağız, kıdem tazminatı bizim kırmızı çizgimizdir. Bu doğru ve haklı taleplerimiz için yan yana gelmek omuz omuza vermek, mücadele etmek gerekir. Bu verdiğimiz mücadele, sokaklardaki gücümüz bu ülkenin geleceğini belirleyecek en temel güçtür. Bizi yok sayanlara karşı, emeğimizi değersizleştirenlere karşı, soframızdaki ekmeğin daha da küçültülmeye çalışanlara karşı, örgütlenme haklarımıza karşı memleketimize sahip çıkacağız.”


“Vergiyi tabana yayacağız diyorlar. Devletin topladığı verginin neredeyse tamamını işçiler ödüyor. İnsaf edin! Bu ülkede eğer bir vergi politikası konuşulacaksa vergiyi tabana değil tavana yayın. Az kazanandan az, çok kazanandan çok alın. Asgari ücret tümüyle vergi dışı bırakılsın. Genel tüketim maddelerindeki KDV sıfırlamalı. Vergi yoluyla daha da yoksullaştırmaya çalışanlara karşı vergi talebini daha da yükseltmeye kararlıyız. Haklı olmak yetmez; taleplerimiz için yan yana gelmek ve mücadele etmek gerekir. Genel grev kararına biz İzmir’de hazırız”

DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı “Hep birlikte kapitalizme karşı bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Genel merkez grev kararı alırsa bu grevi tüm işçiler olarak uygulayacağız” dedi.

DİSK üyesi işçiler, “kıdem tazminatını gasp ettirmeyeceğiz”, “Ücretlerimiz artsın vergi yükümüz azalsın”, “Vergi adaleti istiyoruz”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Genel grev genel direniş” sloganları attı.

JES’e İnat, Yaşasın Hayat, Suyuma, Toprağıma Dokunma.

İzmir Valiliği tarafından, 14 Kasım tarihinde, İzmir’in 16 ilçesindeki 33 saha için yapılacak olan “Jeotermal kaynak sahası arama ve işletme haklarının açık teklif usulü ile kiraya verilmesine ilişkin” duyurusu üzerine Jeotermal Karşıtı Platformun çağrısıyla çok sayıda kitle örgütü ve Tire Başköy’lüler, Ortaköylüler, Aydın’da JES mücadelesi veren AYÇEP’liler, Foça, Urla, Ödemiş, Yeni Foça,Karaburun, Seferihisar, Güzelbahçe, Bayındır, Torbalı gibi ilçelerden gelen yüzlerce İzmirli, pankart, döviz ve sloganlarla ihaleleri protesto etti. 13 Kasım 2019 Çarşamba günü saat 12.30’da Konak Meydanında toplanarak ortak bir basın açıklaması yaptı.

EGEÇEP dönem eş sözcüsü Alime MİTAP tarafından ortak basın açıklaması okundu.

Kamu yararı gözetmeyen bu ihalelerin iptali için 14 Kasım 2019 tarihinde İzmir Valiliğine dilekçelerin verebileceği duyuruldu. Basın açıklaması metni şöyle;

BASINA VE KAMUOYUNA
İzmir Valiliği tarafından, 14 Kasım tarihinde, İzmir’in 16 ilçesindeki 33 saha için yapılacak olan
“Jeotermal kaynak sahası arama ve işletme haklarının açık teklif usulü ile kiraya verilmesine
ilişkin” ilan, bizleri endişelendirmiştir.
İzmir Ticaret Gazetesinin 30.10.2019 tarihli sayısında yayınlanan, “Jeotermal kaynak sahası
arama ve işletme haklarının 2886 sayılı Kanun uyarınca açık teklif usulü ile kiraya verilmesine
ilişkin” ilanda, İzmir ilinin, Kınık, Bergama, Kemalpaşa, Menemen, Dikili, Tire, Torbalı, Urla,
Kiraz, Ödemiş, Bayındır, Gaziemir, Seferihisar, Karaburun, Çeşme ve Aliağa ilçelerinde , “arama
sahası olarak ihale edilerek ruhsatlandırılacak sahalar” ve “işletme sahası olarak ihale
edilerek ruhsatlandırılacak Aliağa-Güzelhisar sahası, Çeşme İlçesi Çiftlik, Ovacık, Demirtaş
sahaları“ olmak üzere toplam 33 adet yaklaşık 95.330 hektarlık sahanın kiraya verileceği ve
ihalelerin 14.11.2019 tarihinde yapılacağı ilan edilmiştir.
İlanda belirtilen alanlar, Ege Bölgesi’nin verimli tarım alanlarının bulunduğu veya etki alanında
kalacak sahalardır. İzmir’in otuz ilçesinin yirmi sekizinden daha büyük olan ve İzmir İlinin yüz
ölçümünün yüzde sekizine denk gelen bir alanı kaplayan jeotermal arama ve işletme
alanlarının ihaleye çıkarılması, bölgede yaşayanlar ve üreticiler arasında büyük bir panik ve
endişeye yol açmıştır. Söz konusu arama ve işletme faaliyetinin, Ege Bölgesi’nin geleneksel
tarım ürünleri olarak bilinen ve büyük oranda ihraç edilen incir, üzüm, zeytin ve kestane gibi
birçok ürünün geleceğini tehlikeye atacağı açıkça ortadadır. Bu alanlarda bulunan
zeytinliklerin, coğrafi etikete konu olmuş, Hurma Zeytin, Enginar ve Nergiz çiçeği gibi tarımsal
ürünlerin yanısıra, koyun ve keçi sütüne dayalı süt ürünlerinin üretildiği bölgeler de olumsuz
etkilenecektir. Bu sebeple;
• jeotermal enerji ile elde edilebilecek sondaj yatırım planı ve ısı derecesinin belirsiz ve bilimsel
dayanaktan uzak olduğu,
• sondaj derinliğinin belirsiz ve maliyet hesabının da rasyonel olmadığı,
• arama-sondaj çalışmaları esnasında sıyrılacak bitkisel toprak miktarının belirsizliği gibi pek
çok konuda tarıma ve çevreye etkileri yönünden, İzmir Valiliğince, İzmir halkına somut bir
taahhütte bulunulmadığı,
• Her türlü alan kullanımının; başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 1/100.000 Ölçekli İzmir
Manisa illerini kapsayan Çevre Düzeni Planına, devamında İzmir İlini kapsayan her alt ölçekteki
plan kararlarına ve plan mevzuatına uygun çalışma yapılmadan ve planlara işlenmeden arama
ve işletme sahaların ihale edilmesinin, mer’i mevzuata ve bilime aykırı olduğu,
• Mera, zeytin yönünden özel tarım alanı, Özel Çevre Koruma Alanı, orman alanı, sulak alanlar
olması nedeniyle ilgili çeşitli kurumlardan (2872, 5216 , 2560 ve 3194 sayılı Kanunlar uyarınca
İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZSU, DSİ, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin
Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca Tarım ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kurulları, 4081 sayılı Kanun uyarınca Çiftçi Mallarını Koruma
Meclislerinden, Milli Emlak Müdürlüklerinden gerekli izinlerin alınmadığı ve hatta bu alanların
bulunduğu sahaların ayrı tutulmadığı,
• Bu alanlarda mülkiyet araştırması yapılarak, çoğunluğunu hazine arazilerinin oluşturduğu
arazilerin 4706 sayılı Kanun uyarınca sondaj-arama amacıyla kiralayacak olan yatırımcıların, bu
arazilerin 31.12.2019 tarihinden evvel %50 bedelle satın alma maksatlı kiralanma amacı olup
olmadığının değerlendirilmemesi, özel mülkiyete konu yerlerdeki çiftçi ve arazi sahiplerinin
zararlarını karşılayacak bir teminat ve tazminat bedeli öngörülerek bu teminatların ihale
bedeline yansıtılmadığı,
• Bu alanlarda jeotermal sıvının çıkartılması ve enerji üretim amaçlı kullanılması durumunda
yöredeki bitki örtüsüne, canlılara ve tarım sektörüne önemli çevresel etkisinin olacağı, gürültü
ve kükürt dioksit kaynaklı koku kirliliği oluşacağı, turizmin olumsuz etkileneceği dikkate
alınmadığı görülmüştür,
• Özellikle Çeşme Ovacık’ta İzmir 5.İdare Mahkemesinin 2018/845 E. 2019/676 K.sayılı
28.05.2019 tarihli jeotermal enerji yatırımı ile ilgili “ÇED Gerekli Değildir kararının iptaline
ilişkin yargı kararı ve dayanak bilirkişi raporu” nazara alınmadan yeniden bu yerlerin ihale
edildiği, bu durumun Anayasanın 125,138.maddeleri ile İYUK’un 27-28.maddeleri uyarınca
yargı kararına uygun işlem tesis edilmesi gerekirken yeniden ihaleye çıkılması hukuki ve cezai
sorumluluk gerektirmektedir.

• Toplumda, bu ihalelerin bir kısmının asıl amacının, turizm bölgeleri başta olmak üzere değerli
arazilere (çok ucuza) sahip olunması olabileceği kaygısı vardır.
Başta Aydın, Denizli, Alaşehir, Salihli olmak üzere, pek çok yörede jeotermal işletmeler
nedeniyle yaşanan çevre sorunları ortadayken, İzmir Valiliğinin bu ihaleleri açmasını hayretle
karşılıyoruz. Kendilerini duyarlı olmaya, ihaleleri iptale çağırıyoruz.
Tire–Ödemiş-Kınık-Kiraz ilçelerine komşu olan Aydın ve Manisa illerinde de aynı şekilde, Aydın
Çevre ve Doğa Derneği tarafından açılan davalara ilişkin jeotermal enerji santrali için
mahkemelerce verilmiş iptal kararlarının dikkate alınmaksızın zeytincilik, tarım ve hayvancılık
faaliyeti sürdürülen bu bölgelerde Jeotermal kaynak sahası arama ve işletme amaçlı yatırım
planlanmasının Anayasa ve uluslararası mevzuatla korunan yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, çevre
haklarının ihlali niteliğindeki bu idari tasarrufun hukuk devleti ilkesine ve kamu yararına aykırı
olması nedenlerinden ötürü, 14.11.2019 tarihinde yapılacak BU İHALENİN İPTALİNİ İSTİYORUZ.


İzmir halkını, çiftçilerimizi, duyarlı STK ve DKÖ’lerimizi, turizmcilerimizi ve tüm duyarlı
kesimleri, İzmir’in büyük bölümünde telafisi olanaksız zararlar doğuracağı açıkça bilinen
jeotermallere karşı çıkmaya ve bu ihalelerin iptalini istemeye çağırıyoruz. İzmir Büyükşehir
Belediyesi’ni ve ilçe Belediyelerini de bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz. Belediyeler ve
Belediye Birlikleri bu konunun takipçisi, açılacak davaların müdahili olmalılar.

Bu nedenlerle mevzuata, T.C. Anayasa’sına, Uluslararası İnsan Hakları ve Çevre Mevzuatına ve
bu sahalar ile ilgili daha önce verilmiş iptal kararlarına aykırılık taşıyan 14.11.2019 tarihinde
yapılacak ihalelerin iptaline karar verilmesini, aksi halde çevre ve insan sağlığı açısından telafisi
imkansız zararlara sebebiyet verileceğinden, dava ve şikayet v.b. hukuki yollara başvuruda
bulunacağımızı duyuruyor ve biz aşağıda imzası olan kurumlar, İzmir halkını bu konuda duyarlı
olmaya, yaşanılası bir İzmir için mücadele etmeye çağırıyoruz.

13.11.2019
EGEÇEP, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, Ziraat Müh. Odası, Kimya Müh. Odası, Makine
Müh. Odası, Jeofizik Müh. Odası İzmir Şb., İDT (İzmir Düşünce Topluluğu),
Çeşme Kent Konseyi Ekoloji Platformu, Eğlen Hoca Mahallesi Muhtarı, İZÇEP, ÜZÜM-SEN,
İzmir Yaşam Alanları, Karaburun Kent Konseyi, Ödemiş Kent Konseyi, Konak Kent Konseyi,
AYÇEP, Tire Çiftçileri, Tüm Köy Sen, CHP İl Tarım Komisyonu, Ege 78’liler Derneği,
Foça Forum. Köy-Koop.

Barış istemek, bir kişinin düşünce açıklamasıdır ve kişilerin bu fikri dile getirebilme hakları, ne olursa olsun korunmalıdır.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin TSK ve birlikte hareket ettiği ÖSO güçlerinin Suriye’deki askeri operasyona ilişkin İzmir Barosu önünde basın açıklaması yapmasına Valilik izin vermedi.

İzmir Valiliği duyurusunda; “Barış Pınarı Harekâtına karşı, İçişleri Bakanlığının belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve yerlerine kayyum atanması kararlarına karşı yapılabilecek; açık yer toplantısı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, oturma eylemi, protesto, çadır kurma, stant açma, imza kampanyası, mezar başı anma, anma töreni, şenlik, konser, eğlence, oyun temsili, gösteri vb. türdeki tüm eylem ve etkinlikler ile el ilanı, broşür, afiş, pankart, resim, flama, levha, araç ve gereçlerin taşınması ve asılması gibi eylem ve etkinlikleri”
yasakladığı belirtildi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri İzmir Barosu toplantı salonunda basın açıklaması yaptı.Valiliğin yasaklamalarını protesto etti. Açıklamaya Emek ve Demokrasi Güçlerinin yanısıra HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de katıldı.

Kurumlar adına ortak basın açıklamasını TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Melih Yalçın yaptı.
Açıklama şöyle;

“Bugün durduğumuz yer, hukuki güvenliğin olduğu bir toplumda, barış içinde yaşamı savunanların ve bunu korkmadan ifade edenlerin yanıdır.

Türkiye son dönemde çok büyük bir ekonomik ve siyasi kriz yaşamaktadır. AKP iktidarı, toplumun içinde bulunduğu ekonomik krizin kendi iktidarına yönelik oluşturduğu tehdidi, ürettiği nefret dili ve ayrımcı söylemlerle, toplumu kutuplaştırarak ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. İktidar, Suriye’de gerçekleştirdiği askeri operasyonla, ülkenin içinde bulunduğu karanlığın tartışılmasını engellemektedir.

Devlet çizdiği sınırların dışına çıkan eleştirilere tahammül edememektedir. Hiçbir zaman icraatlarına yönelik eylemlere karşı bir muhalefetin varlığından hazzetmeyen AKP, bugün ülkemize bir yıkım ve acıya sürüklerken de, demokrat ve ilericileri hukuk sopasıyla tehdit etmektedir.

Sosyal Medyada, sokakta afiş dağıtarak, basın açıklamalarıyla insanların bir arada barış içinde yaşama özlemlerini dile getirenler, gözaltına alınarak sindirilmeye çalışılmaktadır. İzmir’de geçen hafta barış istediği için onlarca kişi gözaltına alınmıştır. Hiç kimse iktidarla aynı görüşte olmak zorunda bırakılamaz. Devlet, her attığı adım, her yaptığı işle ilgili olarak, vatandaşlarına hesap vermek durumundadır. Bu hesabın sorulmasının araçlarından biri de, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı ile, bu hakla doğrudan bağlantılı olan, ifade özgürlüğüdür. Bu anlamda, barış istemek, bir kişinin düşünce açıklamasıdır ve kişilerin bu fikri dile getirebilme hakları, ne olursa olsun korunmalıdır.

Türkiye’nin taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 20 maddesi, her türlü savaş propagandasının yasalarla yasaklanmasını öngörmektedir.

Düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde şiddete teşvik etmeyen, nefret içermeyen açıklamaların sadece iktidarın politikalarını eleştirdiği için yargı mercileri tarafından suç olarak tanımlanması kabul edilemez. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan ifade özgürlüğü, toplumun demokratikleşmesi için son derece titizlikle korunması gereken haklardandır. Eşit, Özgür, demokratik bir ülkede barış içinde yaşayabilmemiz, temel hak ve özgürlüklerimizin korunmasına bağlıdır.

Bizler, yoksulun, emekçinin, ezilenin haklarını korumaya, bu uğurda mücadele etmeye devam edeceğiz.

Kamuoyun saygı ile duyurulur.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri”

Toprağıma, havama, suyuma dokunma..Kazdağları’nda tekelci kapitalist şirketin ruhsatı yenilenmesin..

Çanakkale dahil Türkiye’nin birçok yerinden gelen kitle örgütleri, Platform ve Forum temsilcileri 12 Ekim cumartesi günü İskele Meydanı’nda bir araya gelerek Alamos Gold firmanın ruhsatının yenilenmemesi için haykırdı. Kazdağları Dayanışması tarafından yapılan ortak basın açıklamasında siyanürlü altın madenciliğinin getireceği kötü sonuçlar belirtilerek; “Çanakkale’yi yaşanmaz bir yer haline getirecektir. Kirazlı’nın ruhsatı yenilenmesin!” denildi.
12 Ekim 2019 Cumartesi günü Çanakkale’de yapılması planlanan “Su ve Vicdan Mitingi” nin Ege ve Marmara Belediyeler Birliği, Çanakkale Belediye Başkanlığı ve Su ve Vicdan Nöbeti Koordinasyonu tarafından “insani ve vicdani nedenlerle” iptal edilmişti. Ancak bu açıklama “Su ve Vicdan Mitingi Tertip Komitesi” imzası ile duyurulmuştu. 12 Ekim 2019 Cumartesi günü yapılması planlanan ve Suriye’ye askeri operasyon yapıldığı gerekçesi ile iptal edilen miting için Ekoloji Birliği yanlış karar verildiğini savundu. Ekoloji Birliği temsilsinin toplantıya katılmadan ve toplantı düzenlenmeden karar alındığı belirtilen açıklamada; “Mitinge hazırlıklar hızla sürerken Suriye topraklarına yapılan operasyon gerekçe gösterilerek, Tertip Komitesi Toplantısı yapılmadan, Ekoloji Birliği temsilcisi karar alma sürecinin dışında tutulmuştur. Mitingin iptal kararı açıklanmıştır. Bu durum birlikte mücadele ve örgütlenme anlayışıyla uyuşmamaktadır ve kabul edilebilir bir tarafı yoktur” denilmişti. Kazdağları’nda yaşanan katliama dur demek için herkesi, 12 Ekim Cumartesi günü Çanakkale İskele Meydanı’nda gerçekleşecek olan basın açıklamasına davet edilmişti.
Bu davete uyan Çevreci örgütler Kirazlı Balaban mevkisinde faaliyet gösteren, iikiyüzbin ağacı kesen ve siyanürlü altın arayacağı gerekçesiyle milyonların tepkisini toplayan Kanada menşeli Alamos Gold maden firmasının ruhsatının süresi 13 Ekim’de dolması nedeniyle yaptıkları açıklamada firmanın ruhsatının yenilenmemesini istedi.
Gerçekleştirilen basın açıklamasına Körfez Dayanışması, Kazdağları Sanatçı Dayanışması, Efem Çukuru Yürüyüşçüleri, Egecep, İzmir Yaşam alanları,Ayvalık tabiat platformu, Esenyurt doğa ile dayanışma inisiyatifi, Kazdağları İstanbul Dayanışması, Yalova kazdağları dayanışması, Kazdağları kardeşliği, Ekoloji Birliği, Politek, Burhaniye Çevre Platformu, Kazdağları Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği , Gökkuşağı Dergisi, Bozcaada Forum, Gömeç çevre Platformu, Demokratik Kitle örgütleri temsilcileri ve çevreciler katıldı. Çevreciler hep bir ağızdan “Birleşe birleşe kazanacağız!”, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma!” dediler. Yapılan konuşmaların ardından gerçekleştirilen basın açıklamasında;
“Bugün burada, Kanadalı Alamos Gold Şirketi ve yerli işbirlikçisi Doğu Biga Madenciliğin, Çanakkale, Kirazlı Köyü yakınlarında, büyük bir doğa talanına sebep olduğu altın madeni projesinin durdurulması ve süresi 13 Ekim 2019 tarihinde dolacak olan işletme ruhsatının yenilenmemesi isteğimizi dile getirmek için toplanmış bulunuyoruz. Şirketin Kirazlı Balaban mevkiinde bugüne kadar gerçekleştirdiği faaliyetler sonucu, ÇED Raporunda belirtilen sayının çok üstünde en az 200 bin ağaç kesilmiş, verimli üst toprak sıyrılmış, proje alanı tel çitlerle çevrilmiş, ulaşım yolları yapılmıştır, güvenlik kulübeleri yerleştirilmiş ve bayraklar dikilmiştir. Projenin bugüne kadar geldiği aşama bile, Kazdağları ekosisteminin bir parçası olan bu alandaki canlı yaşamını bütünüyle yok etmiş, sincaplar, kuşlar, karacalar yerlerinden edilmiştir. Proje alanındaki tahribat ve yıkım ile ilgili görüntülerin basına yansımasından sonra, verilen mücadele ile hem tüm ülkemizin hem de yurtdışında yaşayan dostlarımızın dikkatleri bir kez daha Kazdağları’na çevrilmiş, on binlerce insan çeşitli kereler Kirazlı’da buluşmuştur. Bugüne kadar mücadele içinde yer alan ve destekleyen herkese çok çok teşekkür ediyoruz. Projenin bulunduğu Bölge, dünyada sadece Türkiye’de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanıdır, ayrıca Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın da su toplama havzası üzerindedir.Projenin devam etmesi halinde, kırma eleme tesisleri, siyanür liç tesisleri, atık havuzları yapılacak, cehennem çukurları açılmaya başlanacak ve Kazdağları’nda gerçekleştirilecek doğa tahribatı telafisi mümkün olmayan bir hale gelecektir.”

“Projede 47 milyon ton cevhersiz, 25.6 milyon ton cevherli, yaklaşık 70 milyon ton kaya parçalanacaktır. Toprağın sülfürlü olması nedeniyle pasa dağlarında asit maden drenajının oluşacağı büyük olasılıktır. Oluşacak sülfirik asit yani kezzap da ağır metalleri çözecektir. Yeraitı ve yerüstü suları ve onların ulaşacağı Atikhisar Barajı ve ayrıca civardaki topraklar yüzyıllarca sülfirik asit ve ağır metallerle zehirlenecektir. Bölgedeki tarım ve hayvancılık yok olacaktır. Türkiye’nin en yaşanılır kenti seçilen Çanakkale’yi yaşanmaz bir yer haline getirecektir. Proje hemen durdurulmazsa, çölleşmiş, kuraklaşmış, zehirlenmiş topraklar ve akışı bozulmuş ve kirletilmiş yeraltı ve yerüstü suları ile karşı karşıya kalacağız. ÇED Dosyasında iddia edildiği gibi rehabilite edilmeye çalışılsa ve binlerce ağaç dikilse bile Orman ekosistemi hiçbir zaman aynı eski ekosistem olmayacaktır.”

“18 bin 900 ton siyanür kullanılacaktır”
“Altın madenciliğinin tehlikelerinden birisi de siyanür kullanımıdır. Projede 18 bin 900 ton siyanür kullanılacaktır. Siyanür açık havada buharlaşacak ve ayrıca atık yığınları ve havuzların altında yer alan membranların yüzlerce ton basınç altında delinme, yırtılma, çürüme, çökme ve deprem gibi nedenlerle sızdırması sonucu yeraltı sularına ve toprağa karışacak, insan ve diğer tüm canlıların üzerinde ölüm ve hastalık saçacaktır. Çanakkale ve Yöresinin birinci derece deprem bölgesinde olması ve projenin fay hatlarına çok yakın olması ve kaza riski de dikkate alındığında, Projenin kabul edilemez olduğu aşikardır. Kazdağları’nda ve çevresinde daha onlarca proje var. Kirazlı bunlardan sadece biri. Alamos Gold ve istirakçileri Doğu Biga Madencilik firmasının Kazdağları’nda 2 projesi daha bulunuyor. Bunlardan Ağı Dağı projesi Kirazlı’nın en az üç katı büyüklüğünde. Müthiş güzellikteki kestane ve meşe ormanlarının bulunduğu bir yerde. Küresel iklim krizinin ve kuraklığın yaşanmaya başladığı günümüzde ormanlarımızı suyumuzu daha da korumamız gerekirken, Kazdağlarımızda çok uluslu TeckKominko, Pilot Inc., Chesser, Newmont gibi şirketler ve Kuzey Biga, Orta Truva, Truva Bakır gibi yerli işbirlikçileri, Koza’nın, Eczacıbaşı’nın, Koç Grubunun, Cengiz Holding’in, Bahar Madenciliğin, Yıldız Holding’in ve daha pek çok şirketin projesi var.”

“Mücadelemize kesintisiz devam edeceğiz”
“Bu aşamada Kirazlı’ya sahip çıkmak ve Kirazlı’yı durdurmak çok önemli. Kirazlı giderse tüm Kazdağları gider. Kirazlı durdurulmaz ise diğer projeleri durdurmak daha da güçleşecek. Ülkemizin her yanı hem vahşi madenciliğin, hem de sermaye yanlısı enerji politikalarının kurbanı olacak. Türkiye adeta yangın yerine dönecek. Termikler, HES’ler, RESler, JES’ler ve şaşaalı mega projelerle eşsiz ekosistemlerimiz ve yaşam alanlarımız mahvolmaya devam edecek. Mücadeleyi Cerattepe’den Edirne’ye, Bartın’dan Adana’ya, Fatsa’dan Aydın’a, Hasankeyf’ten Kışladağ’a, Samsun’dan Karaburun’a, Munzur’dan Kazdağları’na birleştirmek ve el ele olmak gerek. Madencilerin ve iktidarın her türlü karalama kampanyalarına, yaratmak istedikleri provokasyonlara, sosyal rüşvetlere karşın, hiçbir kamu yararı olmayan, karı şirketlere her türlü riski doğaya ve halka olan bu yıkım ve talan projelerine ve politikalara karşı yan yana gelecek, dayanışacak ve bu saldırılara karşı barışçı mücadelemize kesintisiz devam edeceğiz.”


“Bizler, yani yaşamdan yana olanlar, bu yıkım ve talanın hemen sonlandırılarak, Kaz Dağları’nda yapılması planlanan Kirazlı ve diğer madencilik projelerinin iptal edilmesini, Kaz Dağları ekosistemine daha fazla zarar verilmemesini istiyoruz. Anayasanın güvence altına aldığı, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkımıza dayanarak; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı-Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne sesleniyoruz: Doğu Biga Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ne ait 82225 sayılı işletme ruhsatı 13 Ekim’de süresi dolacaktır. Hukuka ve bilime aykırılığına rağmen onaylanan ÇED raporuna dahi aykırı çalışmalar yapılan bu işletmenin İşletme Ruhsatı yenilenmemelidir! Onlar ormandan gidene kadar biz Kazdağları’nı terk etmiyoruz. Kirazlı’nın ruhsatı yenilenmesin!

Efemçukuru Yürüyüşçüleri

10 Ekim Ankara Katliamını Unutmayacağız! Unutturmayacağız! Savaşa Hayır! Onlara Sözümüz Barış Olacak!


Ankara Katliamının 4. yılında yaşamını yitirenler İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından anıldı. Türkan Saylan Kültür merkezi önünde toplanan emek ve demokrasi güçleri savaşa karşı barışı savundu ve “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Onlara sözümüz barış olacak”,”Faşizme karşı omuz omuza”,”Katillerden hesabı emekçiler soracak” sloganlarını attı. Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı Dİsk Ege Bölge Temsicisi Memiş Sarı yaptı.

“Değerli Basın Emekçileri ,Kaybettiğimiz Arkadaşlarımızın Değerli Aileleri, Sevgili Dostlar;
Bundan 4 yıl önce, ülkemizi yaşanmaz hale getiren çatışma ortamının sona erdirilmesi ve barışın tesis edilmesi için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin yaptığı çağrıya kulak veren yurttaşlarımız “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için Ankara Garı’nın önünde toplanmıştı.

10 Ekim 2015 sabahında yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülücük, dillerinde barış türküleri olan onbinlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyordu. O karanlık dönemde hepimize umut veren bu coşkulu birliktelik, saat 10’u 4 geçe IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırı sonucunda bozuldu. 101 arkadaşımız hayatını yitirdi. 500’e yakın arkadaşımız yaralandı ve sakat kaldı.

Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Arkadaşlarımıza olan hasretimiz, her geçen gün daha da büyüyor
Değerli basın emekçileri sevgili arkadaşlar;
Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl Ağustos ayında 10 Ekim davası karara bağlandı ve 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Dosyaları ayrılan 16 firari sanık hakkındaki davanın üçüncü duruşması 21 Kasım’da görülecek.

Katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması taleplerimizin reddedilmesi yapılan adli işlemlerin göstermelik olarak kalması sonucunu doğurmuştur.

Saldırı sonrasında yaptığı “patlama sonrasında oylarımız yükseliyor” sözleriyle hafızalarımızda yer eden dönemin Başbakanı, geçtiğimiz aylarda “7 Haziran- 1 Kasım seçimleri arası dönemdeki defterler açılırsa birçok siyasetçi insan içine çıkamaz” açıklamasında bulunmuştur. Yargı mercileri tarafından bu açıklama hem bir ihbar, hem de itiraf kabul edilmelidir. Başta dönemin Başbakanı ve İçişleri Bakanı olmak üzere dönemin siyasileri hakkında gerekli adli işlemlerin başlatılması gerekmektedir.

Yakın tarihimizin en karanlık döneminin aydınlığa kavuşması için Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların arkasında hangi siyasetçilerin bulunduğu, Suruç ve Ankara Garı’nda yaşanan katliamların siyasal sorumlularının kimler olduğu ivedilikle ortaya çıkartılmalıdır.

Bilinmelidir ki, insanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Kardeşlerimizin hayatlarından, bizlerin acılarından oy değiştirenleri asla affetmeyeceğiz.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar;

Yakın tarihimizdeki katliamlar, siyasiler tarafından topluma empoze edilen ayrımcılık ve nefret söylemlerinin ürünüdür. Savaş söylemleri nedeniyle yitirdiğimiz canlarımızı aldığımız bugün, halkların barış içinde yaşadığı bu kadim çoğrafyaya reva görülen savaşın ve yıkımın bir örneği ile yine karşı karşıyayız. Halklarımıza ölüm, acı ve yoksulluktan başka bir şey getirmeyecek olan bu savaşa karşı durmak, barış politikalarını savunmak, bu ülkede bir daha 10 Ekimlerin yaşanmasını engelleyecek yegane politikadır. 101 canımızın, bizlere miras bıraktıkları barışı ve kardeşliği savunmak onlara ve haklarımıza borcumuzdur.

Eşitlik, özgürlük demokrasi ve barış mücadelesi, yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz

Katliamın 4 yılında bir kez daha sesleniyoruz;
Kaybettiklerimizi unutmayacağız unutturmayacağız!
Sorumlularını unutmayacağız affetmeyeceğiz!
Yaşasın Emek Barış ve Demokrasi mücadelemiz!
Yaşasın halkların kardeşliği!

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri”

Toprağımızın,havamızın,suyumuzun kirlenmesine ve tüm canlıların yaşamına yönelik soyguncu,talancı tekelci kapitalist şirketlerin ekolojik yıkımlarına karşıyız..


Efemçukuru’ndan Kazdağları’na Su,Vicdan ve Yaşam Yürüyüşü sürüyor.
Bergama Koza Altın İşletme AŞ. önündeyiz. Bu işletme hem Bergamadaki eko sisteme zarar veriyor hem de kanser vakalarında olağanüstü yükselmeye neden oldu. Bergamalı çevre sözcüsü Erol Engel basın açıklamasında önemli bir hususa dikkat çekti. “Bu şirketin toplamında 8.2 milyon metre küp hacminde siyanür içeren iki adet atık havuzu var. Bu havuzlar Bergama için büyük tehlike arz ediyor” dedi.

10 Ekim’i Unutmayacağız!


İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri
Sayfayı Beğendin · 8 saat ·

10 EKİM ANKARA KATLİAMI ANMA ETKİNLİKLERİ

10 Ekim Ankara katliamının 4. yıl dönümünde 10 Ekim Perşembe günü saat 10.04’te Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde anma ve basın açıklaması gerçekleştirilecek.

Aynı gün saat 17.30-21.30 arasında Adnan Saygun Kültür Merkezi’nde bir dizi etkinlik gerçekleştirilirken, 11 Ekim Cuma günü ise Ankara katliamında yaşamını yitirenler İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından mezarları başında anılacak. Anmalar saat 13.00’te Doğançay Mezarlığı’nda, saat 14.30’da ise Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda gerçekleşecek. Mezarlık anması için saat 12.00’de İzmir Büyükşehir Belediyesi önünden otobüs kaldırılacak.

Mustafa Şevik


MUSTAFA ŞEVİK yaşamına saygıyla..

1956 yılında Ceyhan Kızıldere köyünde doğdu. Mustafa Şevik 6 sı kız 3 erkek 9 kardeşli bir ailenin beşinci çocuğuydu, Anne ve Babası küçük aile ziraat ti ve hayvancılık ile geçimini sağlıyordu köyün tüm erkek çocukları gibi Mustafa Şevik de 7 – 8 yaşlarından itibaren Amca çocukları ile birlik de yaz aylarında büyük baş hayvan çobanlığı ve çiftçilik yapan Babası, Annesi ve Kardeşleri ile pamuk tarlaların da Irgat olarak pamuk toplama işçiliği yaptı, Ailesine yardımda bulunuyordu. İlkokulu köyünde okudu,Kızıldere köyünde yaşıtları ve sınıfın da başarılı bir öğrenci olarak anlatılıyordu.
İlk Okulu bitirdikten sonra Adana da Orta okullu Beşocak orta okulunda okudu Lise eğitimini Adana Erkek lisesinde aldı.1973-74 Eğitim yılında Liseden mezun oldu.
Üniversite sınavına girdiği 1974 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesini kazanması ile artık yalnızca bir üniversite öğrencisi değil ülkemizin içinde bulunduğu koşullara duyarlı bir yurtsever devrimcidir.

Üniversite eğitimi esnasında HALKIN KURTULUŞU hareketi içinde çalışmalara katılmış ve YDGD’ lerin kuruluşu ve dernek örgütlenmesi sürecinde aktif görev alarak mücadeleyi katılması onu YURTSEVER DEVRİMCİ GENÇLİK FEDERASYONU yönetim kuruluna taşımıştır.

Mustafa ŞEVİK artık ülkemizde mücadele alanlarında Trakya’da ayçiçeği üreticileri ile dayanışma içinde ,İzmir’de TARİŞ İşçilerinin direnişinde omuz omuza mücadele içindeydi. 1978 yılında Sivas’ta katliama karşı direnişin önderlerindendi. Çorum’da uygulanmak istenen katliama karşı Çorum halkıyla birlikte her mahallede her sokakta direnişi örgütlemiş ve katliamın daha vahim sonuçlara ulaşmasını engellemiştir.

Küçük çiftçilerin üretikleri ürünün karşılığını alamamaları ülkemizin tüm yoksul köylülerinin ortak sorunuydu.Karadeniz bölgesinin tütün, çay ve fındık üreticileri Tekel, FİSKOBİRLİK ve Çay kurdan ürün bedelini alamıyorlardı.

1 Eylül 1980 tarihinde Rize Pazar’da çay üreticilerinin haklı taleplerini haykırırken miting alanında kontr-gerilla mensupları tarafından sinsice vuruldu. Ağır yaralı halde yoğun işkenceye maruz kaldı.Rize’den ambulansla Trabzon’a sevk edilirken yaraları tekrar kanatıldı. İşkence altında, 5 Eylül 1980 tarihinde ölümsüzleşti. Onurlu ve şanlı mücadelesinin önünde saygı ile eğiliyoruz.

UNUTMA, UNUTMAK İHANETTİR.

Faşizm yenilecek, emekçiler kazanacak!

12 Eylül faşist cunta yönetimi, TBMM’ni, siyasi partileri, sendikaları, kitle örgütlerini kapatmış, işçi sınıfının ve emekçilerin sermayeye karşı grevlerini direnişlerini yasaklamıştı. Yüzbinlerce insan gözaltına alınmış işkenceden geçirilmişti. Askeri cezaevleri ve emniyet müdürlükleri işkence merkezleri haline gelmişti
Faşist Askeri Cunta iktidar döneminde hertürden zulüm,zorbalık,ve hukuk dışı eylemler devleti yönetme ekseni oldu.
Araştırmalara göre 12 Eylül Askeri Darbesi’nin toplumsal ve siyasal bilançosu şöyledir:
1 milyon 683 bin kişi ‘fiş’lendi.
650 bin kişi gözaltına alındı.
Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.
517 kişiye idam cezası verildi.
259 kişinin idam dosyası Yargıtay’ca onandı.
49 kişi idam edildi
71 bin kişi 141, 142 ve 163’den yargılandı.
98 bin 404 kişi ‘örgüt üyesi’ olmak suçundan yargılandı.
388 bin kişiye pasaport verilmedi.
14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
300 kişi ‘kuşkulu bir şekilde’ öldü.
171 kişinin ‘işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlandı.
14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için yaptıkları ‘açlık grevi’ sonucu yaşamını yitirdi.
30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
1402 sayılı yasa nedeni ile 3 bin 854 öğretmenin ve 120 öğretim görevlisinin işine son verildi.
1402 sayılı yasa nedeniyle 9 bin 400 kişi kamu görevinden atıldı ya da sürüldü.
47 yargıç görevden atıldı.
7 bin 233 devlet görevlisi bölgeleri dışına sürüldü.
937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu.
İstanbul’da gazeteler toplam 300 gün yayımlanmadı.
13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
31 gazeteci cezaevine konuldu.
Gazeteciler hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazetecilere toplam 3 bin 715 yıl hapis cezası verildi.
300 gazeteci saldırıya uğradı.
3 gazeteci öldürüldü.
49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu için imha edildi.(1)

Bugün 12 eylül yönetim çizgisi her anlamda sürmektedir. Parlemento işlevsiz kılınmıştır. Kararnamelerle ülke yönetilir duruma gelmiştir. Seçilmiş belediye başkanları görevden alınmakta ve yerlerine kayyum atanmaktadır. Binlerce kamu çalışanı ve akademisyen yargı kararı olmaksızın mağdur edilmiştir. Üniversiteler ve okullar liyakat, birikim ve akademik kariyere bakılmaksızın iktidarın yandaş memurlarınca yönetilir duruma getirilmiştir. Eğitim sistemi yap-boz politikalarıyla yönetilmektedir. Eğitim ve öğretim de laisizm tasfiye edilmiştir. Sağlık sistemi tamamen katkı adı altında paralı hale getirilmiştir. Halk sağlığı büyük bir tehdit altındadır. Doğa, yeraltı-yerüstü milli zenginlikler talan edilmektedir. Ormanlarımız maden ve altın uğruna çokuluslu şirketlerin talanına açılmıştır. Jeotermal enerji adı altında Aydın ovası bitirilmek istenmektedir. Ormanlarımız korunmamakta ve heryıl binlerce hektar orman yakılmaktadır.. Yangın söndürmek için teknik araçlar helikopter vb. yetersizdir. Bütün komşu ülkelerle sorunlu bir dış politika izlenmektedir. Suriye’nin içişlerine karışan ve iç savaşın tarafı olan bir askeri-siyasi bir politika izlenmektedir. Tarım bitirilmiştir. Sorunlar saymakla bitmemektedir. Emekçiler, işçiler düşük ücretler ve hayat pahalılığı karşısında güç durumdadır.
Emek ve demokrasi güçlerinin birleşik örgütlü mücadelesiyle bir çıkış bulmak mümkündür.
(1) Tihv Dökümantasyon

Faşizme ve savaşa karşı omuz omuza mücadeleye..

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yapacağı mitingle ilgili DİSK Ege Bölge Temsilciliği binasında basın toplantısı yaptı.

Açıklamayı DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı yaptı.

“Basına ve Kamuoyuna

Insanlık bilim ve teknolojide ilerlemeye devam ediyor. Mars’ta yeni yaşam tasarımları yapan insanlık, her gün yeni bir buluş ve icat peşinde. Tüm bu bilimsel gelişmeler kimi zaman gündelik hayatı kolaylaştırmakla birlikte, olması gerekenin aksine savaşları durdurmadı. Yüksek teknolojili silahlar, İHA’lar ve Türkiye’de S-400 füzelerinin alınması gibi; emperyalist -kapitalist sistem silahlanmaya ve dünyada ezilen halkları savaş politikalarıyla zapturapt altına almaya devam ediyor. İnsanlığın bilimsel olarak ilerlemesi savaşları kendiliğinden yok etmiyor. Dünya çapında silahlanma giderek artıyor, bizim gibi az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere daha fazla silah satmak için emperyalist ülkeler her geçen gün yeni bir savaşçı politika üretmekten kaçınmıyor. Son on yılda IŞİD barbarlığının kana buladığı Ortadoğu’da, milyonlarca insan yurtlarını, köylerini terk etmek zorunda kaldı. On binlerce insan sebebini bile bilemedikleri savaşta yaşamlarını yitirdiler.
Türkiye’de de siyasal iktidar dünyadaki emperyalist paylaşım politikalarının paralelinde başta Kürt sorunun demokratik çözümü ile ilgili adımları yani müzakere süreçlerini ortadan kaldırarak milliyetçi, tekçi bir anlayışa yöneldi. Toplumsal muhalefetin demokratik barışçıl yöntemlerle yapılmasına tek adam rejimi ve OHAL KHK’leriyle darbe vuruldu. İşçilerin, emekçilerin hak arayışlarının engellendiği, grevlerin yasaklandığı, tüm toplumsal kesimlerin baskılandığı, korkunun, savaş dilinin egemen kılındığı, halkın iradesinin gasp edildiği, seçimlerin araçsallaştırılarak halkın demokrasiye, hukuka, adalete, bir arada yaşamaya inancının yok edilmeye çalışıldığı bir süreçte; her şeyden fazla barışa ve demokrasiye açız.

Dünya halklarını zapturapt altına alan İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanı katleden Hitler faşizmini; insanlığın yenmesinin 74. yılında “Faşizme ve Savaşa Karşı Demokrasi ve Barış” için 1 Eylül pazar günü saat 18 de Gündoğdu Meydanında yapacağımız mitingde buluşuyoruz. Bir barış kenti olan İzmir’de tüm İzmir halkını barışı demokrasiyi savunmaya davet ediyoruz.
Faşizm kaybedecek insanlık kazanacak

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri”